Keşke Duysaydı / Munise Bayer

Sırt üstü yatıyorum, tavanı izliyorum. Tavanı izlerken gözüme bir çekirge takılıyor. Tavanda nasıl duruyor bu çekirge hep şaşırıyorum. Bıkmadım bu çekirgeleri izlemekten, tavandaki o ağacın arkasına girip oradan toprak dökerek bir kaybolup bir çıkması ilginç geliyor bana. Pencereden dışarıya bakıyorum. Dışarıda hava kararsız. Bir güneş bir bulut gelip gidiyor. Şu güneşi de hiç sevmem keşke hep kar olsa her yer. Kar olunca ortalıkta kimseler olmuyor, sanki insan olmayınca bu köy daha güzel görünüyor. Dışarıya bakmaktan vazgeçip pervaza gözüm takılıyor, yeşil, çok çirkin bir yeşil. Annem boyadı, boyarken camlara bulaştırmış hep. Zor nefes alıp verirken hâlâ böyle şeylerle uğraşmasını da anlamıyorum zaten. Pervazları boyamaya gelince boyuyor ama bulaşığı, çamaşırı hep ben yıkıyorum.  Bazen ağlıyor. “Küçücüksün kızım, sana iş yaptırıyorum diye bana kızma.” diyor. Ona kızmıyorum çünkü çok hasta biliyorum. Ama ben daha 8 yaşındayım, okuldan gelince bulaşık yıkamak falan yoruyor beni.  Bir de bulaşıkları evin önünde yıkıyorum, üşüyorum. Herkesin evinde mutfak dedikleri ayrı bir oda var bizde yok. Bizde niye yok diye soramıyorum, çünkü annem her şeye ağlıyor. Zaten bazen geceleri çok ağrısı oluyor. Hatta bir gece bana sen kimin kızısın, diye sordu. Şaka yapıyor sandım ama şaka olmadığını sonra anladım. Babama anlattım babam bana annenin çok ağrısı var kızım o yüzden ilaç kullanıyor, o ilaçlar bazen kötü etki yapıp annene bazı şeyleri unutturuyor, dedi. Annelere hangi ilaç çocuğunu unutturabilir ki? Ne kadar kötü ilaçmış bu. Neyse o kadar da kötü değildir herhalde çünkü annemin ağrısını da dindiriyormuş. O ilaç annemin ağrısını hep dindirse, beni unutsa da olur ben ne yapar eder hatırlatırım kendimi anneme.

Biraz önce evde kimse yoktu şimdi ağabeyim var, o da yatıyor. Sanırım o uyuyor. O yokken dans ettim.  Gömleğimin altını bağlayıp göbeğimi açıp televizyondakiler gibi göbeğimi oynattım. Çok eğlendim. Zaten ben hep böyle kendi kendime eğlenirim. Arkadaşlarım var ama onları sevmiyorum. Çünkü onlar evde bulaşık falan yıkamıyorlar, onları çok kıskanıyorum. Benimle dalga geçiyorlar bulaşık yıkadığım için. Bunu da anlatamıyorum anneme ağlar diye, kendi kendime üzülüyorum.

Kapıya vurdular, ağabeyim uyandı. Sessizce kalktı. Komşu teyzeler gelmiş bir şeyler konuşuyorlar ağabeyimle. Telefondan bahsediyorlar, bu telefon dedikleri nasıl bir şey acaba henüz hiç görmedim. Sanırım annemden haber var bu telefon denen şey vermiş haberi, çok tuhaf geliyor bana telefon denen şeyin bir şeyleri haber vermesi. Ağabeyim yanına çağırdı beni, babamın yanına yolladı. Yanımda Tuğba var beraber ormandan yukarıya doğru yürüyoruz. Babam orman işletmesinde çalışıyor, hep nöbette onu hiç göremiyorum. Şu an onu göreceğim için çok mutluyum. Belki onu ikna ederim bu gece birlikte uyuruz.

Evimizin yukarısındaki yokuşun sonundayız, babamı görmeme az kaldı. Tuğba bana başın sağ olsun, diyor. Bu da ne demek şimdi? Anlamadım diyemiyorum düşünüyorum iyice ne anlama geldiğini, bulamıyorum. Evet şimdi hatırladım biri ölünce söylüyorlardı. Benim anlamamla Tuğba’nın, annen öldü, demesi aynı anda oluyor. Annem öldü. Tuğba’dan o an nefret ediyorum. O demese annem ölmeyecekti gibi geliyor. Gülümseyerek annen öldü dedi. O gülümsemesini hiç unutmayacağımı anlıyorum.

Gözümde annem canlanıyor bir anda.  Simsiyah saçları incecik bedeni. Çok zayıftır annem ve diğer annelere hiç benzemez.  Nedense göğüsleri küçücük benimkiler gibi. Sadece bu tuhaf geliyor bana, ama olsun yine de çok güzel.  Güzel olması için diğer anneler gibi göğsünün büyük mü olması gerekiyor? Belki bu da hastalığı yüzündendir diye ona da hiç soramadım zaten göğüslerinin neden küçük olduğunu.

Koşarak babamı bulmaya çalışıyorum hiç sesim çıkmıyor, soğuk soğuk terliyorum. Omuzlarıma çuval koydular sanki bir ağırlık var. Korkuyorum, ağlıyorum. Ölenleri toprağın altına koyuyorlar, annemi toprağın altına koyacaklar diye ağlıyorum. Babamı buldum sonunda, annem öldü diyorum babama ama bana hiç tepki vermiyor, beni kucağına alıyor. Birlikte eve geliyoruz ben ağlıyorum o gözlerimin yaşını siliyor ve hep öpüyor gözlerimden.

Ev çok kalabalık, komşu teyzelerin ve amcaların hepsi burada. Ben iyice korkuyorum, ölüm çok tuhaf geliyor, anlayamıyorum. Hiç kimse gelmezdi bize, şimdi neden geliyorlar? Bazı teyzeler evi süpürüyor, bazıları bulaşık yıkıyor. Bu zamana kadar kimse gelip yapmadı bu işleri şimdi neden yapıyorlar?Yapmaları için annemin ölmesi mi gerekiyordu? Onlar mı oldu bu evin annesi, anlamıyorum. Korkuyorum, ağlıyorum.

Annemi yıkıyorlarmış öyle söyledi Mümine teyze. Bakmaya çalışıyorum göstermiyorlar, korkarmışım, öyle diyor. Sonunda bir yerden, küçük bir delikten bakıyorum, bembeyaz tenini görüyorum. Ölmek nasıl ki anlayamıyorum, uyuyor annem. Yıkarken nasıl uyanmıyor aklım almıyor. Yine mi o ilaçlar uyuttu annemi? Şimdi ne olacak diyorum, gömüleceğini söylüyorlar. Annem uyuyor ölmedi, toprağın altına koymayın, oradan çıkamaz, diye ağlıyorum. Bağırıyorum onlara bana hiç kızmıyorlar. Bana acıyarak bakıyorlar, çocukları da bana böyle bakıyordu, bu bakışları sevmiyorum, artık hiç kimseyi sevmiyorum, hepsinden nefret ediyorum. Bana acıyarak bakan herkesten nefret ediyorum.

Annemi gömdüler. Ne yaptıysam, ne kadar ağladıysam dinletemedim. Eve döndük, babamın kucağında oturuyorum. Tahtadan yapılma derme çatma masanın ayağına annemin saati takılmış, eğilip alıyorum. Babam görüyor, elimden alıp koklayıp hüngür hüngür ağlıyor. Babam ilk kez ağlıyor ve ben ilk kez bu kadar üzülüyorum. İçimde bir yanma boğazımda bir tıkanma hissediyorum. Ben de babama sarılıp ağlıyorum. Babam hiç ağlamamalıydı.

Herkes gitti, kimse kalmadı. Ağabeyim de yok ortalarda. Yine her zamanki gibi bomboş ev. Çok kötü bir his var içimde, hep kötü şeyler olacak gibi ve artık hep korkarak yaşayacağımı sanıyorum. Ben sabaha kadar uyudum, sanırım babam hiç uyumamış. İşte giydiği turuncu renkli, parlak şeritli iş elbisesi ile duruyor hala. Uyumadığını oradan anlıyorum. Bana bal getiriyor koca bir cam kâsede. Yiyemiyorum. Aklımda hep ölüm var. Annem öldüyse babam da ölebilir diye korkuyorum. Annemin ölmesine üzülmekten çok babamın ölmesinden korkuyorum. Babam da ölürse ben ne yaparım?

Aylarca rüyamda babamın öldüğünü görüyorum. Her gece ağlayarak uyanıyorum. Artık babam evde kalıyor, seviniyorum. Ama şimdi de annem yok, üzülüyorum. Gece yatarken babamın elinden tutup uyuyorum. Sanki böyle yatınca babam ölmeyecekmiş gibi geliyor. Ölüm ne kadar zormuş ve ne kadar berbatmış. Arkadaşlarımın yüzündeki alay gibi teyzelerin amcaların bana acıyarak bakması gibi berbat bir şey. Lütfen Allahım babam ölmesin!

Aradan on yıl geçti, yine güneş var havada ve babam dizlerimde öldü. Allah beni duymadı. Keşke duysaydı. Ve güneşle aramız artık hiç düzelmeyecek.

31 Yorum Keşke Duysaydı / Munise Bayer

  1. cancağızım, ne kadar da küçük, kırılgan ama mücadeleci bir kız bu… kendi ayakları üzerinde dimdik durabilmiş, zorluklara göğüs gerebilmiş… bu akşam en ufak şeyleri kendime dert edinmişken bu öyküyle tekrar hayat buldum.yaşanılan tüm acıların geride kalabilmesi dileğiyle, içindeki o umudu hiç yitirme 😉

  2. Mükemmel diyeceğim çünkü her kelimesiyle mükemmeli hak ediyor tabi (bana göre) lanet olsun ağlattın beni:(

  3. Okurken duygulandım gururlandım, üzüntüne ortak olmaya çalıştım. 8 yaşındaki Munise geldi gözlerimin önüne hep. 15 yıl önceki hali. O zamandan belliydi kızımın çok başarılı olacağı. Yürekten kutlarım. Meslek yaşantımda özel öğrencilerden biri oldun hep.

    • Hocam çok teşekkür ederim. Yorumunuz beni mutlu etti. Emeğiniz büyük, biz de bu emekleri unutmayıp umarım emeklerinize layık oluruz.

  4. Her satiri okurken yaşatmayı başaran cok içten sıcak bir paylasim olmus ellerine yüregine sağlık güçlü kadınlar bu dünyada en büyük farklari yaratir sende bunun bir örnegisin basarilar dilerim munise..

  5. En çok çocuklar dokunuyor yaralarımıza ya da zaten insanın çocuk yanı yaranın ta kendisi oluyor bazen. Sevgili Munise öyle güzel ve dokunaklıydı ki, içimdeki hiç büyümeyen çocuğun gözleriyle okudum öykünü:))
    Umut ve sevgimle selamlar

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.