HEDİYE / Hatice Alparslan

Bu bir doğum günü hediyesinin, evlilik yıl dönümü hediyesinin, aşıkların birbirine verdiği yada dostların birbirine aldığı herhangi bir hediyenin hikayesi değil, HEDİYE isimli bir kız çocuğunun gerçek hayat hikayesidir…
Bu kız çocuğunun adı “Hediye” idi ama hayat ona isminden başka bir hediye vermedi.
Hediye, fakir ve oldukça yaşlı bir anne ve babanın en küçük çocuğuydu. Baba kör denecek kadar gözleri bozuk, anne ise sağırdı.

Hediye her çocuk gibi büyümek, korunup kollanmak, bakılmak ve güvende olmak istedi.
Her kız çocuğu gibi top oynadı, ip atladı, evcilik oynadı. Evcilikte doktor oldu, hemşire oldu, öğretmen oldu, anne oldu…

Her çocuk gibi hayaller kurdu. Okula gitmek, ilerde meslek sahibi olup çalışmak, güzel ve saygın yaşamak, sevmek sevilmek, vakti geldiğinde de mutlu bir yuva kurup çoluk çocuğa karışmak istedi…

Ne yazık ki Hediye için bunların hiç biri gerçekleşmedi. Bizler okula giderken, O sokaklarda gezdi… Onun arayıp soranı, akşam oldu hadi evimize diyeni, geç kalınca merak edeni hiç olmadı. Bizler evlerimize dağılırken, Hediye amaçsızca duvar diplerinde oturdu. Evlerine koşup giden arkadaşlarının arkasından boynu bükük, masum çocuk gözlerle baktı. “Hadi sen de bize gel” diye davet eden olsa biraz sevinerek daha çok da utanarak gitti. Misafir olduğu ailenin sofrasına oturup akşam yemeğini onlarla yedi. Sonra gitme vakti gelince de karanlıklarda kayboldu.
Hediye’nin en değerli olduğu ve kendini en değerli hissettiği zamanlar bu çocuklukta gittiği misafirliklerdi. Çünkü Hediye hayatının ilerleyen yıllarında hiçbir zaman değerli olmadı.

İyi huylu ve yardımseverdi Hediye. Kıskançlık, hasetlik bilmez, arkadaşlarıyla hiç kavga etmezdi. Tut şunun ucundan desen koşa koşa gelir bütün işi sırtlanırdı. Önceleri bizlerle oynayan Hediye, sonraları erkek çocuklarına takılmaya başladı. O mu onlara takıldı, erkekler mi ona takıldılar orası muammaydı…
Hediye evden kaçmaya başladı ya da onu evine gitmekten alıkoyanlar yüzünden evine gidemedi…
Baba kör anne sağır
Hediye sahipsiz
Hediye kimsesiz
Hediye yalnız
Hediye korunaksız…
Ailesi Hediye’nin peşine düşmeyince, Hediye’nin peşine başkaları düştü. Hediye sağda solda görülmeye, lafı sözü edilir olmaya başladı. Elinde yüzünde jilet izleri, yara izleri, morluklar görülse de o hiç anlatmadı neler olup bittiğini neler yaşadığını. Koyu kestane dalgalı saçlarıyla yüzündeki morlukları, yara izlerini örtmeye çalıştı her seferinde. Ama o bal rengi gözlerindeki hüznü, acıyı, utancı örtmeyi hiç başaramadı.
Çocuk bedeninin içinde birden büyüyüverdi Hediye. Önce çocuk neşesi, coşkusu, ışıltısı kayboldu, sonra da yüzündeki çocuk masumiyeti. Çocukluğunu yaşayamadan genç kız, genç kızlığını da yaşayamadan birden kadın oluverdi. Ve o küçücük bedeninde hem çocuk, hem genç kız hem de kadın ruhunu birlikte taşıdı. Önce çocuk yanı yaralandı Hediye’nin, sonra genç kız, daha sonra da kadın yanı.
Hediye sustu…
Hediye konuşmadı…
Hediye bir ürkek kuş oldu.
Hediye’nin dudakları gülümsese gözleri buğulandı.
Sokakta oynayan çocukların yanına geldiğinde konuşan değil, dinleyen; oynayan değil, seyreden oldu. Çünkü Hediyenin konuşacak bir okulu, hayalleri, umutları ve bir geleceği yoktu. Hediye sessiz sedasız dışlanmaya başlandı. Aranan oyun arkadaşı olmadı. Anneler çocuklarını Hediye’den uzak durulması konusunda gizliden gizliye öğütledi. Hediye’de zamanla bizlerden uzaklaştı. Tesadüfü karşılaşmaların dışında Hediye’yi pek gören olmadı. Ama kulaktan kulağa Hediye ismi hep dolaştı ve Hediye yüzünden erkekler arasında çıkan cinayetler, kavgalar duyulur konuşulur oldu.
Yıllarca herkes kör olan baba ve sağır olan anne gibi davrandı Hediye’ye karşı… KÖR ve SAĞIR
Hepimiz büyüdük… Ama Hediye hepimizden bir başka büyüdü.
Bizler okullarımızı bitirip başka başka şehirlere üniversite okumaya gittik.
Hediye’de gitti ama Hediye’nin nereye gittiği, nasıl gittiği, neden gittiği kimse tarafından bilinmedi(!) bilinse de bilinmedi…
***
Her çocuk önce aileye sonra topluma verilmiş bir hediyedir. Hediye’de ailesinde ve toplumda bir “hediye” olarak yaşaması gerekirken, daha çocuk yaşta erkekler arasında birbirine sunulan bir “hediye” olmuş, daha sonraları da itilip kakılan, dışlanan adı olmayan bir nesneye dönüşmüştü.
Hediye’lere hediye gibi davranılmalı, korunup kollanmalı, değer verilmeli, nadide bir çiçek gibi büyütülmelidir. Ve o çiçeklere el uzatanların ise elleri kırılmalı, en ağır cezaları almalıdırlar.
Dün Hediye bugün Özgecan değişen bir şey yok. Her gün yenileri ekleniyor Hediye’lerin Özgecan’ların yanına. İsimler, şehirler, yaşlar, yıllar değişiyor ama kız çocuklarının ve kadınların yazgısı değişmiyor.
Hediye bir şaire ya da bir aşığa ilham olup, kendisine şiir yazılan şanslı kadınlardan olmuş mudur bilinmez ancak Hediye ve Hediye gibi kız çocukları ve kadınlar roman konusudur. Hediye gibi kız çocuklarının ve kadınların hikayelerini mutlaka yine kadınlar yazmalıdır… Bu yüzden kadınlar sadece öğretmen, doktor, mühendis, avukat değil en çok “yazar” olmalıdırlar.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*