Halil Dede / Hatice Alparslan

Dün sokakta, yaşlı, kara kuru, ufak tefek, şapkalı, mahsun mu mahsun bir dede gördüm; bana çocukluğumdaki Halil dedeyi çağrıştırdı, hüzünlendim.

Halil dede evimizin hemen karşı çaprazında küçük mü küçük bir evde yalnız başına otururdu. Eşi ölüp çocukları da evlenip barklanıp uzaklara gidince hepten yalnız kalmıştı. Hatırladığım kadarıyla çalışmıyordu, emekli de değildi sanırım. Ramazanlarda sahurda davul çalardı. Oradan kazandığı ve konu komşunun verdikleriyle geçinirdi. Eskiden geçinmek daha kolaydı ya da o geçinmesini bilirdi.

Halil dedenin küçücük evinin, küçücük demirli pencereleri sokağa bakardı. Oradan sokağı seyrederdi. Çocuklar hemen yanı başında bağıra çağıra oyunlar oynarlardı. Sokakları sokak yapan, çocukların pervasız şen kahkahaları, oyunları, bazen de kavgalarıydı. Gürültü yapan çocuklara hiç kızmazdı. Koyu karanlık yalnızlığına biraz olsun ışık oluyordu belki de çocuk sesleri, kim bilir…

Çocukken, ramazanlarda gece sahura kaldırmaları için annemlere yalvarırdık. Derdimiz oruç tutmak falan değil, davulcuyu görmekti. Gündüzki Halil dede, gece olunca bizim için gizemli bir varlığa dönüşürdü. Onun, karanlıklar içinde, tım tım davul sesiyle kapının önünden geçmesini beklerdik. Uzaktan gelmiyordu oysaki davulcu, karşı çapraz evden çıkıyordu ama bizim için çok esrarengizdi. Hepimiz ertesi gün birbirimize sorardık, davulcuyu gördün mü diye. Gündüz olunca bizim esrarengiz Halil dede yine sıradanlaşırdı.

Halil dede yalnızlığından hiç şikayet etmez, çocuklarını veya akrabalarını hiç çekiştirmezdi. Hiç kimseden bir şey beklemez istemezdi de. Dedikodu etmez, kimseye hasetlikle, kıskançlıkla, yan gözle bakmaz, kimsenin çoluğuna çocuğuna kızmazdı. Kimsenin huzurunu kaçıracak davranışları olmazdı. Ara sıra özellikle ramazanlarda ona yemek götürür, küçücük penceresinin küçücük demirlerinin arasından uzatırdık o da sessizce, buruk bir şekilde alırdı.
———————————————————–
“Tek başımıza doğuyor, tek başımıza yaşıyor ve tek başımıza ölüyoruz. Tek başınalık bizim doğamızda var ama bunun farkında değiliz. Bunun farkında olmadığımız için kendimize yabancı kalıyor; tek başınalığı müthiş bir güzellik ve mutluluk, sessizlik ve huzur, varoluşun içinde rahat olmak olarak göreceğimize, onu yalnızlıkla karıştırıyoruz.

Yalnızlık, tek başınalığın yanlış anlaşılmış halidir. Tek başınalığını yalnızlık olarak algıladığın anda, tüm içerik değişir. Tek başınalığın kendine has bir güzelliği, bir ihtişamı, olumlu bir hali vardır; yalnızlıksa zavallı, olumsuz, karanlık ve kasvetlidir. Herkes yalnızlıktan kaçar. O bir yara gibidir; acır. Ondan kaçmanın tek yolu kalabalığın içinde olmak, toplumun bir parçası haline gelmek, dostlar edinmek, bir aile kurmak, eşe ve çocuklara sahip olmaktır. Bu kalabalığın içinde temel çaba, yalnızlığını unutmak üzerinedir.

Ama kimse asla bunu unutmayı başaramamıştır. Senin doğanda olan bir şeyi ne kadar görmezlikten gelmeye çalışsan da onu unutamazsın; o kendini tekrar tekrar dayatacaktır. Ve sorun git gide daha karmaşık bir hal alır çünkü onu hiçbir zaman olduğu gibi görememişsindir; kendini doğuştan yalnız saymışsındır.

Sözlük anlamları aynıdır. Bu, sözlükleri hazırlayan insanların zihninin nasıl işlediğini gösteriyor. Yalnızlık ve tek başınalık arasındaki sonsuz farkı kavrayamıyorlar. Yalnızlık bir boşluktur. Bir şey eksiktir, onu doldurmak için bir şeyler gerekir, ama hiçbir şey onu dolduramaz çünkü bu başından beri bir yanlış anlaşılmadır. Sen yaşlandıkça bu boşluk da büyür. İnsanlar yalnız kalmaktan o kadar korkarlar ki bu yüzden en aptalca şeyleri yaparlar. Tek başına kağıt oynayan adamlar gördüm; diğer elin sahibi orada değildi. İki eli de kendilerinin oynayabileceği oyunlar icat etmişlerdi. Bir şekilde kişi bir meşguliyet edinmeye çalışıyor. Bu, insanlarla veya işle ilgili bir meşguliyet olabiliyor… İş bağımlısı insanlar var; hafta sonunun yaklaşmasından korkuyorlar, ne yapacaklar diye? Ve hiçbir şey yapmazlarsa kendi kendilerine kalacaklar ve bu en acı deneyimdir.

Tek başınalığı tatmış olan kimseler onun bambaşka bir şey olduğunu söyler. Bundan daha güzel, daha huzurlu, daha keyifli bir şey olmayacağını söylerler.” OSHO
————————————————–

Şimdi anlıyorum ki biz Halil dedenin, koyu karanlık “yalnız”lık çeken zavallı bir adam olduğunu düşünürken, o belki de “tek başına” olmanın derin huzuru ve sessizliği içindeydi, kim bilir?..

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*