Hayat Kırıklığı / Mahmut Yıldırım

Güneş geceliğini giyiyor, ışığını karanlığa hapsediyordu. Bense tekli koltuğumda mayışıp öylece kalıyorum sabaha. Elimdeki bardak parmaklarımın esaretinden kurtulup yavaş yavaş sıyrılıyor ve yerle bir oluyor. Kırık sesleriyle irkiliyorum yerimden. Biraz duraksıyorum, ardından duvar saatinin sesine takılıyorum. Saat altıya uçurum var. Yelkovan bir tık daha öteye ilerlese altı olacak. Kırıkları ve saati öylece bırakıp ardıma bakmadan yürüyorum.

Bu sabah da kalbim ona çarpıyor. Yatak odasına doğru yol alıyorum lakin göremiyorum onu. O küt saçları, o ince, kırılgan, kıvrak bedeni yok. Sadece çarşafta kalan vücut izleri duruyor. Banyoda olduğunu düşünüyorum, yok. Mutfağa bakıyorum e orda da yok. Telaşlanıp arıyorum ama cevap veren de yok.

Bomboş bir gardırop ve açık bir kapı… Hemen pencereden dışarıya sarkıyorum ve gidenler gidiyor ardına bakmadan. Bir gemi daha kaçıyor uzaklara. Hemen evin içinde koşuşturuyorum, belki bir not parçası, belki bir yol haritası… O da yok.

Ayaklarımı takip ediyorum. Şu an yatak odasındayım. Ellerim beni bavulumu toplamaya zorluyor. Gözlerim şahit, o sanık, ben… Tüm hatıraları dolduruyorum. Sığdırabildiğim kadar bastırıyorum, hem içine hem içime. Boş yatağımda ondan kalan, teki kaybolan çorap bile araya karışıyor. Hayatıma karışıp ansızın yok olan Gizem gibi.

Kendimi sokak ortasında yürürken buluyorum. Elimde ayrılık yüklü bavulum, iki dudak arasında sigaram ve ardımda bıraktığım, küçüklüğümden izler taşıyan mahallem. Özlenmez mi sandın, unutulur mu sandın? Yaşanmışlıklar ağır ağır silinse de düşlerden izi kalır, sızı kalır.

Kaldırım köşelerinde hayatımı uzaklara doğru sürüklüyorum. Önüme çıkan ilk sağdan sapıyorum. Yüz metre ilerde bir vapur iskelesi. Kıçı kırık bir iskele. Yedinci ve dokuzuncu tahta parçaları yitik. Çok yitik. Attığım adımlar korkak, bastığım tahtalar çürük.

Bavulumu bir kenara bırakıp iskelenin ucuna oturuyorum. Sigaramı mehtaba karşı yakıyorum aheste aheste. Gözlerim sabaha karşı uzaklardan gelecek vapuru gözlüyor, ben seni bekliyorum.

Denizin sessiz soğukluğu ciğerlerime doluyor. Bir nefes sigara, bir yudum deniz soğukluğu…

Düşünceler içindeyim yine. Gözlerim yarı kapalı hayallerdeyim. Bir geminin ben tarafa doğru geldiğini görüyorum. Ama yarı yoldan sapıyor. Sahi o neden gitti diye kendi kendime soruyorum. Gizem neden gitti? Sevgim ağır mı gelmişti yoksa hafif mi kalmıştı bilemiyorum.

Dalgaların alıp uzak diyarlara götürdüğü kimse bu günlerde geri gelmiyor. Bense çaresizim. Kararan havaya inat biraz daha bekliyorum. Ne gelen var ne giden. Yıldızlar ufaktan beliriyor geceme. Kaymasa da bir tanesi ben dileğimi tutuyorum ama kursağımda kalıyor, yutkunamıyorum.

Bir gidişin nedensizliği ortasında başıboş yüzüyorum sanki. Pılımı pırtımı toplayıp eve doğru gidesim var. Bedenim yerimden kalkmama izin vermiyor. İçimden biri bağırıyor bana: “Otur oturduğun yerde!”

Haddi hesabı yok yaktığım sigaraların. Dal dal yutuyorum adeta bu illeti. Biraz daha, biraz daha deyip dişimi sıkıyorum ama artık canıma tak ediyor.  İçimde birikenleri kusuyorum. Dayanamıyorum, bavulumu, içindeki hatıralarla birlikte denize doğru savuruyorum. Ve sonunda içimdekileri de susturup kendimi de dalgalara bırakasım geliyor ki bir el uzanıyor omzuma. Başımı uzanan ele doğru çeviriyorum…

About Mahmut Yıldırım 8 Articles
11 Mart 1996 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldum. Beni kendinde çifte kavurdu adeta. Bu sene bu tadın cümbüşünde kendimi aramak, bulmak, içimde biriken ne varsa duruşum ve kalemimle boşlukları doldurmak için bu yola gönül verdim. Günler geçiyor birer birer. Bense bu geçen zamanda elimden kalemimi, gönlümden edebiyat ve yazma sevgimi düşürmeyeceğim.

3 Yorum Hayat Kırıklığı / Mahmut Yıldırım

  1. Öykünü okurken kendimi içinde buldum… Yolun açık olsun bu güzel yolda kardeşim… Yazmak yakışıyor sana… Vazgeçme kesinlikle

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.