Hücrelerin Cengi / Doğukan Ayçiçek

 

Bilmek lazım değildir, “Nasıl tutulur ya bir el?” Yerçekimine meydan okuyacak gücü kalmamış, ağırlığının verdiği hızla, sertçe, düşüşe geçmiş bir nesnenin yakalanması gibi belki de; aceleyle, kıvrak. Sonra belki sadece tutmak için, gerekliliklere istinaden. İçini susturmak sebebiyle, var olmayan bir ağzı kapatır gibi uzanmak ve tutmak.

Rengine baktım, işlemeli tırnaklardan ayrılmış, her biri üçer boğum olup -iki boğumlu liderlerine hizmet eden zayıf sıska askerler gibi- ince tam düz olmayan çatlak çizgilerle ayrılan boğumlu parmaklar, avuç içi ve bilek. Yeterince beyaz mıydı? Yeterince pamuk muydu? Bu denli gözlerimi kamaştıran, dilimi ıslatan olmaması gerekirken içimi susturan neydi?

Neden etinin didiğine değsem suya düşmüş kan kokusunu alan köpekbalıklarına benzeşip, cenge giriyordu hücrelerim? Bu çılgın maraton neden doymuyordu? Aynı yemekten bıkmaz mıydı fakirinden zenginine her ağız, her mide?

Sorularımın cevabını bulduğumda, yeni sorular ve bir sorun yakaladı bu lanet olta kılıklı beynim, elinin beyaz sularında. Bu, tuttuğumuz, ateşti. Derdimiz ısınmak değildi. Yanmayı sevmiştik. Ben ve sana dokunan santimetrekarelik etimin altında, tam o kısımda bulunmak için delice cengeden köpekbalıklarım, hücrelerim. Yanmak şimdilerde benim için iyi bir seçici ise gözleriniz, gözlerimin derini kadar uzaktaki ateşten daha yüce, daha ölümcüldü.

Ulaştığım sorulara elbet cevaplar bulacaktım; fakat tam şimdi ellerini tutarken, sevgilim, beni cennet-cehennem, azap-neşe, düş-kâbus ve nice ikilemlerimden soyutlayan neydi? Sen bu kadar somut, bu kadar elimin altında, bu kadar belimin belindeyken, o, mevzubahis olan yangın, senin için (iç kelimesini kastediyorum yanlış yazmadım) için de gerçek ve yüce miydi? Benim sorun yerine koyup karşıma oturttuğum, beynimin tamamını üzerine yorduğumdan, bazenleri çay ısmarlayıp cevap vermelerini beklediğim, toy çocuklardı bunlar.

Tamam; ama bırakmasana elimi sakın. Yansıtamasam da sana, çekinsem de hatta, sıfırından üzmem ya ben seni, bilirsin… Dur! Yanımda…. Bırak ben yanayım, biz ısınalım. Günler geçsin, köpekbalıkları çetin bir şekilde devam etsinler.

Ben düşüneyim, sen gül.

Ben mutlu olayım. Benim,

Güzeller güzeli çakmağım.

 

Fotoğraf: http://bit.ly/2J0cozD

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.