sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Karanlık Bir Kuyu Çocukluğum / Sema Kahraman VURUCU

01 Nisan 2019 0

Duydum ki yıllar sonra dönmüşsün kürkçü dükkanı misali, kaçtığın kente. Belin bükük, dilin lal, bakıma muhtaç, biçare… Ömrünün son demlerinin sığınağı kentte, kimseler yokmuş yanında. Küslüklerin baki. Yıktığın duvarları yeniden yapacak gücün var mı? Bir kızın vardı hatırlar mısın? Sevgiline mektuplarını taşıttığın.

– Annen gelmiş duydun mu? Tek başına, bir sabah çıkagelmiş, kimselerin haberi yokmuş.

– Sen de bir sabah habersizce çık git kapısına. Yılların kapatamadığı yaralarımla geldim anne, de. Bir kızın vardı hatırlıyor musun?

Yılların kapatamadığı yaralarımla geldim. Aç kapıyı. Dilin susmuş, bedenin naçar. Aç kapıyı!

  Hastane bayırındaki tek katlı evin zili gecenin gündüze döndüğü saatlerde acı bir çığlık gibi çalıyordu.  Besime, korkuyla gözlerini açtı. Kimdi bu saatte kapısına dayanan. Evin duvarlarını delecekmiş gibi giderek yükseliyordu zilin sesi.  Yatağın başlık kısmına sırtını dayadı, düşmekten korkarcasına usulca halıya bastı. Çok soğuktu gece, altında zor ısındığı üç kat yorganı üzerinden sıyırdı. Yün hırkasını geceliğinin üzerine geçirdi. Düşmekten korkarcasına yavaş adımlarla kapıya yöneldi. Kimdi bu saatte, yüreğini ağzına getiren.  Zorlukla ayaklarının ucuna basarak yükseldi, burnunun ucunu kaldırıp kapı deliğinden baktı. İncecik

kayseri escortescort bayanporno

bedeniyle genç bir kadın duruyordu kapıda. Yüzünü tanıyabilmek için iyice yapıştı deliğe, iki çift göz, simsiyah sürmeli. Eskiden bir iz bu bakışlar. Kalem gibi çekilmiş kaşların perdelediği… Küskün, öfkeli… Dimdik bakıyor eskisi gibi.  Kömür karası saçlar, düzgün taralı, iki yana dökülü. Kalbine bıçak saplanır gibi, derin bir acıyla gözlerini ayırdı. Nefes alış verişi hızlandı. Acısını dindirmek istercesine eliyle kalbine bastırdı. Allah’ım Şükriye mi bu genç kadın? Yıllar sonra, nasıl olur? Yorgun kalbim nasıl dayansın? Kısa bir aradan sonra tekrar ısrarla çalmaya başlayan zilin uyarıcı etkisiyle kapıyı açtı.  

İki büklüm bedeniyle karşısındaydı. Aklında en çok kalan ela gözlerinin şehlalı parlaklığı, iyice ufalan gözlerinin içine kaçmış. Yaşamaktan bıkkın yüzüne yaraşır ölgün bir ifade yerleşmiş bakışlarına. Tanıdın mı? Kızınım ben. Şükriye, dokuz yaşında karlı bir günde terk ettiğin kızın. Zamansız büyüyen. Kapındayım işte. Hayatın karanlığına bıraktığın, dönüp bir kere bakmadığın kızın. Karanlık kuyulardan çıktım,  büyüdüm, kadın oldum, senin olamadığını oldum. Anne oldum.

Dimdik bakışlarını annesinin gözlerinin içine dikmiş, yüreğini parçalamak istercesine bakıyordu. Kapıyı kapatmayı ikisi de unuttu. Aralık soğuğu kapıdan sızıyor sızmasına da  duygu yoğunluğundan ısınan bedenlerini üşütemiyordu. Besime, konuşmayı unutan dilini zorladı, külçe gibi ağırdı, anlamsız hırıltılar döküldü ağzından. Buğulanan gözlerinde geçmişin elalı ışıltılarını görür gibi oldu Şükriye. Bir adım atan annesinin kendisine dokunmasına fırsat vermeden sert adımlarla evin salonuna yöneldi.

Hayal meyal çocukluğunun komşu Cemil Abisi’nin evi. Koltukların solmuş renkleri geçmişi perde perde bugüne taşıyordu Şükriye’nin zihninde.  Evlerine yıldırım gibi düşen Demirci Cemil. Her fırsatta eve çağrılan, yasak sevgili… Cemil Abi’ni kahvaltıya çağır, Cemil Abin revaniyi çok sever, çay da koydum…   

Cemil Abi’nin salona buyur ettiği, iki yandan örgülü saçları kırmızı ördekli tokalı küçük kız çocuğu Şükriye. Annesinin mektuplarını taşıyan. Fatura zarfı diye tutuştururdu eline. Cemil Abi’nin, faturaları alınca duyduğu heyecana anlam veremez, bir köşede merakla izlerdi. Zarfı açışını, okurken gözlerinden taşan erkeksi coşkuyu, kara bıyıklarının altından belli belirsiz gülümsemesini… Yanı başında oturuyordu çocukluğu. Karanlık bir kuyuya atılmış. Öfkeyle kasıldı.

Arkasından yavaş adımlarla salona gelen annesine dimdik baktı. Gel otur Besime Hanım. Tanıdın mı beni? Sana çocukluğumu getirdim. Beni bıraktığın günkü bakışlarımla bakıyorum sana. Dokuz yaşımdaydım. Ayazın pencereleri zorladığı o soğuk kış gününde gözümü annesizliğe açtım. Büyüdüm sen yoktun, evlendim sen yoktun, anne oldum sen yoktun. Yaşadım sen yoktun. Sana söyleyemediğim sözcükler karanlık bir kuyuda yığılı kaldı. Kalbimi körelten, sevdiğim adamı, kızımı mutsuz eden bir karanlık bu. Senin karanlığın.

Güçsüz bedenini doğrultamadan kanepede iki büklüm oturuyordu Besime. Yarattığı enkazın ağırlığını taşıyamıyordu. Gözyaşlarıyla perdelenen gözlerini Şükriye’nin gözlerinden kaçırıyordu. Evin boş holünde Cemil’in hayali gözlerini dikmiş şefkatli bir yumuşaklıkla bakıyordu Besime’ye.   

Gözlerimin içine bak Besime Hanım. Beni pamuklara saran bir kocam var biliyor musun, dünyalar güzeli bir kızım. Beni attığın o karanlık kuyudan çıkamadıkça, ben onları da mutsuz ediyorum.

Besime, Şükriye’nin son sözlerini duyunca, daha fazla dayanamadı, zorlukla doğruldu, yavaş adımlarla yatak odasına yöneldi. Duygularının ağırlığı altında ezilen güçsüz bedenini sürükleye sürükleye ilerledi. Holün köşesini dönünce Şükriye’nin de görüş açısından çıktı. Aceleyle yataktan kalkınca perdeleri açmamıştı, odanın içinde puslu bir aydınlık vardı. Pencerenin kenarındaki sandığı  açtı, küçük bir ahşap kutunun içinden sararmaya yüz tutmuş zarfı çıkardı. Göğsüne bastırdı. Bir süre öylece kaldı. İçinde çoğalan cümleleri yıllar önce yazmış, kızına vereceği günü sabırsızlıkla beklemişti. Şimdi tam sırasıydı işte. Nereye kayboldun Besime Hanım, zor mu geldi enkazını görmek? Şükriye’nin öfkesi, nisan yağmuruyla kabaran nehir suyu gibi dinmek bilmeden taşıyordu yüreğinden.  Besime’nin yalvaran gözlerle uzattığı zarfı aldı. Üzerinde “Kızım Şükriye’ye yazıyordu. Ne bu şimdi, içeriye gidip bana mektup mu yazdın? Bir yandan söyleniyor bir yandan da heyecanla zarfı açıyordu.

“Biricik Kızım

Şükriye’m, hep güzel haberlerini alıyorum. Başarılı bir öğrenci olmuşsun. Babanla mutlu bir hayatın var. Biliyorum beni hayatın boyunca affetmeyeceksin. Affetmeni de beklemiyorum. Sadece anlamaya çalış canım kızım. Evlendiğimde on altı yaşındaydım. Görücü usulü, sevmeden, istemeden evlendim. Babanın hiçbir suçu yok. Çok sevdim Cemil’i kızım. Anlatamayacağım kadar çok. O sevgi yüreğimdeyken ben seni de babanı da mutsuz ederdim. Bunu size yapamazdım. Kendime de yapamazdım. Niye beni yanına almadın diye sorabilirsin. Kendime güvenemedim kızım. Çok toydum, ne yaşayacağımı bilemiyordum. Babanın yanında daha güvende kalırsın diye düşündüm. Yanılmadım da. Ona saygım sonsuz. Seni korudu, kolladı, benim yokluğumu hissettirmeden büyüttü. Canım kızım, hayatınıza karanlık bir gölge olmaktan korktuğum için seni hep uzaktan izledim. Yanına sokulamadım. Bir gün bu satırları okursan, sana sevgisini her gün yüreğinde büyüten bir annenin acısını anla.  Beni affetmeni beklemiyorum kızım, sadece anla. Mutlu ol, güzel kızım. Çok mutlu ol.

                                                                                                                                                         Annen”

Tekrar tekrar okudu mektubu Şükriye.  Annesinden gelen küçücük bir şefkat kırıntısıyla yüreği allak bullaktı.  Kalbinin hafiflediğini hissediyordu.

Kapının eşiğinden sızan gün ışığı karanlık kuyusunu usulca aydınlatıyordu.   

Fotoğraf:http:// https://www.kisa.link/LGtJ



BENZER KONULAR
YORUM YAZ