Her İnsan Bir Hikaye (Dilenci) / Hatice Alparslan

DİLENCİ – 1

Üç yıl önce işyerinden çocuklarla beraber çıktık. Kızılay’da, Ankara Alışveriş Festivali etkinlikleri vardı. Çocuklar çok ısrar edince biraz gezelim diye Güvenpark’a gitmek için Ziya Gökalp Caddesi’ne çıkıp yürümeye başladık.

Hava güzel, caddeler kalabalık cıvıl cıvıl. Yürürken önünde kitap mendil sergisi bulunan dilenci kılıklı yetmiş yaşlarında bir adamın önünden geçtik. Ben birkaç adım attıktan sonra geri döndüm. Her türden kitaplar serilmişti serginin üstüne. Kur’an-ı Kerim Çözümü kitabına takıldı gözüm. Diğer kitaplar sergi üzerindeyken bu kitap gelişigüzel kaldırım taşının üzerine bırakılmıştı…

Yaklaştım “Bu kitabı neden böyle yere koydun?” diye sordum. Farkında değildim ama biraz sert söyledim sanırım. Telaşlandı rahatsız oldu. “Altına bir kağıt koysaydım iyi olurdu değil mi?” dedi. O sırada çocuklarım da geri dönüp yanıma geldiler. Onlara mendil kitap vermeye çalıştı ve “Ben çocukları çok severim, hiç çocuğum olmadı benim. Hanım da ölünce hepten böyle yapayalnız, gariban kaldım bu dünyada.” dedi mahsun gözlerle. Konu çocuklardan açılınca muhabbet ilerledi. “Öğle yemeklerinde bize gelebilirsin; bir hanım çalışanımız var, güzel yemek yapıyor” dedim ve kartımı verip uzaklaştım.

Aradan birkaç gün geçti bekledim ama öğle yemeğine gelmedi. Merak ettim, gittim dolaştım; her zaman oturduğu yerde yoktu.

Birkaç gün sonra tekrar gittim, bu sefer buldum onu. Hastaymış, o yüzden gelememiş. Küçücük bir tahta parçası uzattı, “Otur” dedi. O anlattı, ben dinledim. Bazen gözlerim dolarak, bazen de gülümseyerek. Anlattıkça dalıp dalıp gidiyordu o mahsun gözleri. Duygularını bastırmak için ikide bir sergi üstündeki kitapları düzeltip duruyordu. Sanki yıllardır konuşmamış gibiydi. Konudan konuya atlıyor ama hiç susmuyordu. Bense küçücük tahtanın üstünde bir taraflarım uyuşmuş ama hiç sıkılmadan onu dinliyordum.

Sonraki günlerde iş çıkışında veya gün içerisinde fırsat buldukça uğruyordum yanına. Çok bilgiliydi, iyi bir aileden geliyordu fakat hayat başladığı gibi iyi gitmemişti onun için. Keman çalıyordu, besteleri vardı. İyi tarih, şiir, edebiyat, siyaset biliyordu.

Erol amca’ nın yaşlı, kara kuru zayıf yüzüne rağmen, pırıl pırıl, neşeli ve en önemlisi çocuk gibi masum güzel bakan gözleri vardı. Onun yanına oturup sohbet ederken de evime işyerime davet ederken de hiç mi hiç rahatsız olmamıştım.

Bir insan güzel bakıyorsa üstü başı eski, yırtık pırtık, kirli dahi olsa ondan korkmayın. Dışı güzel, dili tatlı ama bakışlarından rahatsız olduğunuz insanlardan da daima korkun ve uzak durun.

Biz birlikte duvar dibinde otururken, ona sürekli selam verip hal hatır soranlar oluyordu. Ben şaşırmaya başlamıştım… Genç bir adam ona ilaçlarını getirdi. “Erol amca bu ayki ilaçlarını getirdim.” dedi ve gitti. Ertesi gün bir başkası akşam yemeği getirdi. Daha ertesi gün birisi satması için ona kitap getirdi. Sonraki günlerde, biri elektrik faturasının parasını getirdi. Ona yardım olsun diye, düzenli olarak mendil kitap alan müşterileri, arkadaşları vardı. Hiçbir şey vermeseler bile, onunla sohbet ediyor, çocuk sever gibi başını okşayıp gidiyorlardı. Seyyar satıcılar onun sağına soluna tezgah açmaya çalışıyorlardı. Böyle çok arkadaşı olan ve böyle sevilen bir dilenci hayatımda hiç görmemiştim..

Yanına uğradığımda beni bırakmak istemiyordu. “Sen gelince işlerim açılıyor, otur biraz.” deyip hemen küçücük tabure niyetine o tahta parçasını bana uzatıyordu. Ona değer verdiğim, yanına oturup onunla sohbet ettiğim için her seferinde bana tekrar tekrar teşekkür edip dualar ediyordu,. Oysaki hepimiz çok değerliydik ve hiç birimizin birbirimizden üstünlüğü yoktu ama o bilmiyordu çünkü ona değersiz olduğu öğretilmişti…

Ben ona yemek veya para bırakıyordum. Bazen de özlediği yemekleri evden yapıp götürüyordum. Evdeki yemek menüsü onun hasret olduğu yemeklere göre şekillenmeye başlamıştı. Yemek yaparken onu düşünerek hep bir avuç daha fazla koyuyordum. Artık ailemiz dört kişi değil beş kişiydi. Çocuklar da alışmışlardı, büyük bir hevesle  “Anne, haydi Erol amca acıkmıştır, ona yemek götürelim.” diyorlardı.

Ramazanda bir akşam onu iftara eve davet etmiştim. Geldi, ayaklarını paspasa sile sile girdi içeri.. O gün için daha az kirli ve biraz daha yenice olan kıyafetlerini giymişti. Torbalarını bastonunu bir kenara koydu. Oturması kalkması, yemeğini yemesi ve hitabındaki zarafetle, sanki evimize bir dilenci değil de soylu asil bir beyefendi gelmişti. Benim için de o güne kadar evimde ağırladığım en özel ve en güzel misafirlerden biriydi Erol amca.

2 Yorum Her İnsan Bir Hikaye (Dilenci) / Hatice Alparslan

  1. Herkesin okunmaya değer bir hikayesi ve hayatta değeri var. Bize bunu hatırlatan sevgili yazarımıza teşekkürler!

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*