garip
garip
garip

Hatır Zamanı / Ebubekir Narinciak

reklam
01 Ekim 2019 0

Yol uzun diye mi çıkılmıyor, yoksa kısa yollara mı alıştık bilemiyoruz. Belki de aşıldık.

Gülmeyi erteleyip yitik ahlarımızın veda buselerine tutunduk. Gitmenin salt sevginin sonu olduğuna karar verdiğimizden beri suyu düşman belledik; bize zamanın öte hatırını hatırlatan bütün anneleri unuttuk, sevgiyi nesneleştirip kendimize giydirdiğimizden beri ruhumuzun mazurluğuna alıştık gibi. Aşk ilmiğine ısındığımızdan mı, azı kaçar bir gülümsemeyle geçiştiriyoruz yar/dostların sevinçlerini.

Birgün anne oluyor bir gülümseme, ardı kesilmiyor; sevinçlerin içi doluyor, gül suyuyla yıkanıyor bütün şiirler, ad sinem oluyor, gece düşman kesiliyor ve durmadan düşüncenin soğuk, sığ ve grimsi tadına aldanıyor. Birkaç saatten bir şey olmaz diyerek gönül avutuyor; bütün horluğunla, bütün hoyratlığınla atları düşünüyorsun. Azı kaçar mı sevgilerim diyorsun, bilinmez. Aynası kırık bir evin boyası mısın bilinmez.

Yoksa İflahı mıyız sevginin, hem bakışmanın anısıyız.

Gülünerek anne demişiz ve baba olmuşuz kardeş kardeşe. Hem yeminlerin gizi sevgilere sığınarak bozulurmuş biliyoruz. Ninemizin ellerini tutarak sevinmişiz. Babayı bilmez gönüllerimiz, nerde anne görse bir baba canlanır yüreğine. Hem artık annelerde babadır. Mesela kara kuru kışı görsek, bir de üşütmüşsek suyun en soğu da, gecenin en zifiride bize komaz.

Artık soğuk terletmiyor, sevgisizlik terletiyor diyoruz. Bu mudur alışmak?

Eskiden çoraplarımız yırtılırdı, gece anneye mesai olurdu. Hiç kuşkusuz sobamızın kenarında kıvrılıp bir baba arardı gözlerimiz. Duvarlarımız mum ışığından korkuluklar asar, düşlerimizin irin sabahında erken kışın habercisi olurdu. Dizlerimizi kanatan toprak, elimize batan kıymık ve annemizi severiz diye götürdüğümüz iğne uçlu gül görünümlü ot kırıntıları; Şimdi özlemin en buruk sevincinde kaldı. Silkene silkene büyüyoruz galiba, unuta unuta hatırlatarak. Anı görünümlü binlerce sahipsiz gün yaşıyoruz, eskisi örtülene örtülene kayıp bir geleceğe dönüşüyor.

Her şeyin üzerine bir takım eksikliklerimizi ekleyerek sahip olmaya çalışıyoruz. Ben nesnesi çağında güruh bir topluma dönüşüyoruz, bulunduğumuz ana bile bir şeyler giydiriyoruz. Gömüldüğümüz duygusuz insan mezarlığı; sevgisizliğin, bayağılığın ve nesneleşmenin bir başka çöplüğe armağan buyuruyor. Kendimizi kandırmanın bir adını bulduk sonunda; her şeye bir sessizlik giydirip köşemize çekiliyoruz. Seviyoruz kırılıyoruz, sevmiyoruz kırıyoruz. Halimize bir halsız aramaya çıkmışız da yaramız hep eksik, hep bir yanımız bir yanımıza denk gelemiyor. Her şeyi kendimize giydiriyoruz, üzerimize yakışmayan sevgilere bile bir kılıf buluyoruz. Yolları, şiiri ve karşılıksız sevgiden kaçan binlerce ruhu doyumsuz insan var. Binlerce kaçak, binlerce kaçık. Her şeye sahip olma dürtüsüyle hiçbir şeyin olmak kederinde sıkışıp kalıyoruz.

Neresinde öpsek anıların, çocukluğumuz kanamaz?

Bu çağ deriz her çağa. Hangi çağ anne görünümlü bir babadır. Ya da ben bilmiyorum; yoksa sevgiye sevgisizlik mi giydirmeliyiz, giydire giydire bir hal oldu deriz. Kaçarız belki, kim bilir. Ama kimse içine gömülmez, hem gömülen de pek kaçarı yok bir araftan öte bir hatır arıyor. Bu çağın en bilinir bir şeyi varsa hiç kuşkusuz anne hatırıyla yoğuran şiirlerdir. Olmak neyse biz oyuz “sahip” bir şey değiliz, olmamalıyız da içimizde durmalı, elimize hangi çiçeği alırsak sussuszluktan öldürürüz.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.