Işıkla Dans / Cavit Arslan

 

Alıp başımı gidesim var! Sıkılmış ve sıkışmış her kadın gibi. İnsan kendinden nereye kaçabilir? Yeni bir ben yaratabilir mi?

Zorlu bir kış bitmek üzere. Kış ile baharın sıkıştığı günlerde kendimi dışarıya atabiliyorum artık. Zindanım haline gelen evimden çıkıp nefes alabiliyorum. Yaşam ile mücadeleye devam etmeye başladım.

Bir aydır uğradığım lokantadayım. Bir vadinin kenarında yeşilliklerin arasına sıkışmış. Mekâna daha çok yeni yetme sevgililer takılıyor. Gözlerden uzak. Gönüllere yakın. Buraya ait değilim ama içimdeki gelme isteğini engelleyemiyorum.

Her zaman oturduğum yer boş! Oturuyorum. Telefonumu çıkarmıyorum. Arayanım yok. Vadiden süzülerek gelen ırmağın kayaklıklardan aşağıya düşüşünü izliyorum.

Masadaki suyla dolu şişeye bakıyorum. İnsanların ruhu ne kadar da suya benziyor. Kimi ruhlar şişedeki su gibi bir bedene sıkışmış. Kimi ruhlar da söz dinlemez o şişeye girmez. Buharlaşır, bulutlara doğru yol alır.

Şişenin güveninde huzur içinde durabilirim. Bir de şişenin ağzını kapattırsam kimse çıkaramaz beni oradan. Hiç bitmem, tükenmem. Yükselmediğim için de düşmem. Küçük damlalarıma ayrılmam da. Şişenin içerisinde istediğim kadar kalabilirim. Şişeye hapis bir yaşamın anlamsızlığının girdabında yağan yağmura bakıyorum.

Baharın ılıklığı havaya yansımış. Üşümüyorum. Yağmur damlalarına baktıkça her damlasında kendimi görüyorum. Ben de onlar gibi defalarca yükseklerden düştüm. Neden önce buharlaşıp sonra da yağmur olmayı seçtim? Gökyüzünden aşağıya kendini bırakarak düşmek nedendir? Acılarımın, hayal kırıklıklarımın binlerce küçük parça halinde kendini boşluğa bırakması ne kadar da benziyor yağmur damlalarına.

Sonra dağlara düşen damlaları düşündüm. Her damla sanki “bitmedim” der gibi birleşmeye başlıyor. Küçük su yolları birleşerek daha büyük akıntılar halinde büyüdükçe büyüyor. Su olup ırmak olup akıyor. Nereye? Neden?

Bütün acıların yoğunluğu bir ırmakta öylece akıp gidiyor. Arzularımızı büyüten de acılarımız değil midir? Her acının ardından daha büyük bir istekle bakabiliriz hayata. Biriken damlalarla oluşan ırmak coşmaya başladı. Daha bir deli akıyor. Ritmini tutturmuş ilerliyor. Hüzünler, heyecanlarla sarmaş dolaş. Su damlacıkları kendini yüksek kayalıklardan bırakıyor. Sanki bir anlığına zaman duruyor. Sessiz su damlacıkları ses olup gürlemeye başlıyor. Her damla saçıla saçıla akarken içinden güneş geçiyor. Güneşin dokunduğu her damla ışıkla kucaklaştıkça kırmızı, yeşil, mor tüm renkler ortaya çıkarıyor. Renk cümbüşü, suyun gümbürtüsünün ritminde dans etmeye başlıyor. Dansın büyüsünde kayboluyorum.

Ben su damlası olup şelaleden savrulduğumda; güneşle kucaklaşmayı, renklerle dans etmeyi seviyorum. Şelaleden düşme anında zamanın yok oluşunu seviyorum. Biliyorum yeniden yükseleceğim. Bir daha düşmek için. İçimdeki ruh beni çağırıyor.

Karşı masada oturan adam gözünü dikmiş bana bakıyor. Dün baktığı gibi. Tatlı bir gülümseme beliriyor dudaklarında. Yüzümde günler sonra doğal bir tebessüm ile cevap veriyorum. Yağmur durdu. Yere düşen damlalar birleşip akmaya başladı. Güneş açtı. Tekrar ışıkla dans etmenin zamanı yaklaşıyor.

 

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2Il2K5o

 

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.