Hayallerdeki Kahramanlar / Tuğba Erlik

reklam
01 Ocak 2017 0

Bir süredir, tam olarak mantığıyla hareket ettiği söylenemezdi. En azından onunla tanıştıktan sonra. Aslında çoğu zaman duygularının esiri olmuştu bir çok kararı verirken. O da haksız sayılmazdı. Bakışlarında, tavırlarında, vücudunu taşıyışında ne denli sıra dışı olduğunu belirten bir çok nişane vardı. Bu durumda, akıl yoksun kalıyordu verdiği kararlarda. Belki de yan yana gelmeleri iyi bir fikir değildi. Başladı kendi yazdığı hikayedeki kahramanla oynamaya. Hayal ettiği, yani inandığı hikayeler hep mutlu sonla bitiyordu. O da mutlu sona ulaşmak için yazdıkça yazdı. Bilinçaltı bu hikayelere inanıyor, inandıkça o da gerçek hayatta bu hikayeleri yaşıyordu. Yazdıklarıyla yaşadıkları birbiriyle uyuşmadığında kalbinde büyük bir hüsran yaşıyor, tepetaklak olmuş gibi hissediyordu. Bu gel-git’ler onu hayal kırıklığına uğrattıkça bilinçaltı yine eski yaşadıklarına dönüyor, bilincine olumsuz etki ediyor, bu da düşüncelerine ve davranışlarına yansıyordu. Ne de olsa eskiden gelen alışkanlıklar vardı. Bunları değiştirmek için yine hikayesine dalıyor.

İnançlarını, yani alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyordu. Mantık da gerçekle hayal arasında sıkışıp kalıyordu. 

Soğuk bir kasım günü. Eda’yla her cuma gittiğimiz kafede sıcak kahvelerimizi yudumlarken, gıybetten çevremizdeki herkesin nasibini aldığı koyu bir sohbet sırasında, yanımızda birden nereden geldiğini anlamadığım uzun boylu biri belirdi. 

Kumral,  yağmurdan ıslanmış hafif dalgalı saçları dar alnına düşmüş, bir eliyle yüzünü gözünü silerken yüzündeki şaşkın gülüşle Eda’nın omzuna dokundu. Sıkıca sarıldıktan sonra konuşmaya başladılar. Cümlelerini parçalara ayırıp isim, fiil ve sıfatları birleştirdiğimde samimi arkadaş olduklarını anlamıştım. Garip olan, Ahmet’i benim de önceden tanıyormuşum gibi hissetmemdi. Ahmet’le Eda çocukluk arkadaşlarıydı. Birden Ahmet’in gözlerinin gözlerime kilitlendiğini görüp tek bir kelime ve hareketle “ben İdil” dedim. O anda sözcüklerin, görünüşlerin ve hayallerin bütünü tokalaşmak için birbirine değen avuçlarımızın arasındaydı. Ve kış yerini sıcak rüzgarlara bırakmış, sanki üzerime üzerime esiyordu. 

Kısa bir süre sonra Ahmet oturmadan yanımızdan ayrıldı. Eda’nın yüzüne baktım, bana yaramaz yeğenimi anımsattı birden. Yüzünde gizlice amacına ulaşmış bir mutlulukla sinsi sinsi gülüyordu. 

O anda Ahmet’in tesadüfen burada olmadığını anladım. Arkadaşımı iyi tanıyordum ve benim önceki hastalıklı ilişkimden dolayı tıkanmış, donuk ve zayıf olduğumu anlamış, beni beslemeye çalışıyordu. Ahmet’ten gerçekten çok etkilenmiştim ve bunu Eda’ya nasıl söyleyebileceğimin yolunu düşünüyordum. Tabii ki yüzümde anlamsız fazla olan gülümseme ile.

Başladım hayaller kurmaya. Eda çoktan benim telefonumu vermiş meğer Ahmet’e.

O günün gecesi geldi mesaj. Bir saate yakın mesajlaşmadan sonra yarın için sözleştik. Yarın olunca hiç ses çıkmadı Ahmet’ten. Bir gün, iki gün derken üçüncü gün ben içimi yiyen bir hevesle mesaj attım ona. İçimdeki umut bitmediyse bir ışık var demekti. Aklımdaki profile çok uyuyordu neticede. Bir iki mesajın sonunda anladım ki Ahmet çoktan benden özür dilemeye başlamıştı. Ve ben kafamda yarattığım kahramanın onun olmadığına dair ipuçlarını ondan almış ve yine hayal kırıklığına uğramıştım. Ve en kötüsü de beni hayal kırıklığına uğratan Ahmet değil kendimdi. 

Ben o günden sonra anladım ki bazen hayat yosun kokusu gibiydi. Seni alır götürür, sonra yanında balık ve rakı da olsun dedirtirdi insana. Bazı kokulara kanıp hayaller kurmaktansa sadece o anla yetinmek gerektiğini anlamıştım o günden sonra.

Avatar
Tuğba Erlik Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.