garip
garip
garip

Hasan Atmaca: “Öykücülük şu an en çok ilgimi çeken bir alan olduğu için bu konuda isimden, belli bir yazardan çok edebiyat dergilerindeki öykücüleri okuyorum.”

reklam
01 Ekim 2019 0

-Hasan Atmaca kimdir, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

01.03.1961 Denizli doğumluyum. 

İlk ve orta öğrenimimi bu şehirde tamamladım. Üç yıl halı ihracatı yapan bir şirkette çalıştım. Daha sonra üniversite hayatım başladı.

1982 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümünü bitirdim. Daha sonra aynı bölümde yüksek lisansımı tamamladım. Mezuniyetimden sonra Gazi Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde kütüphane uzmanı olarak göreve başladım. Yaklaşık sekiz yıl çalıştıktan sonra Pamukkale Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde çalışmaya başladım. On altı yıl da bu kurumda çalışarak 2012 yılında emekli oldum.

Öykü yazmaya 1983 yılının sonlarına doğru Ankara’da öğrencilik yıllarımda başladım. Bu yazma edimini 1988 yılında meslek hayatıma atıldığım zaman ara verdim. Belki yirmi beş yıl hiç öykü yazmadım. Daha çok akademik makaleler ve meslek ile ilgili çalışmalara yöneldim. Fakat emekli olduktan sonra ilk iş olarak mesleki yani kütüphanecilikle ilgili hatıralarımı yazmaya başladım. Belki beş altı yıl daha öykü ile uğraşmadım. Bu zaman zarfında tek uğraşım mesleki hatıralarım oldu. Bu hatıraları öğrencilik yılları ve meslek hayatı olarak yazıp bitirdikten sonra bir editörün görmesinin faydalı olacağını düşünerek editörlük hizmeti veren bir kurumla iletişime geçtim. Bu kurum da Can Gazalcı’nın kurucu editörü olduğu YazarEvi idi. Bu çalışmanın editörlük işlemleri hâlâ sürmektedir.

Denizli’de yaşıyorum.

-“Yalnız Başına Hüzün Tek Başına Mutluluk”un ismi mutfaktaki yeni çıkan öykü kitaplarına göre daha uzun ve farklı bir isimle okuyucuyla buluştu. İsmin ortaya çıkış sürecinden bahseder misiniz?

Öncelikle bu değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim. 

Bu öykünün ismi 35 yıl “Sevmekten Çık Sevmekten” idi. Hatta editörlük sürecinde de bu ad altındaydı. Hatta kitabın basım aşamasında da adı bu idi. Kapak tasarlanırken de bu adı taşıyordu. Fakat son on veya on beş gün içerisinde değişti. 

İlk olarak bu ad yani “Sevmekten Çık Sevmekten” cümlesi öykünün bir yerinde geçiyordu. Bu adın yetersiz kaldığı çoğu zaman aklımda idi. Fakat başka bir ad da bulamıyordum. Hatta kitabın editörü Can Gazalcı Bey’e de eğer bir isim aklına gelirse hiç çekinmeden söyleyebileceğini belirttim. Fakat kendisi ismin güzel ve yerinde olduğunu söyleyince ben de pek oralı olmamaya başladım. Fakat editörlük aşamasında çok uğraştık. O kadar ki sanırım matbaa çıktıları üzerinde bile yeniden kurgu yaptığımız yerler oldu. İşte bu yeniden kurgulamalar sonucu belki de kendiliğinden ortaya çıkıverdi. Yani son okumaları yaparken bariz olarak artık ortadaydı. Şöyle bir baştan sona tekrar okuduğumda artık bu öykünün adı bu addan başkası olamazdı. Umarım okuyucu da hak verecektir.

-Neden Engin gibi bir karakteri anlatma gereği duydunuz?

Her şeyden önce içinde bulunduğum durumu anlama ve ona bir anlam yükleyebilme çabasının bir sonucudur diyebilirim. Anlatmaktan çok anlama ön plandaydı. Bu bakımdan anladıklarımı, yüklediğim anlamları paylaştım demek daha doğru olur sanırım. Fakat sonuç olarak bunları belli bir bütünlük içinde anlatmak için de bir öykü şeklinde tasarlanması gerekiyordu. Bunun yanı sıra bu durumlarda genelde ne yazık ki, çoğu kez, sadece muhalif, sadece ve sadece karşı olma, inkâr etme gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Bunları da yabana atmamak kaydıyla sevmekten başlamanın seçilmesi için anlatma gereği duymuş olabilirim. Çok basit gibi görünse de pek o kadar kolay bir seçenek olarak algılanmıyor hayatta. Başlanması gereken yerin ne olduğunu vurgulamak için böyle bir karakteri anlattım desem da olur.

-Engin’in dünyasında hüzün ve mutluluk medcezirleri çok fazla. Sizce bu durum ‘‘modern’’ insanın artık bir sorunu hâline mi geldi?

Olabilir. Fakat bu modern insanla birlikte her zaman baş başa kalınan bir durum her şeyden önce. Belki de insanlıkla birlikte var. Fakat çağımızda daha yoğun yaşanan bir duygu sanırım. Önceki çağlarda insanlar bu sorunu aşmada pek fazla bir gayret göstermesi gerekmiyordu kanımca. Fakat günümüzde sanırım biraz zaman alıyor. Daha yoğun yaşandığı için içinden çıkabilmek için daha çok uğraşılmak zorunda. Ama her şeye rağmen çoğu zaman bir çıkış yolunun bulunduğunu da bilmek de fayda var. Modern insan çok daha kompleks olsa da daha çok olanağa sahip olan aynı zamanda. Algılama, düşünme, açıklama ve sezgi gücü için çok fazla bir ortama sahip. 

-Öyküyle kendi yaşamınızdaki kesişmeler neler?

Her şeyden önce bir üniversite öğrencisiydim. İkincisi öyküde geçtiği şekilde tek başıma bir evde yaşıyordum. Tam öyküde geçtiği şekilde olmasa da bu yaşamda karşılaştıklarım çok iyi bir esin kaynağı oldu. Dolayısıyla çok hoş kurgunun ortaya çıkmasına vesile oldu bu kesişmeler. 

-Öykünün ana temalarından biri yalnızlık. Yalnızlık, sizin hayatınızın neresinde, sizi besliyor mu?

Ankara’daki on beş yıla yakın yaşantım boyunca yalnızdım. Öğrenciliğimde ve çalışma hayatımda hep yalnız kaldım. Denizli’ye geldiğimde annem ve babamla aynı evde yaşadım. Son dört yıldır yine tek başıma bir evde yaşıyorum. Yani bir çeşit bir yaşam biçimi oldu benim için. Herhalde çoğu yönden Tabii ki dediğiniz gibi beslemiştir de. Hatta edebiyatta olduğu kadar günlük yaşamda da.   Fakat bilinçli bir seçenek değildi. Öyle kendiliğinden ortaya çıktı. Bana düşen onu anlamak ve değerini bilmek oldu. Öncelikle birçok angaryadan kurtuluyorsunuz. Daha sağlıklı düşünebiliyorsunuz. Diğer insanlara göre kendinize biraz daha özel zaman kaldığından dediğiniz gibi biraz da besliyor.

-Öykücülerden kimleri takip edebiliyorsunuz, sizce öykücülük romanı geçeceğe benziyor mu?

İsim olarak özellikle takip ettiğim bir yazar yok. Zaten yeni çıkan öykü kitaplarını erişebildiğim an alıyorum. İsim fark etmiyor. Edebiyatist, Notos, Kafkaokur, biraz da Hece dergilerini izliyorum. Çok beğeniyorum. Öykücülük şu an en çok ilgimi çeken bir alan olduğu için bu konuda isimden, belli bir yazardan çok edebiyat dergilerindeki öykücüleri okuyorum. Çok güzel bir öykücülüğümüz var bu arada. Çok seviniyorum dergileri aldığımda. 

Öykücülüğün romanı geçmesi konusuna gelince, inanın özellikle şu anda yayın hayatına devam eden dergilere baktığınızda zaten öykücülük en revaçta olanı. Tam emin olmamakla birlikte öykücülük belki de geçmiş durumda olduğunu düşünüyorum. Galiba bir kitap olarak sunulması aşamasında bazı sorunlar yüzünden öykücülük geride gibi görünüyor. Yayın evlerinin öykü ve öyküye verdikleri önem bunu belirleyecektir diye düşünüyorum. Fakat öykücülük zaten genel olarak her zaman romanın önünde bence. 

-Bu yayımlanan ilk kitabınızdı, bundan sonra bizi yeni kitaplar bekliyor mu?

Evet bekliyor. Öğrencilik yıllarımda yazmış olduğum öyküler ve son altı yılda yazdığım mesleki hatıralar da belki bir gün kitaplaşır. Yoğun şekilde sürüyor çalışmalar.

-Son Gemi okurlarına adına, öyküye ve öykücüye verdiğiniz değer adına bu söyleşi için teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu söyleşi ile bana vermiş olduğunuz kendimi anlatma fırsatı için size ve yayın kurulundaki arkadaşlara çok teşekkür ederim. Sağ olun. 

Başarılarınızın devamını diliyorum.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.