sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Hicran Aslan “Ermekle delirmek arasındaki çizgide dengede durabilmek için tutunduğun oluyor şiir.”

01 Nisan 2019 0

-Kısa bir süre önce dördüncü şiir kitabı -Dışarısı Mağara Kaç- çıkan Hicran Aslan ile birlikteyiz. Fazla bekletmeden hemen sorularımıza geçelim.

-Gerek müzik, gerek resim, gerekse şiir… Sizin için sanatın birçok damarından beslendiğinizi söylemek mümkün mü? Gözden kaçırdığımız bir şey var mı?

Sadece sanat değil, birçok alakasız kursa gitmişliğim de vardır. Her zaman yazmanın benim çarem olduğunu hissettim. Yazıyı donatmayı seviyorum. Hiç beklenmedik sözcüklerle bilinen bir olayı anlatabilmek iyi geliyor bana. Şehir tiyatrosunun açtığı altı aylık bir kursa katılmışlığım, hatta bir oyunda figüranlık ve turnelere katılmışlığım da var. Bir kitabevinde çalışmışlığım, kitap satış elemanı yapmışlığım, evlerin öykülerini kapıların girişinden okuma alışkanlığı kazandığım anketörlük deneyimlerim. Devlet tiyatrosunun tüm oyunlarını izlemek için ışık şefine kısa süreli resim dersi vermişliğim, kostümcü arkadaşımı sürekli ziyaret edip provaları izlemişliğim falan. Belediye’nin festival kapsamında açtığı sinema atölyesine katılmışlığım, eski Diyarbakır Yazlık Sinemaları’yla ilgili belgesel çekimlerine katılmışlığım. Sonu gelmez anlayacağın.

-Özellikle son zamanlarda artan ve yaygınlık gösteren “kadın sorunu” edebiyatta özellikle şiirde yeterince yer buluyor mu sizce?

Şiirde, yaşamda olan her şey yer alıyor evet. Bunun bir yeteri var mı? Olmalı mı? Şiir var olduğu sürece er ya da geç şiirde yeri olacaktır yaşananın.

-Özellikle bir annesiniz, bir öğretmensiniz. Çocuk yetiştirme ve eğitim sistemi içindeki kargaşadan sağ çıkma telaşlarının ardından şiirle uğraşmak zor olmuyor mu?

Şiirle uğraşmak ilaç oluyor. Dışımın, içimin kalabalığına bir sus payı. İncecik, gül gibi bir aralık, kanatlanıp uçmak oluyor. Ermekle delirmek arasındaki çizgide dengede durabilmek için tutunduğun oluyor şiir.

-Peki kadın şair olmak zor mu?

Biliyorsun şairin cinsiyetsiz olduğunu düşünüyorum. Kadın olmak zor evet! Ama insan olmak daha zordur. Çünkü kadın-erkek gücü elinde barındıran büyük ya da küçük bir alttakine zaten erkeklik taslıyor. Bunu kadın da yapıyor erkekte. Bu nokta da “insan” olabilirsek güç, mevki edindiğimiz her alanda birilerini ezmemeye özen gösteririz diye düşünüyorum. Yaşamak çok zor, tepeden tırnağa zor, karşı çıkmak, isyan etmek gereken birçok şeye susmak zorunda olmak, tüm bunlara karşı akıl sağlığını korumak zor…

Bir şiiri okurken değerlendirip, eleştirirken veya beğenirken şairin cinsiyetine, kimliğine, nereli olduğuna bakılması akıl almaz geliyor bana. Hele isminin önüne ille kadın sıfatını almak isteyenler. Kimse kusura bakmasın kadın kadın diye yaygara koparanlar sayfalarında kaç kadın şaire yer veriyor? Kaçıyla şiirini okuduktan sonra iletişime geçiyor, olanağı olmayana kanallar açıyor? Kendisine gönderilen şiir kitaplarından kaçını okuyor? Kaçına dönüş yapıyor? Benim gözlemlediğim yaygaracıların çoğu zaten erkek dil edinmiş tartışma biçimleri, üslupları bir erkeği aratmaz cinsten. Kadın olmak neresinde bu işin diyorum o zaman.

-“İyi ki şairim” diyenlerden misiniz?

Aslında sıfatlar yüklenmekten ürkerim. Hele kendisine şairim diyenlerin egosunu, havasını, cakasını görünce. Ben şairliği öyle tanrı katına taşıyanlardan değilim. Ama iyi ki yazıyorum diyorum. Hele içimde bağırıp beni ne zaman yazacaksın diyen kişilere, nesnelere olaylara ve ayrıntılara birer hediye vermek adına daha çok yazmak isterim.

-Şair olmasanız bu durum sizde bir eksiklik bir boşluk duygusu yaratır mıydı?

Şair olmak bu eksiklik, bu boşluk duygusunu almadı. Kuyuya taş atmak şair olmak. Birgün o kuyu su sesi yankılayacak umududur şair olmak.

-“Sesimi Yuttum Önce” var olma kaygısı taşıyan dizelerden oluşuyor. Sizin varoluşsal kaygılarınız var mı? Varsa şiir kaygılarınızı ne ölçüde doyuruyor?

Sesimi Yuttum Önce ve Esmere benim ilk kitabımdan sekiz yıl sonra çıktı. Her yerde bombalar patlıyordu yeniden doksanlı yılların ağırlığı, gaz kokusundan evin içinde gözlerimiz yaşarıyordu ve küçük oğlumun sağlık sorunları vardı. Yani fiziksel yaşamım gerçek bir kâbusa dönmüştü. Çoğu yazılıp üzerine çalışılmadan belki bu kitaplar çıksa daha iyi hissederim telaşıyla kitaplaştı diyebilirim. Zaten ilk çıktığı yıl kimseye ulaştırmadım. bir iki yıl sonra kendimi daha iyi hissedince keşke üzerine az daha çalışsaydım dediğim kitaplar. Varoluşsal ve somut bir sürü kaygım var. Ve şiirler onları yazdıran her şey benim hem yaralarım hem yara bantlarım.

-Doğduğunuz, yaşadığınız coğrafya şiirlerinizi etkiliyor mu?

Çok etkiyor tabi. Karşılaştığım, okuduğum, izlediğim gördüğüm duyduğum her şey ama her şey etkiliyor. Hele bu coğrafya kurguyu aşan acı bir gerçekliğe sahip olunca yansıması çok doğal.

-“Dışarısı Mağara Kaç” tam bir özenli estetize edilmiş dizeler karşılar bizi. Ne eril ne dişil. Eminim şiirlerinizi yazarken büyük bir özveriyle dil işçiliği yapıyorsunuz. bu dile ulaşmak için ne yaptınız nelerden feragat ettiniz? Bu dil size neler kazandırdı?

Dışarısı Mağara Kaç daha ruhumun dindiği bir dönemin ürünü, üzerine sakin kafayla çok çalıştım. Evet, gerçekten çok sıkı çalışıyorum. Sonraki dosyalarımda bu daha da abartılı haller aldı tek bir fazlalığa bile tahammülüm yok. Öyle ki başkalarının şiirini okurken bile o gereksiz ekler, fazlalıklar rahatsız ediyor beni.

Aslında kişi olarak çok ağlak olsam da şiirde ağlak olmayı sevmiyorum. gözyaşları içinde yazdıklarım da bile şiirin gerektirdiği disiplin ve estetiği elden bırakmamaya çalışıyorum.canlı, ışıl ışıl, çağrışımları yüksek anlatmak istiyorum o acıyı.Son yazdıklarımda bu daha belirgin.Bu dili edinmek için tam bir okuma nesnesine dönüştüm.Tüm yaşamı okumak ve damıtmak..Klasik kadın gereklerinin bir çoğundan feragat ettim sanırım.Yani yüzümü yıkayıp saçlarımı taramakla uğraşmamak için birkaç tokayı da organım kılarak ve ne bulursam onu giyerek zaman kazanıp yazıyorum.evin her yerinde not defterleri ve kalemler var. Banyo, tuvalet her yer. Not aldıklarımı düzenlerken sabır öğrendim. Defterden deftere aktarmak öğrendim falan.

-2000 kuşağı şiirini nasıl buluyorsunuz? Sizce yeni bir şiir kuşağı geliyor mu? Yoksa gelenekselden beslenen taklitten mi ibaret ne dersiniz?

Çok iyi yazanlar var bence. Her kuşak kendi içinde iyi şairler ve şiirler bırakacaktır diye düşünüyorum. Açıkçası kafamı bunlarla da çok yormuyorum. İşin teorisyenliğine soyunup, herkesi eleştiri bombardımanına tutanlar bunları düşünsün. Okusun. Çalışsın. Yazsın. Evet, okuduğum birçok kitap özellikle ödüllü olanları beni hayal kırıklığına uğratıyor. İyi şiir yazandan öte iyi eleştirip, sapla samanı karıştırmayacak objektif ve donanımlı kalemlere ve yer verdiği yazılarda bir nitelik kaygısıyla hareket eden alanlara ihtiyacımız var. O zaman belki her kitap çıkaran, hakkında yazan kişi sayısına, yaptığı imza günü vs sayısına göre kasıntı tavırlarla ortalıkta dolaşmayacak. İyi yazma kaygısı olan ve şiirle gerçek ilişki kuran kişilerin böyle şeylere ihtiyacı yok zaten. Benzerlik konusunda şaşkınım gerçekten birçok şairin şiiri birbirine benziyor. Cümle kalıpları benzetmeleri… Şiiri sadece kitaplarda değil hayatın her yönlü okumalarında görebilen bundan sıyrılıyor sanırım.

-Genç şairleri takip ediyor musunuz? Sizi etkileyen birkaç isim sayabilir misiniz?

Son bir yıldır herkesi takip etmeye çalışıyorum tabii ki hızına yetişmek imkânsız. Yaşı büyük olup genç şiir yazanlar da var. Genç yaşından beklenmeyecek ölçüde iyi yazan şairlerde. İsim işine girersem işin içinden çıkamam. Beğendiğim çok kişi, çok kitap, çok şiir var. Hepsine selam olsun.


Ayfer Karakaş
Ayfer Karakaş

Diğer Yazıları

Adana Kozan doğumlu şair Çukurova Üniversitesi mezunu. Şiir, öykü ve inceleme yazıları Akatalpa, Eliz, Kurşun Kalem, Şiiri Özlüyorum, Kıyıdili, Nif Sanat, Yaşam Sanat, Kasabadan Esinti, Şehir, Sin Edebiyat, Alanya Güncel Sanat, Yıldız Tozu, Karangu, Meczup fanzin, Mavi Yeşil, Edebiyatist, Son Gemi gibi dergi ve fanzinlerde yer aldı. Şu anda Son Gemi dergisinde şiir editörlüğü görevini yürütmektedir.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR