Hayat İşte / Harun Tiftikçi

25 yıldır her gün işe gidip gelmek için kullandığı Kadıköy-Beşiktaş vapurunda çayını yudumluyordu. Belki de boğaz havasını içine çektiği son vapur seferlerinden biri diye düşündü. Son bir yıldır her sabah 8:15 vapuru ile Beşiktaş’a geçip, akşam da 18:45 vapuru ile geri dönüyordu. Aslında 25 yıldır bunu yapıyordu ama son bir yılın farkı işi olmaması idi; evet işsizdi ve evin haberi yoktu. İşin ilginç tarafı son birkaç gündür ölümü düşünüyor ve ölüme yaklaştıkça hayatı tekrar tekrar gözünün önünden geçiyordu, “sanırım şu ünlü film şeridi söylemi” gerçek diye düşündü.

Lise yıllarına kadar harika bir çocukluk geçirmişti. Babası Halil Beyin Kadıköy çarşıda çok güzel bir kitapçı dükkanı vardı. 1980‘den hemen sonra askeri rejim babasını yasak kitapları satmaktan önce tutuklamış sonra serbest bırakmıştı. Bu olayların ardından Halil Bey kendisine yapılan haksızlığı kabullenemediğinden hem morali hem de işleri kötüye gitmişti. Hayatları tepetaklak olmuştu bir yıl gibi zaman içinde Halil Bey intihar etmiş, annesi ve kendisine bir yığın borç ve bir de Yıldız Bakkaldaki ev kalmıştı.

Hiçbir zaman iyi bir öğrenci olamamıştı, hani derler ya beşten şaşma altıyı aşma cinsinden bir performansı vardı. Bütün bu talihsiz gelişmelerin borçlarını babadan kalan dükkanı satarak ödemişler, annesi evlere temizliğe gitmiş onu okutmuştu. Üniversite sınavını ikinci girişinde kazanmış, Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesine girmişti. Zor bir fakülte değildi ama orayı bile 5 senede ancak bitirebilmişti. Eşi Saliha ile de burada tanışmıştı. Tatlı bir kızdı, güzel bir arkadaşlıkları olmuştu, hatta ilişkilerini ilerletmişler ikisi de ilk cinsel deneyimlerini birlikte fakülte yıllarında yaşamışlardı. Evlenmelerine sebep de bu ilişki olmuştu. Saliha iyi bir kadındı, ona sadık, tam bir ev kadınıydı.

Babadan anneden kalan evlerinde, evlendikten 5 ay sonra dünyaya gelen oğulları Semih ile kendi hallerinde bir hayat yaşama başlamışlardı. Muhasebe elemanı olarak girdiği şirkette on beş yıl sonra muhasebe müdürü olmuştu. Gelirleri fazla değildi, öyle parlak bir yaşamları olmasa da oğullarını okutmuşlar ve kenara köşeye az bir şey para koyabilmişlerdi. Saliha bu sürede çok iyi bir kadın olmuş, hem aile bütçesini idare etmiş hem de dikiş yeteneği ile aile bütçesine sürekli katkıda bulunmuştu. Çalışma hayatına çocuğu yüzünden girememişse de çalışkan ve iyi bir anne olmuştu. Oğlu Semih ise kendisine benzememiş iyi bir öğrenci olmuş hep istediği diş hekimliği fakültesini kazanmış ve bitirmesine bir yıl kalmıştı.

Aslında her şeye rağmen hayatları güzel gidiyordu. Ta ki iş yerinde yanında çalışan Nazlı’ya ilgisi başlayıncaya kadar. Nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyordu, zira o zamana kadar karısından başka birine karşı ilgi duymamıştı. “Hoş duysam ne olur?” diye düşünüyordu şu haliyle kim ona yüz verirdi ki? Kırklı yaşlarından bu yana keldi, her geçen yıl kilo almış öyle çekici yüz hatlarına da sahip değildi. Fazla kitap okumadığından ağzı laf yapan biri de sayılmazdı. Muhasebeci olduğundan bunları alt alta topladığında kadınlara yönelik elde bir şey olmadığını görebiliyordu. Ama Nazlı otuz yaşlarında, kumral, havalı, şık giyimli ve bakımlı bir kadın olarak ilk günden itibaren sadece kendinin değil herkesin ilgisini çekmişti. “Sanırım şu ünlü söz gerçekmiş” diye düşünüyordu, “Gönül bu ota da konar boka da…” Nazlı sürekli ona ilgi mi gösteriyordu yoksa öyle mi hissediyordu, başta bir türlü çözememişti. Sonrasında işler inanılmaz hızlı ilerlemiş hani derler ya erkek olduğunu yeniden hissetmişti.

Ama bu arada bir şey daha öğrenmişti: aşk, hele ki böyle kaçamak bir aşk, yanında katık olarak para gerektiriyordu. İşte bunu anladığında şirketten kaçamak para kullanmaya başlamış ve bu da sonun başlangıcı olmuştu onun için. Şirkete gelen bir denetlemenin ardından kasada bir sıkıntı olduğu ortaya çıkmış ve gerisi bir çorap söküğü gibi gelmişti. Önce kasadan para kullandığı, sonra da Nazlı ile yaşadığı ilişki şirket sahipleri tarafından anlaşılmış ve yirmi beş yıllık emeğine bakılmaksızın tazminatsız olarak işte çıkarılmıştı. İşten çıkarılmak yeterince kötü değilmiş gibi yüz kızartıcı bir suç işlemiş olması ve ilişkisi bundan sonra da peşini bırakmamış ve son bir yıldır iş bulamamıştı. İşin içinde bir ilişki olduğundan eve de bir şey söyleyememiş, bir yıldır sanki işe gidiyormuş gibi her sabah aynı vapurla Beşiktaş’a geçmiş akşam ise geri dönmüştü. Aslında biriktirdikleri parayı kullanmak zorunda olmasa boş gezmek çok büyük bir sorun değildi ama emekli olmasına daha üç sene vardı ve böyle devam etmesi mümkün değildi.

En büyük hayalleri bir yıl sonra okuldan mezun olacak oğullarına biriktirdikleri parayla bir muayenehane açmaktı. Tabi ellerindeki para tüm harcamalara yetmeyecekti ama kendinin ve oğlunun çalışmaları ile alınacak bir kredi ödenebilir olacaktı. Şimdi ise ellerindeki para bittiği gibi bir kredi bile alınsa kendi çalışmadığından ödemeleri yapmak imkansız olacaktı.

Çayından bir yudum daha aldı, sigarayı bırakalı ne kadar oluyordu tam hatırlamıyordu ama Nazlı hoşlanmıyor diye bıraktığını hatırlıyordu, hiç olmazsa bir iyiliğini görmüştü kızın. Sigarayı bıraktıktan sonra ceplerinde hep kuru yemiş bulunduruyor sigara içme isteği geldiğinde ağzına bir kaç kuru yemiş atıyordu. Eşi Saliha buna çok kızıyordu çünkü takım elbiselerinin cebindeki kuru yemişler hem çer çöp bırakıyor hem de elbiseyi yağlandırıyordu. Kısıtlı imkanları nedeniyle temizleyiciye vermek pahalı oluyordu. İşte bunun için son bir yıldır haftada bir takım elbise giyiyor, gömlekleri ise iki günde bir değiştiriyor, boyun bağını ise “nasıl olsa işe gitmiyorum” diye öylesine bağlıyordu.

Elinde kalan tek şey eski deri evrak çantasındaydı; son bir aydır sürekli yanında taşıyor ve bir yandan yapmayı planladığı şey için cesaret kazanmaya çalışıyor bir yandan da nereye koyabileceğini bilemiyordu. Çantasındaki son dayanağı, şirkette çalışırken tüm şirket çalışanlarına yapılan hayat sigortası poliçesiydi…

“Hayat işte” dedi kendi kendine babasının yaşadıklarını yaşayacaktı. Hayatına son verecek ve poliçeden kalan parayla oğlu kendine bir muayenehane açabilecekti,  böylece karısı ve oğlu hayatlarına sorunsuz devam edeceklerdi. Tabi ailesi buna üzülecekti  ama “hayat işte onlar da herkes gibi buna alışacak, alışırlar” diye düşündü. Gerçi yaşadığı ilişki ve şirketten para kullanması sebebiyle bunu hakketmiş olduğuna inanıyordu ama sonunda ölüm vardı ve hazmetmesi kolay değildi. Hiçbir zaman dindar biri olmamıştı ama son bir aydır dua edip duruyordu, intihar fikri aklına geldiğinden beri bunu yapıyordu ama Allah’ın ona yardımcı olacağına da inanmıyordu. Peki, niye dua ediyordu, onu da bilmiyordu. Sadece yaptıkları için değil aynı zamanda intiharın günah sayılması da dua etmesine sebep oluyordu.

“Ne kadar ilginç, insanlar ölüme yakın deneyimler yaşarken hayatları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçermiş” diye düşündü, işte şu kısacık vapur seferinde tüm hayatını baştan son hatırlamıştı. Aslında kötü biri değildi ve belki de herkesin yapabileceği kadar hatalar yapmıştı. Bu vapur yolculuğunda hatırlayabildiklerini yeniden düşündüğünde fazlaca bir yanlışı olmadığını görüyor ama yaptıklarının da yenilir yutulur şeyler olmadığını tekrar edip duruyordu. Ah bir zamanı geri alabilse neler yapardı ama artık çok geçti. Önünde başka bir seçenek kalmamış, şimdi nasıl intihar etmesi gerektiğine kara vermeye çalışıyordu. Zira poliçe intihar durumunda para vermiyordu. Eski evrak çantasını açtı ince dosyayı içinden çıkartıp tekrar okudu, evet bu bir kaza olmalıydı. Ama durduk yerde de kaza olmuyordu ki, hem bu kaza belki de bir kişinin başını yakacaktı. Tekrar düşündü, başka bir seçeneği var mı diye gözden geçirdi. İş bulamıyordu, emekli olamıyordu, biriktirdikleri para suyunu çekmiş ama oğlunun okulu bitirmesine daha bir yıl vardı. Üstüne üstlük bu kadar yaşanmışlıktan sonra karısına onu aldattığını da söyleyemezdi. Güldü hem cenazesinde büyük olasılıkla herkes iyi insandı diyecekti, ölümün iyi anılmak gibi bir faydası da yok değildi hani. Sonra bunu düşündüğü için kendine kızdı zira ölümle ve Allah ile alay etmiş hissetti kendini. Evet, doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyordu. Şu kaza konusu da vardı, belki de kimseye zarar vermeden yapılabilecek bir yöntem vapur iskeleye yanaşırken kendini suya bırakmaktı. Farkına varmadan vapurla iskele arasına sıkışır bir anda ve acı çekmeden ölürdü veya yavaşça boğulurdu. Aslında acı çekmekten de korkuyordu ama biraz önce seçenekleri değerlendirmiş hala bir çıkar yol bulamamıştı. Ailesi için bunu yapmak zorundaydı, artık kesin kararını vermişti zaten, her zaman kolay karar veren biri olmuştu, ölümü ile ilgili konularda bile kolay karar vermişti işte.

Çayından bir yudum daha aldıktan sonra şöyle bir kere daha denize baktı sonra boğaza ardından göğe başını kaldırdı, işte tam o sırada kel kafasına bir martı pisledi. Belki başı kel olmasa martının pislediğini fark etmeyecekti. Maşallah martı da sıkı pislemişti, bunda bile şansı yoktu açıkta oturan o kadar insan içinde martı onu bulmuştu. Elini iç cebine attı, karısı sağ olsun temiz mendili hep yanına verirdi. Mendili cebinden çıkartıp başını silmek için açtığında içinden bir piyango bileti düştü. Bilet düşerken rüzgarda uçuştu tam denize doğru giderken ani bir refleksle tuttu. Neydi şimdi bu nereden çıkmıştı, bilete bakınca hatırladı, on gün önce aşağı yukarı her cumartesi yaptığı gibi Sirkeci’ye gittiğinde Nimet Abla gişesinden aldığı biletti. Durdu, başındaki martı pisliğini unutmuştu, çantasını açtı her sabah aldığı Posta gazetesini çıkarttı. Önce gazetenin tarihine baktı ayın 19’uydu, “Haydaaaa” dedi içinden. Hemen gazete sayfalarını açmaya başladı ve 17. sayfada Milli Piyango sonuçları vardı. Bir hışımla sonuçlara baktı, genelde en alttan başlardı çünkü amorti ve ufak ikramiyeler altta olurdu, yine öyle yaptı. Her başlıkta numaraları sondan başlayarak karşılaştırdı ama büyük ikramiyeye kadar geldiğinde hâlâ bir şey çıkmamıştı. Büyük ikramiye sonucuna baktı ve gördüklerine inanamadı. Tam her şey bitmiş derken birden uçan bir piyango bileti onu heyecanlandırmış ve kalbi bir kuş gibi çırpınmaya başlamıştı. Ama inanılmaz bir şey oldu ve büyük ikramiyeyi sondaki bir numarayla kazanamadığını anladı. Şok olmuştu, bir anda ölüme bu kadar yaklaşmak ardından bir şans varmış diye düşünmek ve hayal kırıklığı… Ne yapacağını bilemedi, sanki tüm yaşamı elinden ikinci kez uçup gitmiş, bir taraftan artan adrenalini sebebiyle vücudu hayatında hiç olmadığı kadar titriyor diğer taraftan hayalleri bir kere daha suya düştüğünden çok derin bir umutsuzluk ve yorgunluk hissediyordu.

Otuz saniye kadar durdu, bir rakam ve son rakam ve hayatı, hepsi nasıl da bir bütün olmuştu. Sinirinden gazeteyi ve bileti parçalayacaktı ki aklına geldi son rakam, büyük ikramiye ve teselli ikramiyesi… Evet, teselli ikramiyesi, on yıldır aldığı, piyango biletlerinde böyle bir şey vardı, evet bu olabilirdi çok olmasa da bir şeydi işte. Hemen gözleri en alta gitti, oraya bakmamıştı çünkü normalde bakılan bir yer değildi. İşte evet, teselli ikramiyesini kazanmıştı. Hemen muhasebeci kimliği devreye girdi, hesap yapmaya çalışıyordu ama kafası işlemiyordu Büyük ikramiye beş milyon liraydı, dörtte biri bir milyon iki yüz elli bin lira ederdi, bunun da onda biri yüz yirmi beş bin lira ederdi ki yirmi beş yıldır biriktirdikleri elli bin liradan oldukça fazlaydı. “Aman Allahım neler oluyor böyle?” diye düşündü, bu olay hayatını kurtarırdı. Önümüzdeki yıl içinde kırk bin lira daha harcasalar yine oğluna verebileceği bir seksen beş bin lira kalıyordu, bu da düşündüğünden daha fazlaydı. Bir de bu zaman zarfında bir iş bulsa almayı planladıkları krediyi de ödeyebilirlerdi. İnanamıyordu, bir vapur yolculuğunda hayatı ne kadar da değişmişti.

Bu sevinçle yerinde duramadığından hızla kalktı vapurun iskeleye yanaşmasına çok az kalmıştı. Son bir yıldır vapurdan inerken acele etmiyordu çünkü yetişeceği bir işi yoktu. Şimdi ise yerinde duramıyor bir an önce biletini tahsil edip parayı almayı düşünüyordu. Merdivenlerden nasıl indiğinin bile farkında olmadan hızla aşağıya seğirtti. Vapur iskeleye yanaşıyor, çımacı demir bariyerleri kaldırmış eldivenlerini giymiş kalın halatı elinde tutuyordu. Gemi ileri geri manevra yaparken çımacı iskeledeki arkadaşına halatı attı, halatın da yardımıyla gemi geri geri kayarken biri aniden denize düştü. Vapurda iniş alanında büyük bir panik ve şaşkınlık oldu. Bağrışmalar ve itişmelerle insanlar ne olduğunu anlamaya çalışıyordu Yolculardan biri can simidini eline aldı ama iskele ile vapur arasındaki boşluk o kadar hızlı kapanmıştı ki can simidini atacak bir  yer bulamıyordu, can simidi elinde kalmıştı.

Gözünün önünde gerçekleşen bu olay onu şoka sokmuştu, korku ve panik içinde kalmış olduğu yere çivilenmişti. İnanılmaz bir olaydı, bu kişi kendisi de olabilirdi. Birkaç dakika önce kendisi, benzeri bir şeyi yapmayı düşünüyordu. Şaşkınlık ve korkudan dizleri titriyordu. Bir yandan da elinde olmadan kaderde bir şeyleri tetikleyip tetiklemediği düşünüyor, kaderin kendisi yerine denize düşün kişiyi aldığını düşünerek suçluluk hissediyordu.

Her şey bittiğinde gemi tekrar iskeleye yanaştı, cesedi denizden çıkartmışlardı. Vapurda insanlar da üzüntü ve korkudan fısıltıyla konuşuyor ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar ve bir şeyler görmek için kafalarını sağa sola oynatıyorlardı ama vapurun kenarına yanaşmaya da korkuyorlardı. Sonunda yürüyüş iskeleleri yerleştirilince yolcular çıkmaya cesaret ettiler, her inen dönüp bir kere daha vapura ve denize bakıyordu.

Vapurdan indi, herkesin aksine o ne denize ne de vapura bakmadı koşar adımlarla iskeleden uzaklaşmaya çalışırken sanki kaderinden kaçmaya çalışıyor ve yeni yakaladığı şans ipinin ucunu bırkamamaya gayret ediyordu. Bu arada içinden,”HAYAT İŞTE, HAYAT İŞTE, HAYAT İŞTE…” diye tekrarlayıp duruyordu.

11 Yorum Hayat İşte / Harun Tiftikçi

  1. Yaşam işte böyle bir şey…Haruncuğum çok güzel ifade etmişsin…Fatihciğim,sen de bizlere ulaştırdın sağ ol… Son Gemi’nin ve yazarımız Harun Tiftikçi’nin yolu açık olsun….

  2. Okurken çok heyecanlandım. :) Neyse ki güzel bitti. En azından sonunu ben kafamda çok güzel tamamladım. İhtiyacımız olduğu gibi güzel…

  3. Haruncum yüreğine sağlık …. Çok akıcı ve güzeldi. Bir solukda okudum. Sonun da bu olması insana umut veriyor.
    Yolun açık kalemin güçlü olsun.

  4. Harun abicim çok beğendim. Anlatış biçiminde çok heyecan verici..Kendimi kahramanın hemen yanında hissettim….

  5. Harun eline sağlık, bizlere sunduğun bu leziz öykü için. Bir öykü için gayet hızlı toparlanmış, kurgusu sağlam, çok akıcı ve bir solukta okunuyor. Devamını bekliyoruz bak. Müptelan olacağız, uyarmadı deme :)

  6. Edebicambazlık telaşına düşmeden meramını gayet iyi anlatabilen bir öykü olmuş. Sahici ve zorlaması, yazarının kalemine sağlık.

  7. Sevgili Harun çok güzel anlatımlı keyifli bir hikaye okudum, yaşam daima umut içerir, ileriye doğrudur mesajı aldım. Eline, aklına sağlık

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.