Hayal Edelim Mi? / Zeynep Özdal

                                                      “İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.”

Yahya Kemal’in Deniz Türküsü adlı şiirinde geçen bu tek mısra aslında insanoğlunun tüm doğasını özetliyor bence. Çünkü biliyoruz ki hepimiz hayal ederiz. Kimimiz kısa vadeli planlarının gerçekleştiği somut dünyasını hayal eder, kimimiz imkânsızı… Ama hepimiz gece başımızı yastığa koyduğumuzda mutlaka bir şeyler düşleriz. Ve uykuya bazen pembe bazen mavi hayallerle dalarız.

İnsanların hayalleri çoğu zaman küçük dünyaların içinde sıkışıp kalsa da bazı hayaller tarihin akışını değiştirecek kadar değerlidir. Graham Bell’in telefon hayali gibi… Richard Trevithick’in ilk buharlı lokomotifi hayal etmesi gibi…

Hayal etmenin bilim dünyasındaki değerini en iyi özetleyen kuşkusuz Albert Einstein’in sözüdür.

“Hayal gücü bilgiden daha önemlidir çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar.”

Binlerce yıl içinde teknolojide geldiğimiz noktayı düşününce hayal etmenin aslında hiç de hayalperestlik olmadığı bir gerçek. Çünkü Ay’a atılan ilk adımı, görüntülü konuşmayı, hologram teknolojisini ve daha birçok şeyi bilim insanları hayal gücü sayesinde elde etti. Fakat başka bir gerçek var ki bu çalışmaların bazılarına ilham verenler aslında bilim kurgu/fantazya edebiyatının büyülü dünyasına sahip olan yazarları, senaristleriydi.

Jules Verne’in 1865’te yazdığı Ay’a Seyahat adlı romanının 1969’da Ay’a gönderilen Apollo 11’e ilham kaynağı olmadığını düşünebilirsiniz belki. Fakat NASA’nın üzerinde çalıştığı Uzay Asansörü projesinin fikir babasının Arthur C. Clark olduğu, 1978’de yazdığı Cennetin Çeşmeleri romanından ilham alındığı tüm dünyada kabul görmekte. George Lucas’ın Star Wars serisi için de benzer şeyler söyleyebiliriz.

Bilim kurgu edebiyatının, okurlarına hayal gücünün sınırsızlığını sunarken, teknolojinin gelişimine de oldukça katkısı olduğu ortada. Ve bu duruma diğer cepheden bakıldığında, teknoloji de edebiyata olan borcunu fazlasıyla ödemiş görünüyor.

Bunun en önemli ve yadsınamaz örneği bana göre animasyon teknolojisi… Yıllar önce basit bir çizgi film yapabilmek için karakterin her hareketi fotoğraf karesi gibi tek tek çizilir, ardından birleştirilir, hızlıca oynatıldığında hareketli bir film elde edilirdi. Ama artık animasyon filmi çekmek için çok daha kolay ve etkileyici yöntemlere sahibiz.

Motion Capture denilen Türkçesiyle Hareket Yakalama tekniğiyle seçilen bir oyuncuya özel reflektörler takılıp canlandırmadaki tüm hareketleri tıpkı bir gölge misali kaydedilebiliyor. Ardından bilgisayarda modellenen karakterin eklemleriyle eşleştirilince karşınıza bir animasyon harikası çıkıyor. Bu teknolojinin en iyi örneği, kuşkusuz Peter Jackson yönetmenliğinde çekilen Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki Gollum karakteriydi. Ve ardından onu Hobbit filmlerinin kahramanı Azog karakteri takip etti.

Vaktiyle bilim kurgu romanlarının ilham verdiği teknoloji, şimdi fantastik/bilim kurgu romanlarının sinemaya uyarlanmasına olanak sağlayarak vefasını gösteriyor gibi. J.R.R., Tolkien’i hiç duymayan bir kitleye duyuruyor; unutulmaya yüz tutan masallara yeniden can veriyor, hayal gücünün sınırlarını aşan yazıları görsel bir şölene çevirebiliyor. Animasyondaki bu müthiş ilerleme yetişkinlerin bile keyifle çizgi film tadı yaşamasına olanak veriyor.

Sinema teknolojisinin geldiği noktalardan daha fazla bahsetmektense “Daha nereye gidebilir?” sorusunu sorma ihtiyacı duyuyorum. Çünkü uzun zamandır aklımı kurcalayan bir soru bu. Animasyon sanatı gerçekliğe daha ne kadar yakın durabilir?

En son Hobbit: Beş Ordu Savaşı filmini 3D teknolojisiyle izledim ve filmdeki animasyonla yapılmış karakterlerin her detayının –teknik açıdan- bu denli mükemmel tasarlanmış olmasına hayran kaldım. Renklerin uyumu, hareketlerin gerçekliği ve bakışlarındaki derinlik… Bu karakterler fantastik olduğu için, elbette ki izleyen hiç kimsenin abartılı eleştirisine maruz kalmıyor, çünkü resmettiğiniz şey Bruce Wills değil. “Burnunu benzetememişler, dişleri fazla büyük olmuş, yüzü çok yuvarlak.” gibi şeyler söyleme şansları yok. Ama ya  Bruce Wills olsaydı? Madem konuya ‘Hayal Etmek’ diyerek girdik, öyleyse hayal edelim.

Bundan yıllar sonra animasyon teknolojisinin bizlere sunduğu görselliğin gerçekle birebir olduğunu düşünelim. Renklerin abartılı yansıması kaybolmuş, bir oyuncunun yüzündeki çizgilerden, alnındaki sivilceye kadar her detayının birebir ve olağan renkleriyle sunulabildiğini hayal edelim. Mumdan yapılmış heykeller kadar, gerçekçi ve anlamlı bakışlara sahip olan ölümsüz ve kusursuz oyuncular elde edilebildiğini var sayalım. Hatta daha da ileri gidip tarihte kalan ölümsüz oyuncuları geri getirelim. Bakalım karşımıza neler çıkabilir?

Clark Gable’la Audrey Hepburn’un başrollerini paylaştığı 2050 yapımı bir film izleme şansına sahip olabiliriz. Belki de animasyonun son teknolojisiyle üretilen Clint Eastwood’un oynadığı yeni bir kovboy filmi çekilir. Ya da Robin Williams sıcacık gülümsemesiyle yeniden ekranlarda olabilir. Halle Barry’den Nicole Kidman’a, Brad Pitt’den Marilyn Monroe’ya hatta Charlie Chaplin’e kadar herkes ekranlarda cirit atabilir. Bu iyi mi olur yoksa kötü mü? Bir bakalım…

Bir yapımcı olduğunuzu düşünün. Elinizde muhteşem bir senaryo var. 1970’lerde geçen bir mafya hikâyesi… Başrol için önünüze gelen castların hiçbiri içinize sinmiyor,çünkü aklınız hep aynı kişide… Marlon Brando hayatta olsaydı, bu rol kesinlikle üzerine cuk diye otururdu diye düşünüyorsunuz. Eğer elinizde böyle bir teknoloji olsaydı yine de yeni bir oyuncu mu arardınız, yoksa kusursuz yaratılmış bir Marlon Brando’yu mu tercih ederdiniz? Dürüst olmalıyım ki ben kararsız kaldım…

Bu ileri teknoloji sahibi yapımcılar, sınırları aşan projeler yapabilir; hatta insanların tüm dengesini altüst edecek işlere imza atabilirler. Elizabeth Taylor’ı yeniden görmek heyecan verici olabilir belki. Ama Matt Damon ile bir bilim kurgu filminin başrolünü paylaşmasına şahsen hazır olduğumu sanmıyorum. Ya da Natalie Portman ve Sean Connery’nin aşk yaşadığı bir filmi izlemeye…

İyi mi olur kötü mü olur hala kararsızım…

Sonuçlarının nereye varacağını henüz kestiremiyoruz elbette. Fakat bu durum herkes tarafından çok iyi bilinen bir senaryoyu akla getiriyor. Bilim kurgu filmlerinin vazgeçilmezi olan ‘Teknolojinin insanlığı ele geçirmesi’ fikrine hepimiz aşinayız. Vol-i animasyon filmi ya da Ben, Robot filmi gibi yapıtlar aşırı teknolojinin bir gün insanlığın sonunu getireceğini vurguluyor. Ve nedense bu ihtimal sanki gittikçe daha yakın ve daha gerçekçi gelmeye başlıyor. Animasyon teknolojisinin varacağı bu nokta, insanlığın sonunu getirmese de sanki sinema oyunculuğunun sonunu getirecek gibi duruyor. Çünkü zaman ilerledikçe ucuzlayan teknoloji mutlaka yapımcıların ilgisini çekecektir. Yaşlanmak yok, yaralanmak yok, ağlamak, sızlamak yok, hasta olmak, kaza geçirmek yok… Hareketi verebilecek herhangi birini istediğiniz oyuncu yapabilecekler. Durum böyle olursa animasyonla yaratılan yeni oyuncuların, hayatını bu sanata adamış olan kişilerin başarılarına engel olacağını düşünmekten kendimi alamıyorum. Sinema sektöründeki yerlerinin birer animasyon gölgesi olmaktan öteye gidemeyeceğini bilmek ise beni fazlasıyla korkutuyor. Kim bilir belki bir gün bu Motion Capture bile tarihe karışacak… İşte o zaman oyunculuk yalnızca figüranlıktan ibaret olacak…

Söylediklerim size felaket senaryosu olarak gelebilir. Fakat hepsinin ihtimaller dâhilinde olduğunu kabul edelim. Çünkü her alanda hızla ilerleyen teknolojinin bize getireceklerinin, bu gücü elinde tutanların seçimlerine bağlı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ama hayal ettiğimiz noktaya geri dönecek olursak… Bence her şey olması gerektiği ölçüde kalmalı. Teknoloji ne kadar ileri olursa olsun; animasyon karakterleri fantazyanın yaratılışına destek olmalı, oyunculuğun yok oluşuna değil…Gelecek nesillerde Marlon Brando, Baba filmiyle hatırlanmalı; Clark Gable, Rüzgâr Gibi Geçti’yle tanınmalı; Audrey Hepburn, siyah beyaz filmlerde kalmalı; Morgan Freeman, ömrü müsaade ettiğince oynamalı; Jim Carey, yaşı elverdiğince güldürmeli… Herkes olması gerektiği zaman var olmalı. Her film kaliteli olacak kadar teknolojik, tadı kaçmayacak kadar insancıl olmalı…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.