Hırpalanmış Hayatlar / Tuğba Erlik

Paylaşamadıkları neydi, güçsüze çaresize bu denli zarar vermekle ne sağlanıyordu? Hayatta kalmak bir diğerine zulüm etmek miydi? Bu bir güç gösterisi miydi yoksa donmuş beyinleri başkalarının sahip olduğu şeylere mi yönelik çalışıyordu ya da bir diğerinin etkisi altında mı bunları yapıyordu? Belki bir parça yürek açlığıydı buna onu yaptıran ya da artık yitik beyni ne yaptığını bilmiyordu. Yoksa saçları ellerinde kalacak kadar canını yakar mıydı onun? Kalbini ayakları altında ezip umursamayacak kadar duygusuz muydu? Bugün ona yapılanlar yarın bana veya bir başkasına da yapılabilirdi. Her ne yaşanırsa yaşansın bir kadına bir insana bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktu. Olayın içeriğiyle ilgilenmedim bile. Onu dinlerken içim bir balon gibi şişip gerildi boğazımdaki yumru gittikçe büyümeye devam ediyor bir yandan da onun pes edip düşmemesi için başına gelenleri hak etmediğini, bu kötü günlerin geçeceği yönünde ona telkinde bulunuyordum. Bazı insanlar kötü ruh hallerinin başkalarına geçmesinden mutlu oluyor bir nevi rahatlıyor, kendi gibi psikolojisi bozuk bir yandaşı olduğu için. Arkadaşımın yapması gereken bir an önce bu ruhu hasta adamdan uzaklaşmaktı. Canı bu kadar yandıktan sonra bunu kolay yapabileceğini düşündüm.

O Uykusuz geçen gecenin ertesi… 

Sabahının serinliği henüz güneşin sıcaklığından nasibini almamış kendini hissettirmek istercesine yüzüme vuruyor sanki geceden kalma yorgunluğumu almak istiyordu. Kafamdaki yoğunlukla arabamı ararken sokakta gördüm onu yara bere içindeydi gördüğümde. Belli ki iyi hırpalamışlardı. Çaresiz ve bitkin öylece bana bakıyordu. Tıpkı dünkü gibi acıma, öfke, intikam, gibi duygular bir yandan içimi acıtırken bir yandan da ona nasıl yardım edebilirim dürtüsüyle yavaşça yanına yaklaştım. Belki onu anlayabileceğimi ona hissettirmiştim. O da anlatsam arkadaşımın yaşadıklarını anlar mıydı acaba, pay çıkarır mıydı kendine biraz olsun? Parçalanmış yüreğine su serpilir miydi? Bu mümkün değildi. Anlatacaklarım  keskin cam kırıkları gibi dört bir yana dağılıp delik deşik edecek miydi onu arkadaşımı ettiği gibi? O da belki unutacaktı yaşadıklarını, ama hep yüreğinde taşıyacaktı. Her yeni adımda yaşadıklarını hatırlayıp  biraz korku biraz da endişeyle geri adım atacaktı hep. Düşük cesareti, kendini güçsüz görüşü onu hiç bir zaman cesur yapmayacaktı. Ya da iyileşmesi çok zaman alacaktı. Gözlerinden gelen yaşı görünce yüreğimde bir acı daha hissettim. Kim  bilir onun yüreğinde nasıl bir parçalanma vardı. Yavaşça elimi uzattım ona zarar verebileceğim duygusuyla geri çekildi. Ama çok da kıpırdamaya hali yoktu. Uzattığım elin yardım eli olduğunu anlayıp, belki de kıpırdayamadığından çok fazla direnmedi. Yavaşça kucağıma aldım. Avuçlarımda vücudunun titremesini hissederek veterinere doğru koştum. Bir kaç köpek tarafından saldırıya uğramış olacaktı. Neydi alıp veremediği bu hayvanların bu küçücük kediden. Yaradılışları mıydı, açlık mıydı onlara bunu yaptıran yoksa hayvanlar da  insanlar gibi yok yere birbirlerine zarar verebiliyorlar mıydı? Bu kedicikle beraber tekrar  insan ilişkilerini sorgular buldum kendimi. Bazı insanları, hayvanlardan ayıran ruh, edep, ahlak, düşünce gibi vasıfların olup olmadığıyla ilgili. 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*