Haydi, Bir Çocuk Kitabı Alalım / Sevda Müjgan Yüksel

 

Kitaplar aracılığıyla doğacak aydınlığa inandığımız için “Ağaç yaşken eğilir.” diyen atasözümüze kulak verir, çocuklarımızı bir an önce kitaplarla tanıştırmayı isteriz.

Öyleyse haydi, bir çocuk kitabı alalım.

Çocuğumuzu elinden tutup bir kitabevine doğru yola koyulalım.

Zaman zaman çocuğumuza kendi seçtiğimiz kitapları armağan edebiliriz ancak çocuk, okuyacağı kitapları seçme konusunda kendisinin de söz hakkı olmasını ister; bu isteğe saygı gösterilmelidir.

Bir ara özel bir okulun kütüphanesinde görevliydim. Kütüphanemizin sürekli konuklarından biri 1. sınıf öğrencisi bir kızımızdı: İpek. Okumayı söktükten sonra kütüphaneye gelmeye başladı. Gelince doğru 1. ve 2. sınıflara ayrılmış rafların önüne geçer, bana seslenirdi: “Yardım gerekli.” İstediği yardım önceleri yalnızca kendisinin gücü yetmeyeceği için bir yığın kitabı raftan alıp önüne koymamdı. Yere oturur, kitapları tek tek elden geçirirdi. Bu arada ben de yanına oturur, keyifle onu izlerdim. Üzerinde araba resmi gördüğü kitabı, “Bu erkek kitabı,” diye eler, kahramanları hayvanlar olan kitapları ise “Ben bunları severim,” diye ayırır, içlerini de ayrıca denetlerdi. Karar verme durumunda olmanın İpek’in özgüvenini artırdığı gözle görülürdü. Arkadaşlığımız ilerledikçe benim de kitaptan anladığıma karar verip (!) bana danışmaya, okuduğu kitapları bana anlatmaya başladı. İpek’i sevgiyle anıyorum. Kulakları çınlasın. Çocuklarımıza duyduğum güveni artırdı.

Yalnız burada belirtmem gereken bir nokta var: Kütüphanedeki kitaplar rastgele raflara yerleştirilmediği için öğrencilerin uzanıp istedikleri kitapları almalarında bir sorun yoktu.

Kuşkusuz “okuyacağı kitabı seçmek” üzerinde önemle durulması gereken bir konu.

Çocuk, raflara uzandığı zaman yaşı küçükse dış görünüşüyle onu çeken kitapları öncelikle raftan alacaktır. Kitaptan kendisine hoşça zaman geçirme sözü vermesini bekleyecektir. Önceden kitaplarını okuyup sevdiği yazarlar da öncelik tanıyacakları arasında olacaktır. Çocuğun yaşı büyüdükçe arkadaşları arasında elden ele dolaşan, popüler kitaplar önceliği kapacaktır. Çocuk okusun da ne okursa okusun diyorsanız sizin için sorun yoktur. Ancak çocukta okuma sevgisinin temelleri “iyi” kitaplarla atılır diyorsanız çocuğunuzun seçimleri hoşunuza gitmeyebilir.

Bizler için (anne-babalar, öğretmenler ya da kısaca kendisini çocuğa yol gösterme durumunda gören yetişkinler için diyelim) çocuk adına kitap seçme işi, çocuğunkinden biraz daha karışık. Bu karışıklık bizim her şeyin en iyisini bilmemizden değil, çocuklarımız için en iyisini istememizden kaynaklanıyor kuşkusuz. Ancak bu “en iyi” sıkıntılı bir kavram. Bu konuda çocuğumuzla çelişebileceğimiz gibi birbirimizle de anlaşamayabiliriz. Nasıl çıkacağız işin içinden? Sanırım çıkamayacağız ancak tartışacağız.

 İnsanların okudukları kitapların etkisinde kalmaları çok doğaldır. Biz yetişkinler bu etkiyi deneyimlerimizle biçimlendirebiliriz ancak durum, çocuklar için daha farklı olabilir. Hemen aklımıza hepimizin rahatsız olduğu “şiddet” geliyor. Şiddet, yaşamımızdan hele de çocuklarımızdan uzak olsun istiyoruz, dolayısıyla okuyacakları kitaplardan da. “Küfretmek, kaba sözler söylemek, vurmak, kırmak, dövmek, öldürmek…” olacak iş değil. Okuyacakları kitapları şiddetten arındırdık diyelim. Rahat bir soluk alabiliriz öyleyse.

Bir yayınevinin 12 yaş ve üzeri çocuklar için yazılmış öykülerden oluşan bir dosyama getirdiği bir eleştiriyi anımsıyorum. Öykülerin birinde kahramanımızın çocukluk yılları Kurtuluş Savaşı yıllarına denk geliyordu. Çocuğun tanık oldukları değil, bunun altını özellikle çiziyorum, duydukları arasında tecavüze uğrayan kadınlar, kellesi kesilen askerler vardı. Yayınevinin editörü, bunların çocuklar için uygun olmadığını dile getirdi. Doğrusu ben de haklı mıdır diye düşünmedim değil. Yaşamın acı yüzüyle hesaplaşabilmesi için çocuğa zaman tanımalıyız belki de, dedim.

Ancak diyelim ki dünyada ve ülkede neler olup bittiğinden haberdar olmak istiyoruz, televizyonumuzu açıyoruz. Kelle uçuran teröristler, tecavüze uğrayan, öldürülen, yakılan genç kızlar, cesedi parçalara ayrılarak çöp konteynırına atılan kadınlar, kartopu oynarken bıçaklanıp öldürülen erkekler, mecliste çekiçle saldırıya geçen milletvekilleri… Hemen kapatmalıyız televizyonlarımızı! Ya da biz haberleri izlerken çocuğumuzun odaya girmesini mi yasaklasak? Haber izlemekten mi vazgeçsek? Olacak iş mi?

Yok, anlaşılan biz o rahat soluğu alamayacağız. Bakış açımızı mı değiştirsek? Çocuğumuzu korumak için harcadığımız çabanın bir kısmını da onu hayat karşısında güçlendirmek için mi harcasak? Ona daha mı çok güvensek? Onunla doğruları ve yanlışları anlayabileceği bir dille mi tartışsak?

Bir anne ve baba olarak çocuğumuz için seçtiğimiz kitapları, zamanınız olsa da önce biz okusak, sonra o okusa… Bu kadar işimizin gücümüzün arasında pek olacak gibi görünmüyor.

Çocuk edebiyatında yeri tartışılmayan(!) yayınevleri ve yazarlar var, seçimimizi onlardan yana yapabiliriz. Bu, çözüm olabilir. Bu kez rahat bir soluk alalım.

Bir gün oğlumuzun odasına dalıyoruz, onun çöpe geçirdiği kalorifer böceklerini mum alevinde ızgara yaptığını görüyoruz. Gözlerimize inanamıyoruz! Bu ne vahşet! Oğlumuz hemen kendisini savunuyor. Aldığımız kitabı göstererek, kitabın kahramanını kastederek “O da öyle yapıyor!” diyor. Bize yakalandığı için kendisini bir parça da şanssız hissediyor. Anne/babaların işi belli mi olur, kitaptaki çocuğa bir şey olmuyor ama biz onu cezalandırmaya kalkarsak…

Çocuk kitabı dediğin kitapta, çocuk öncelikle kendisini/kendi dünyasını bulacak ki sevsin okuduklarını. Çocuğun dünyası temiz, saf, düş dolu, eğlenceli, umutlu… Çocukluğa duyulan özlem de zaten bundan kaynaklanmaz mı? Eee, bizim oğlumuzun kendisini bulduğu dünya? İyi ki aldığımız kitaptaki çocuğun, kız arkadaşının saçlarını çakmakla yakmaya kalktığını bilmiyoruz! Çocuk dediğin yaramaz olur, anlarız da… Rahat bir soluk almakta acele ettik galiba!

Öğretmensek öğrencilerimize önereceğimiz kitaplarda daha farklı nitelikler de ararız. Çocuk kitabı dediğin, diliyle anlatımıyla usta bir kalemden çıkmalı. Okunduğunda yazınsal bir tat vermeli. Çocuk kitaplarının zayıf noktalarından biri bu. Kalemine güvendiğimiz yazarlardan biri de X. Onun kitaplarını öğrencilerimize gönül rahatlığıyla önerebiliriz. Biz de öyle yapalım. Derken okul müdürü bizi odasına çağırır. “Öğrencilere falanca kitabı aldırmışsınız. Bir veli geldi, sizi Milli Eğitim Müdürlüğüne şikâyet edeceğini söyledi.” Suçumuzun (!) ne olduğunu merak ederiz: “Kitapta falancanın propagandası yapılıyormuş.” Kitabı biz de okuduk. Öğrencilerimize önerdiğimiz kitabı öncelikle kendimiz okumaya özen gösteriyoruz. Bu konuda zamanım yok deme lüksümüz olmasa iyi olur. Kitapta herhangi bir propaganda söz konusu değil. Ancak öküzün altında buzağı aramaya kalkanların çabası boşa gitmez, bulurlar buzağıyı.  Son çareyi kitabın Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğrencilere tavsiye edildiğini anımsatmakta buluyoruz. Olsun, onlar kendi önerdikleri kitaplara da buzağı muamelesi yaparlar! Tanık olduk. En yakın Şeker Portakalı’nı, Fareler ve İnsanları anımsıyoruz.

Bu konuda söz uzun… Sözü küçük bir anımsatmayla şimdilik noktalayalım. Çocuk kitabı yazmak, yazılanlar arasından seçimler yaparak onları okumak/okutmak yani kısaca çocuk edebiyatı ciddi, sorumluluk isteyen bir iştir. Bunun ivedilikle farkına varılmalıdır!

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.