Kele/bek-lemek / Erhan Yıldız

“Büyüyünce doktor olup kardeşini iyi edeceğim.”

“Ya kelebeklerde hayal kuruyorsa senin gibi?”

“Güneş batmak istemez ki o zaman.”

“Neden peki?”

“İkisi arkadaş olmuşlar çünkü. Sen söylemiştin bunu. Kelebek, kanatlarını takınca çok az bir zaman yaşayabiliyormuş. Bunu bildiği için bir plan kurmuş. Eğer güneşle arkadaş olursa onu ikna eder, güneş artık batmazmış. O da daha uzun bir süre yaşar, hayallerini gerçekleştirebilirmiş. Kanatlarını takmış, salına salına uçarken, güneş, ona âşık olmuş ve demiş ki:“ Gittiğim her yere gelirsen daha uzun yaşarsın.”

Kelebek, bu sırrı bütün arkadaşlarına ulaştırmış galiba…

****

Gece, karanlıkta yalnız kalan kelebekleri camdan içeri alıyorum artık. Onlar güneşin hızına yetişemeyenler. Lambanın etrafında bir süre dönüyorlar -Ecel ilk önce kanatlarına uğruyor galiba-Daha sonra birdenbire yoruluyorlar.

İnsan da günü gelir, yorulur aslında.

Her insan yorgun ölür. Kalanlar dargın olur. Gidenlere…

Kapı komşum Mahir’i de göremez oldum artık. Hâlbuki “Benden önce gitme ha.“ derdi hep. Teker teker kayboluyor herkes. Küsüp gidiyorlar. Mahalle maçları gibi dargın ayrılıyoruz artık sevdiklerimizden.

Çocukken, kelebekleri büyük bir hayranlıkla izlerdim. Ölümü, ilk onları gözlemlerken fark ettim. Eğer yakalarsam uçamazlardı. Ben de dokunmaya kıyamaz, uzaktan bakardım. Acaba bu kanatları kim veriyordu onlara. Benim düşüncem, satın aldıkları yönündeydi. Sonuçta para her şeyi alıyordu! Arkadaşlarıma hayal dünyamı masal gibi anlatırdım. Onlar da pür dikkat beni dinler, daha sonra anlattıklarımı delil gösterip beni inandırmaya çalışırlardı.

Ben kim miyim?

“625 Tunahan”

“Burada”

“Sen buradasın da ödevin nerede oğlum?”

“Şey öğretmenim. Akşam elektrikler gitti de…”

“Çöp kovasına hemen.”

İnsan, geçmiş denilen hapishaneye bu yaşında mı kapanır bilmiyorum. Beklemekle geçiyor şimdi bütün günlerim. Neyi mi? Yaklaşmakta olanı… 50 yaşında, hasta, yolunu kaybetmiş bir ulak gibiyim artık. Ölümü gör-e-meyen gözlere haber taşıyan bir ulak.

Kızım, beni yanında görmek istiyor. İlaçları ihmal ediyormuşum. Bu yüzden sürekli kâbus görüyormuşum falan. Ama ben hep bir yolunu bulup yalnız kalmayı tercih ediyorum. Kimseye ayak bağı olmadan ölmek. İşte en büyük erdem bu.

“Merak etme. Öleceğim günü sadece kuşlar biliyor.”

“Yine ne konuşuyorsun baba kendi kendine?“

Derli toplu bir hayatım olmadı hiç. Bırak dağınık kalsın, modundaydım hep.

“Yatağını toparlayıp aşağı gel Tunahan. Haydi, daha kardeşinin mezarını ziyaret edeceğiz.“

“Anne ben acıları toplarım, odamı değil…“

Onlarla yatar, onlarla kalkarım. Bugünü yorgan yaparken geçmişi koynuma alırım. Heybemde çıkarılmayı bekleyen onlarca sabırsız anı var. Komşunun yaramaz çocuğu gibi, kapımı çalıp çalıp kaçıyorlar. Mesela geçen gün babam aradı. İşleri uzun sürecekmiş. Bir ay daha gelmeyecekmiş. Onunla yaptığım son konuşma olmuştu. Üç gün sonra gittiğini söylediler. Evimizi hiç bu kadar kalabalık görmedim. Beni gören, yanaklarıma öpücük konduruyordu. Cebime para koyan bile olmuştu. O parayı saklıyorum. Ve yanağıma konan öpücükleri…

Dedim ya insanlar gidiyor işte. Giderken de ardında sadece hatıraları kalıyor. Bırakılacak en kötü miras anılardır. Hep sizinle gezerler ama dokunamazsınız. Gözlerinizi kapamanız yeterli olur sadece. İşte oradalar… Tek tesellim fotoğraflar. Bizi güldüren bir tek şey var, o da fotoğraf makinesi galiba. Hangi albümü açsam bir tebessümdür alıyor. Gülen yüzlere ağlayarak bakmak… Bu da kaderin cilvesi olsa gerek.

Ben anıları toplarım.

Geçen akşam, sevdiğim kızın ağabeylerinden yine dayak yedim. Kan ter içinde uyandım. Tavana bakıp saatin tıkırtısını dinledim saatlerce. Gitmek istedim. Kendi isteğimle. Özgür irademle. Sessiz sedasız gitmek. Belki beni sevenler üzülür ama olsun. Unutur insanoğlu bazen en sevdiklerini bile. Başını okşadığım bir köpek gelir aklıma da öylece cayarım hemen düşüncemden.

Ben anıları toplarım…

“Neden gülüyorsun Tuna?”

“Hiç. Durup dururken maymunlar geldi aklıma.”

“Maymunlar mı?

“Yağmur ne güzel yağıyor değil mi?”

“Evet. Yürüyelim mi biraz?”

“Nasıl istersen.”

****

Ben anıları toplarım.

“Saat kaçta?”

“Bir saat sonra.”

“Seninle gelemem. Biliyorsun.”

“Görüşürüz o zaman.”

“Belki…“

****

Saat gecenin üçü. Tik tak

Gözlerim açık. Tik tak tik

Yatağımdan doğrulup banyoya giriyorum. Tik tak tik tak

Bu sabah can dostum Karabaş’ı göremedim. Tik tak tik tak tik

Jilet gözüme çarpıyor. Tik tak tik tak tik tak

Anılar öksüz kalır, insan ölünce. Acı, mirasımdır geceye…

Fotoğraf:https://www.kisa.link/LkSW

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.