İsmail Biçer: “Rüyalarına hâkim olmuş biri için her gece yeni bir maceradır.”

İsmail Biçer:  Rüyalarına hâkim olmuş biri için her gece yeni bir maceradır.”

Söyleşi: Ayşegül Kaya

 

Bazen öyle rüyalar görürüz ki, hiç bitmesin ya da tekrar uykuya daldığımızda kaldığı yerden devam etsin isteriz. Düş Cambazı kitabının yazarı İsmail Biçer ile her birimizin hayatının vaz geçilmez parçası olan rüyalar ve onlara hâkim olabileceğimizi anlatan kitabı üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. Teşekkür ediyor ve kendisini dinliyoruz.

 

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kendinizden bahseder misiniz?

1983 Eskişehir doğumluyum. Öğrenim hayatımı Eskişehir’de sürdürdüm. Osmangazi Üniversitesi’nde Elektrik-Elektronik Mühendisliği okuduktan sonra 2015 yılında Raylı Sistemler Kontrol ve Sinyalizasyonu alanında yüksek lisans yaptım. Halen özel bir firmada Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak çalışmaya devam ediyorum. Beş yıldır evliyim.

Edebiyat dünyasına Düş Cambazı ile ilk adımınızı attınız ama öncesinde de çalışmalarınız olmuştur muhakkak. Bize biraz onlardan bahseder misiniz? Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

Yazmaya lise öğrencisiyken tutuştuğum bir bahis sonucu başladım. Yazmanın bana verdiği mutluluk, samimiyetle devam etmeme sebep oldu. Üniversite yıllarımdan beri de kısa hikâyeler yazıyorum. Ancak hiç birini yayımlatmaya çalışmadım. Düş Cambazı, edebiyat alanında şansımı denediğim ve yayımlanmış ilk eserim. Roman konusunda da ilk çalışmam.

O zaman biraz Düş Cambazı’nı anlatın bize

Düş Cambazı, ilk olarak 2006 yılında başladığım bir çalışmaydı. İlk sürümü 2007 yılında tamamlanmış ve uzun bir süre o halde kalmıştı. 2013 yılında aynı hikâyeyi baştan sona yenileyerek son haline getirdim. Roman, rüyalarını kontrol edebilen Mehmet isimli bir gencin düş evreninde kurduğu yaşamı ve rüyalarda bulduğu huzurlu ortama zıt bir yaşam sürmek zorunda kaldığı uyanıklık hayatını konu alıyor. Geçirdiği bir kazayı yorumlayarak insan beynindeki telepati merkezinin yerini tespit eden Mehmet, bu merkezi kullanmayı öğrenerek insanların rüyalarına girebilmeye başlıyor. İlerleyen süreç boyunca Mehmet’in iki hayatının birbirine geçmesi işleniyor.

Oldukça ilginç bir konu. Bu konuyu seçmenizde mesleğinizin, daha doğrusu mesleğiniz gereği bilimle iç içe oluşunuz rol oynadı mı?

Mesleğimden çok, kendi ilgi alanımın etkisi var. Ben on-on iki yaşından beri ‘şeffaf rüya’ denilen, bilinçli olarak kontrol edilen rüyalar görüyorum. Roman boyunca bu kavramdan da bahsetmeye çalıştım; aslında, Düş Cambazı şeffaf rüya görmek isteyen ve rüyalarını daha etkin olarak yönetmek isteyenler için kılavuzluk görevi görebilir.

Şeffaf rüyayı tanımlayabilir misiniz?

Şeffaf rüya, diğer adıyla lusid rüya, rüyada olduğunu fark etme durumudur. Rüyada olduğunun bilincine varan ve bunu kullanmayı öğrenen kişi, rüyayı istediği gibi yönlendirme becerisine kavuşur.

Peki siz, çocuk yaşta bu bilince nasıl vardınız? Sizi tetikleyen nedir?

O zamanın popüler Pazar eklerinden birinde Tibet’li rahiplerin nirvanaya ulaşmak için kontrol edilen rüyaları araç olarak kullandıklarını okudum. Bunu yapıp yapamayacağımı merak ettim ve romanda bahsettiğim yöntemlerden birini kullanarak ilk şeffaf rüyamı görmeyi başardım. Sonradan bunun rüya biliminde yeri olan Stephan La Berge’in kaleme aldığı bir yöntem olduğunu öğrendim. Yirmili yaşlarımda da yaygınlaşmakta olan internetin sayesinde bilgi toplamaya devam ederek kendi rüya evrenimi kurdum. Hayatımızın üçte birinden fazlası uykuda geçiyor. Rüyalar ise hep yanı başımızda olduğu halde çoğunlukla görmezden geldiğimiz, bize sunduklarıyla ilgilenmemeyi seçtiğimiz başka bir hayat. Hâlbuki biraz ilgi gösterdiğinizde rüyalarınız size kendiniz hakkında bilmediklerinizi, kendi başınıza tasarlayabileceğinize inanamayacağınız güzellikte anlatırlar. Bu, hem kendinizi daha yakından tanımak hem de hayallerinizin tadına bakmak için büyük bir fırsattır.

Bu mükemmel bir evren olmalı. Rüyalarla ilgili gerçek hayatta yaşadığınız ilginç bir deneyiminiz var mı?

Aslına bakarsanız binlerce var. Her rüya başlı başına ilginç bir deneyim zaten. Rüyalarına hakim olmuş biri için her gece yeni bir maceradır.

Şimdi, karakterlerinizi tanıyalım;

Mehmet, yıllardır kontrol ettiği rüyaları sayesinde kendine tastamam bir evren kurmuş ana karakterimiz. Kendi evreninde rahat ve mağrur olduğu halde uyanıklık hayatında insanlarla göz teması kuramayan, konuşurken sesini duyuramayan, varlığı dahi zorlukla fark edilen biri. Çocukluğundan beri en yakın dostu olan İbrahim, daha içe kapanık ve daha zeki yapısıyla her şeyini paylaştığı arkadaşı. Ortak dostları Özgür ve Sibel ve son olarak, Mehmet’in rüyalarında yarattığı sevgilisi, ateşten mamul Leyla var. Hikâye iki farklı evrende, bu karakterlerin etrafında ilerliyor. Mehmet’in bütün insanları rüyalar üzerinden birleştirmek, bu sayede gerçek zamanlı kolektif bilince ulaşmak gibi bir hayali var. Bana sorarsanız, böyle bir imkânın olması her şeyi değiştirirdi. Edinilmiş bütün bilginin anlık olarak ulaşılabilir olması, tecrübelerin öznel haliyle paylaşılabilir niteliğe kavuşması insanlığın seyrini arkasında keskin bir çizgi bırakacak yönde değiştirecektir. Ahlaki açıdan uygunluğunu tartışmadan önce, şimdilik bunun mümkün olacağı zamanı beklemek zorundayız.

Edebi bir eser ortaya koymaktan ziyade bilimsel çalışmayı roman tadında sunmayı amaçladınız diyebilir miyiz?

Bu, benim edebi açıdan yeterli olmama korkumu bilimsel süreçle bastırmaya çalışmamdan kaynaklanan bir sonuç oldu. Hikâye genel olarak hazır olduktan sonra, romanı bir mühendislik projesi gibi ele almaya çalıştım. Çünkü romanı bir yazar gibi ele alabilecek nitelikte olduğuma inanmıyordum! Hikâye kurguya, kurgu olay örgüsüne, olay örgüsü sürece dönüştü. Detaylı bilgiye ihtiyaç duyduğum her noktada, alanında uzman bilim insanlarıyla görüştüm. Son aşamada, elimdeki bir roman değilmiş de bir yazılım paketiymişçesine, onu bir beta test sürecine tabi tuttum. Ev hanımları, doktorlar, mühendisler, çeşitli yaşlarda öğrenciler gibi mümkün olduğunca geniş bir okuyucu grubunu temsil ettiğine inandığım yirmi kişilik bir ekip kurdum; bu ekibin üyelerinden kitabı okuyup düşüncelerini benimle paylaşmalarını istedim. Onların görüşlerinin doğrultusunda, Düş Cambazı son haline ulaştı.

Yirmi kişilik beta test ekibindeki on dört kişi daha canlı ve daha iyi hatırlanan rüyalar gördüklerini bildirdiler; bu tamamen öngörülmemiş bir gelişmeydi. Dahası, bu ekibin beş üyesi, yani toplam ekibin dörtte biri, başka herhangi bir çaba sarf etmeye ihtiyaç duymaksızın rüyalarını kontrol edebilmeye başladılar. Söz konusu ekibin tamamının rüyalarına karşı ilgisiz kişilerden oluştuğunu hatırlatmam gerekiyor.

Hazırlık aşaması nasıldı? Zorlandığınız kısımlar oldu mu?

Sanırım beni en çok zorlayan; okuyucuyu hikâyeden koparmayacak, aynı zamanda kolaya kaçarmış gibi hissettirmeyecek bir anlatıma ulaşmak oldu. Bu yüzden metni en az kırk defa elden geçirmek gerekti. Yorucu betimlemeler ve sığlaşacak kadar doğrusal cümlelerden kaçınmaya çalışarak, yalın bir anlatım elde ettiğimi umuyorum.

İlerleyen dönemler için yeni fikirleriniz, okuyucularınızla paylaşmak istedikleriniz var mı?  Şu an itibariyle devam eden üç farklı çalışmam var; okuyucuların beğenisini kazanacak kadar şanslı olursam çok da uzak olmadığını umduğum bir gelecekte karşılarına yeni hikâyelerle çıkacağım.

 

2 Yorum İsmail Biçer: “Rüyalarına hâkim olmuş biri için her gece yeni bir maceradır.”

  1. “Mühendis adamın hali başka oluyor…” lafını aynen karşılayan bir durum bu kitap ve İsmail Bey 🙂 Kendim de bir meslektaşı olarak kitaba hayran kaldığımı belirtmek istiyorum. Bunun dışında daha önce bir kaç kez tanıştığım lucid rüya olayını bir süre araştırıp, sonra derine inmeden ilgi alanı radarımdan kaybolmak üzereyken bu kitapla tekrar hayatıma sokmaya karar verdim. Kitabı aldığım günün akşamından itibaren 3 gündür daha ilginç ve daha yoğun rüyalar görüyorum(bundan önce en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum bile).
    Nasipse bu gece, olmadı sonraki yada sonraki gece gördüğüm rüyada “uyanmayı” umuyorum.

    Söz, rüyada uyanır uyanmaz kendi evrenime ilk senin heykelini dikeceğim İsmail abi 😀

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.