sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Hayal Denizkuşu: “Bence gidenlerin serüvenleri, kalanlarınsa anlatacak gerçek öyküleri vardır. Ben bu kısacık öykümde kalanların uzun öyküsünü anlattım size. “

01 Ocak 2019 0
Söyleşi: Fatih Ayan

“Bence gidenlerin serüvenleri, kalanlarınsa anlatacak gerçek öyküleri vardır. Ben bu kısacık öykümde kalanların uzun öyküsünü anlattım size.” diyor yazar kitabındaki bir öyküsü için.

O adı gibi hayal dünyası geniş genç bir yazar. Dergimizin Ocak sayısı için ilk kitap heyecanını bizimle paylaştı. Kısa öykülerindeki karakterlerinin uzun hikâyelerinden, yazma serüveninden ve birçok konu hakkında sohbet ettik.

  • Çukurda Bir Sabah sizin ilk kitabınız, ben sorularıma başlamadan önce isminize değinmek istiyorum. Bir okur olarak kitabınızı raflarda gördüğümde yazar ismi: “Hayal Denizkuşu” yazması ilgimi çekiyor. Yazar mahlas kullanmış izlenimi ve bu da elimizdeki bu kitabın bir fantastik kitap olabileceğini düşündürüyor hatta kapak görseli de bu düşüncemizi destekliyor. Ne var ki kitabın arka kapak yazısını okuduğumuzda bunun böyle olmadığını anlıyoruz. Siz neler söylemek istersiniz bu konuda?

İsmim konusunda bu ilk soru değil aslında. Bu konuya değindiğiniz içinde çok teşekkür ederim. Çünkü birçok okuyucu ismimin mahlas olabileceğini düşünebilir ama adım ve soyadım tamamen gerçek. İsmim ve soy ismimin yan yana gelince getirdiği anlamdan dolayı çocukluktan beri bir kahkaha unsuru ve fantastik kahraman muamelesi de gördüğüm doğrudur. Ama ben bu kahramanı ve insanlarda yarattığı algıyı çok seviyorum.

Kitap kapağına gelince; kitabın içindeki öyküleri okuyanlar da görecektir ki, her öykü hayatın içinde yaşanan farklı bir mücadeleyi, olağan akış içinde kaçırdığımız ve çoğu zaman kafamızı çevirip gittiğimiz insanların zaferlerini, yenilgilerini, duygularındaki dalgalanmaları anlatıyor.

Kapaktaki kadın aslında her bir öykünün içindeki yılmaz umudu temsil ediyor. Mesela, bir çukurun içinde bir deri bir kemik yatarken bile denizlerin sesini duyabiliyor, balıkları hissedebiliyor. Ya da kırlangıçların gelişini umutla seyredip, sonradan keşkeler büyütse de toprağın içinden sapasağlam çıkabiliyor. Bu umudun, aslında tam da kitabın kapağında yazdığı gibi insanların kara kışları içinde büyüttükleri umutların resmi.
Aslında bence bir yanı ile bakılırsa da fantastik, çünkü tüm ütopyalar gerçeklerin, dokunabildiğimiz insanların , ilişkilerin süzgecinden geçerek oluşur.

  • Bize yazarlık serüveninizden bahseder misiniz, ilk kıvılcım nasıl başladı?

O ilk kıvılcım, hani ilk defa aşık olduğunuz o anda yaşadığınız nefesinizin kesildiği, vücudunuzda dolaşan o büyük enerjiyi hissettiğiniz o ilk an varya. Benim yazma tutkum böyle başladı işte. On iki yaşında falandım TRT 2’de akşama doğru diye bir kültür sanat programı var o zamanlar. Evde kimse yokken öyle rastgele açık kalmış. Ben de yerde oturmuş gazetelerden resim falan kesiyorum. Ama sırtım televizyona dönük. Yani aslında dalıp gitmişim. Sonra birden donup kalıyor, ekrana dönüp sabitleniyorum. TV’ deki sunucu bir şey okuyor. O zamanlar tabi ne okuduğundan haberim bile yok. Kalkıp TV‘nin sesini sonuna kadar açıyorum. Dizeler şöyle;

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur.

Evet, Atilla İlhan. Onun sözcüklerini ilk defa duyduğumda adeta büyülenmiştim. İçten içe, bir insan demiştim. Bu ahenkle, hiç acıtmadan ve öylesine yalın nasıl söyleyebilir bu sözleri. Ve o sözler hiç tanımadığı bir başkasının kalbinde nasılda böyle yer eder. İşte o gün karar verdim. Ben mutlaka yazacaktım. Bu bir mucizeydi benim için. O yüzden ilk göz ağrım şiirdir her zaman. Ve öykülerimin dilinde de bu yüzden daha şiirsel ve insanların duygularına dokunan bir dil oluşturmaya çalıştım.
Tabi ki şiirden öyküye geçmek kolay olmadı. Yaratıcı yazarlık dersleri aldım. Özellikle Yeşim Cimcöz Yazı Evi ile tanıştıktan sonra benim için öykü ve düz yazı serüveni daha bir anlam kazandı. Orada birçok nitelikli ve yol gösterici insanla tanıştım. Bunlardan biri de Yazar Füsun Çetinel’dir. Öykünün derinliklerine onunla indim diyebilirim. Muazzam bir öğretici ve yazar. Benim öykü konusunda ilerlememde payı çok büyüktür. Ve tabi ben hala en iyiyi yazmak için öğreniyorum. Çünkü biliyorum ki yazmak, sanat böyle bir şey. Her zaman daha iyisi vardır. Gelişime açık olmaktır esas olan.

  • Kitapdaki öyküler bir bütünlük içinde ilerliyor aralara serpiştirdiğiniz şiirler de öykü tadında, bu ahengi nasıl yakaladınız?

Kitaptaki ahenk tam da bir insanın hayatı gibi aslında. Doğmak, büyümek ve ölmek.

İnsan bu arada ne yaşıyorsa acı, ayrılık, ölüm hepsi sırasıyla ilerliyor. Yaşamdan asıl bir bütünlük varsa öykü kitabımda da o var. Ve ilk başta bahsettiğim gibi şiir benim için her zaman çok özel bu yüzden oluşturduğum bu üç bölümü şiirle zenginleştirmek, kanlı canlı bir insan haline dönüştürmek istedim.

  • Öykülerinizi okuduğumuzda o anı yaşıyoruz izlenimi veriyor. Öykülerinizin bütünü kurmaca mı, gerçek hayattan kesitler de sunuyor mu?

Tabi ki kurmaca öyküler. Sanırım bu tüm yazarları gülümseten bir sorudur. Yazmak ve duygularını harflere aktarmak iyi bir gözlem, sonrasında da cümlelerin ahengine, sıralanışına ne kadar hakim olunduğu ile ilgili bence. Bir de kitabımdaki öyküler etrafınızda her an görebileceğiniz karakterler. Ağlayan bir kız çocuğu, yaşı doksana dayanmış bir nine. Ben sadece onların içine, gözlerinin en içine baktım. Kahramanlarımın gözlerinde sakladıkları öykülerini anlattım size. Bazısı çok ağladı, bazısı çok güldü. Ama içlerindeki o yazı, baharı asla kaybetmediler. Gerçek hayatta böyle değil mi zaten?Kimisi çukurların içinden elmaslar çıkarır, kimisi pembe bulutlardan fırtınalar icat eder kendisine, kuruntularına yenik düşerler. Öykülerde bu duyguların derinlikleri var. Bence de işte bu yüzden tam da olması gerektiği gibi çok gerçekçiler. Bu gerçeklik duygusunu size verebildiysem ne mutlu bana. Umarım başka okuyuculara da geçer bu his.

  • Kitapla aynı ismi taşıyan öykünüz, Çukurda Bir Sabah hakkında neler söylersiniz?

Bu bir insanlık öyküsü aslında. Kahramanımız kadın olsa da içinde yaşadığı ötelenme, istenmeme ve kendini nereye koyacağını bilememe durumu insanın en temel duygularından biri. Kahramanımız çok kilolu biri ve acımasızca eleştiriliyor. Ve görsel olarak şişman olduğu için onu kabul etmeyen arkadaş grubuna girmek için hayatının sonunu bile getirecek olsa kilo verme serüvenine başlıyor. Bu öykü aslında insanların görüntüye bu kadar çok önem vermesinin anlamını sorguluyor. Hayat sadece görsellik midir? Eğer böyleyse düşüncelerimizin, insanlığımızın anlamı kalır mı?

  • Sizin için en özel öykü hangisi, hikâyesininden bahseder misiniz?

Benim için bütün öyküler çok özel ama Kırlangıçlar öyküsündeki o doku, kalanların, bir hayata kök salanların acı öyküsünü anlattığı için bende farklı bir yeri var. İnsanların bin yıldır kök saldığı yurtlarındaki hayatlarının zamana, modernliğe yenik düşünün o buruk, iç acıtan havası beni hep etkilemiştir. Bence gidenlerin serüvenleri, kalanlarınsa anlatacak gerçek öyküleri vardır. Ben bu kısacık öyküde kalanların uzun öyküsünü anlattım size.

  • İlk kitap çıktığında, aslında yazarın ikinci kitabı da hazır derler. Sizin üzerinde çalıştığınız başka dosyanız var mı. Ya da bu yolculuğun rotası belli mi, yol haritanız nedir?

Öykü dosyası olarak evet hazır öykülerim var. Ama bunun dışında uzun bir kaç öykü yazmak hatta belki Novella yazmak istiyorum. 

  • Son olarak bize, sizi etkileyen yazarlardan ve varsa başucu kitaplarınızdan bahseder misiniz?

Stefan Zweig beni çok etkilemiştir. Onun insanların en derinlerindeki o duyguya seslenişi ve kahramanlarının psikolojilerini analiz edişi muhteşem .Bir gün bu umarım bana da nasip olur.

Ve tabi ki Tomris Uyar, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, Sabahattin Ali, İnci Aral…
Daha çok sayacak yazar var ama ilk aklıma gelenler bunlar. Okumak denizde bir damla gibi küçücük bir varlık olduğunu hissetmek. Bu yüzden her yazar kendine göre muhteşem, farklı. Çünkü hepsinin baktığı yer aslında bir diğerinin göremediği başka bir köşe. Bu yüzden benim için tüm yazılar, sanatçılar çok değerli.

Fatih Ayan
Fatih Ayan

Diğer Yazıları

1983 Ordu Doğumlu, İlköğretimini İstanbul’da tamamladı. Marmara Üniversitesi’nde İşletme okudu. Aynı üniversitenin Uluslararası Kalite Yönetimi, Sakarya Üniversitesi’nin de İktisat Bölümü’nde Yüksek Lisans yaptı. Yüksek Lisansa başladığı 2010 yılından bu yana yazdığı öyküler çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014 yılında kendi dergisini kurdu(Edebiyatist). Sonrasında, Gamlıbaykuş Dergisi ve Songemi Dergisi’nde Genel Yayın Yönetmenliği yapan Fatih Ayan 2017’de dergisiyle aynı adı taşıyan yayınevini kurdu. Edebiyatist Yayınevinin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüten yazar, son bir yılda 20 kitabı yayıma hazırladı.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR