garip
garip
garip

Gül Ezgi Karaman: “Çocuk kalpli insanları anlamak, onlar gibi ince ruhlu olmak ve de her daim sınırsızca düş kurabilmek istiyorum.”

reklam
01 Ekim 2019 0
Söyleşi: MAHMUT YILDIRIM

-Küçük Prens kitapları koleksiyoncusu olduğunuzu ve bu alanda iki önemli çalışmanız olduğunu biliyoruz. Dergimiz okurlarına biraz kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Soğuk bir kış günü Denizli’de dünyaya geldim. Doğanın, suyun ve toprağın gizemini merak ettiğim için Ziraat Mühendisi oldum. On yıl boyunca memur/mühendis kimliğim ile büyük insanların çalıştığı bir kamu kurumunda hizmet verdim. Oğlumun dünyaya gelmesi ile görevimden ayrıldım. Çocukları çok sevdiğim ve çocukların olduğu bir ortamda çalışmak istediğim için Çocuk Gelişimi okudum. Birkaç yıldır okullarda, kütüphanelerde, belediyelerde ve etkinlik merkezlerinde Ekoloji Öğretmeni/ Atölye Kolaylaştırıcısı göreviyle çalışmalarıma devam etmekteyim. 

2018 yılında bir hikâye yarışmasına katıldım. “Vera’nın Şifalı Çiçekleri” adlı eserim yarışmada birinci seçilerek yayımlanmaya hak kazandı. Kitap, şifalı bitkilerin aracılığı ile çocukların öğrenme, algılama ve düşünme yollarını destekler. 

Küçük Prens kitabının çevirileri arasında yapay dillerde vardır. Bu yapay dillerden biri olan, Türkçedeki yirmi dokuz harfin her birine renk kodları tanımlanarak oluşturulan Küçük Prens- Renk Alfabesi kitabım 2019 yılının ocak ayında yayımlandı. Bu kitap duyusal algılama farklılığımın (sinestezi) bir ürünüdür.

1946 yılına ait Fransızca Küçük Prens kitabını kaynak kitap olarak kullanarak hazırladığım Küçük Prens kitabı (Türkçe) ağustos ayında yayımlandı. Bu kitap diğer Türkçe çevirilerden farklı olarak etkinlik dosyaları içermektedir.

Şimdilerde koleksiyona yeni bir katkı sağlamak için koleksiyonculardan Yıldıray Lise ve Kazim İnal’ın istekleri üzerine titizlikle çalışıyorum. Denizli ağzından Küçük Prens kitabı bu yıl sonunda bizlerle olacak.

Ayrıca kültür, edebiyat ve sanat dergilerinde yazılarım, incelemelerim ve çizimlerim ile yer almaktayım. Bilmeyenler için Son Gemi dergisinin logosunun tasarımcısıyım.

Kısacası ben üretmeyi seven, doğaya saygı göstererek yaşamaya, şimdilerde çocuk insanını farkındalıkları yüksek bir birey olarak yetiştirmeye çalışan çocuk kalpli bir anneyim. 

-Telif haklarının kalkması ile Türkiye’deki yayın evlerinden yüzlerce çevirisi yapılan kitabın yeni bir çevirisini (özellikle Fransızcadan) neden yapmak istediniz?

Küçük Prens kitabı ile adını duyuran Antoine de Saint-Exupéry, ABD’de bir süre yaşamış, kitabını da burada kaleme almıştır. Exupéry, ABD’de 1943 yılında iki farklı dilde (İngilizce- Fransızca) basılan Küçük Prens kitabında baskı sonrası hatalar olduğunu fark etmiş, bu hataları düzelterek yeni bir dosya hazırlamıştır. Fakat 1944 yılında yaptığı uçuş sırasında kaybolan Exupéry bu baskıyı görememiştir. Bu yeni dosya 1946 yılında memleketi Fransa’da Fransızca olarak yayımlanır. 

Türkçe olarak basılan kitapların büyük bir kısmı 1943 yılına ait ilk baskıdan veya onu kaynak olarak kullanan diğer dillerdeki baskılar ile hazırlanmıştır. Bu kitaplar içerisinde orijinal metne sadık kalmamış olanlar, orijinal çizimlere yer vermemiş olanlar hatta kitapta yer alan yirmi yedi bölümü farklı sayılarla ifade eden baskılar bile bulunmaktadır. Bu sebeplerin yanında bir de totem yaptığım özel bir sebepten ötürü bu çalışmayı gerçekleştirmek istedim.

-Küçük Prens’in herkese hitap ettiğini düşünüyor musunuz? Gözlemleriniz hangi yönde?

Birinci ve ikinci görselin şapka olduğunu düşününler dışında yaratıcı cevaplar verebilecek herkese yazıldığını düşünmekteyim. 

Exupéry, kitabının üstün körü okunmasını istemediğini “Kitabımın hafife alınmasını istemem. Bu anıları anlatırken öyle çok acı çekiyorum ki.” cümleleriyle açıkça belirtmektedir. Yazar bu sözleri ile iyi bir değerlendirme yapabilecek büyük insanlardan çok özenli olmalarını beklerken, ithaf bölümünde de çocukları çok önemsediğini dile getirir.

-Küçük Prens, birçok kişi tarafından adeta bir “yaşam felsefesi” haline getirilmiş durumda. Küçük Prense olan tutkunuz yaşamınızı nasıl etkiliyor? Sizi en çok ne/ neler etkiledi? 

Büyük insanlar gibi tuhaf olmak ya da tuhaflaşmak istemiyorum. Çocuk kalpli insanları anlamak, onlar gibi ince ruhlu olmak ve de her daim sınırsızca düş kurabilmek istiyorum. Böyle olmayı düşünme, isteme hissi bile bana iyi geliyor.  

398 adet farklı dile çevrilmiş kült bir eserden bahsediyoruz. Yaşadığımız süre zarfında görmeye fırsat bulamayacağımız dilleri koleksiyon yaparak inceleme hatta belki de öğrenme şansına sahip oluyoruz. Kitabı benim gibi ezbere bilenler için bu çok eğlenceli bir şey.

Kitabı ne zaman okusam Küçük Prens’in ağladığı bölümler beni derinden etkiler. 

-Çocuk kitaplarında metinler kadar görselliğin de önemli olduğunu biliyoruz. Küçük Prens kitabında çizimler de yer alıyor. Dünyada en çok okunan kitaplar arasında yer alan ve 76 yıl önce basılan kitabın içerisindeki çizimlerin sizce bu başarısına katkısı var mıdır? 

 Küçük Prens kitabının bir ruhu var. Onu diğer kitaplardan ayrı tutarak bu soruyu iki şekilde cevaplayabilirim. Küçük Prens kitabı orijinal hali ile 1000 sayfalık bir kitaptır. Bizim gördüğümüz çizimler dışında içinde daha birçok çizim barındırır. Hatta kitap içerisine yazar tarafından dâhil edilmemiş, farklı bir dosyada saklanan çizimlerin olduğunu da biliyoruz. Bu soru için Küçük Prens kitabının başarısı bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bunun için verilebilecek en güzel örnek baobab ağacını betimlediği bölümdür. Çizimini yaparken aldığı sorumluluk ve gösterdiği özen ile çizimi anlatan sözlerinin titizlikle hazırlandığı aşikardır. 

Çocuk kitapları için bu soruyu ele alırsak görseller son derece önemlidir. Çünkü özellikle okuma alışkanlığının kazandırıldığı okul öncesi dönemde okuma-yazma bilgisi olmayan çocuklar görsellere bakarak kitaba ilgi duyarlar. Hatta kitapları görselde gördükleri şekilde okurlar. Bu sebeple görseller ve hikâyenin birbirlerini tamamlaması ve görsellerin hikâyeyi yansıtması gerekir. Aksi takdirde çizimler ne kadar başarılı olursa olsun istenilen etkiyi vermeyecektir. 

Son dönemlerde dijital çizimler ile hazırlanan kitaplar popüler olsa da ben silgi izlerinin olduğu, suyun, fırçanın belirgin lekeler bıraktığı suluboya çizimlerini seviyorum. 

-Doğaya, insanlara, canlı-cansız her şeye karşı sorumluluklarımız var. Küçük Prens sorumluluk üzerine bize neler söylüyor?

Çocuklar için Ekolojik Bilinçlenme eğitimleri düzenliyorum. Çünkü kendimi doğaya ve gelecek nesillere karşı sorumlu hissediyorum. Küçük Prens kitabı içinde özenli bir şekilde işlenen sorumluluk kavramını günlük hayatımda doğaya, aileme, çocuklara ve çevreme karşı doğru şekilde kullanmaya çalışıyorum. 

Yazar naif bir anlatım dili ile pilotun, Küçük Prens’in, tilkinin, yılanın, gezegenlerde yaşayan karakterlerin üzerinden bizlere yaşamdaki sorumluluklarımızı yansıtıyor. Bu sorumlulukların yerine getirilmesi sırasında yaşanılan her türlü zorluğun, gösterilen çabanın, verilen emeğin, kaybedilen zamanın her şeye değer olduğunu açıkça anlamamızı istiyor. 

-Küçük Prens kitapları koleksiyonunuz içinde hangi dillerde kaç adet kitap var? Koleksiyonunuzu nerede muhafaza ediyorsunuz? Sizin koleksiyon yapmaktaki amacınız nedir?

Küçük Prens koleksiyonum sadece kitaplardan ibaret değil. 23 yıldır Küçük Prens kitapları ve objeleri biriktiriyorum. Toplamda 316 adet kitabım var. Bunlardan 217 âdeti farklı dil ve lehçededir. Geri kalanı farklı yayınevlerinden kopyalardır. Bu kopyaların çoğu da Türkçedir. 

Koleksiyonuma ait parçaları oğlumun odası ile salonumuzda bulunan kitaplıkta muhafaza ediyorum.

Koleksiyona başlarken ve de devam ederken tek bir amaç için yol almadım. Kitaba karşı farkındalığım arttıkça kitap bana bazen bir günlük, bazen bir sözlük, bazen de bir kılavuz gibi geliyordu. Koleksiyona başladığım yıllarda ilgimi çeken yanı ilk bu olmuştu. Kendimi güvende ve de iyi hissettiriyordu.

Adımın geçtiği bir çiçek ve çiçekle olan benzer yönlerimin olması, yanardağı olan bir küçük şehirde dünyaya gelmiş olmam, tilkileri çok seviyor olmam ve de bunun gibi daha sayabileceğim birkaç örnek beni kitaba oldukça bağladı. Çünkü insanın özünü bulması kitabın felsefesinde vardı. 

Fakat son yıllarda Küçük Prens kitabının manevi bir hayat görüşüne sahip olduğunu düşünmeye başladım. Hiçbir dini dayatması olmadan bir inancın gücünü size hissettiren bu kitabı defalarca okurken Exupéry’nin sufizmden etkilendiğini hissettim ve bu konuda düşüncemi destekleyen tezler geliştirdim. Beni araştırma yapmaya iten yönleri oldu ve de bilgi dağarcığım gelişti.  

Ayrıca kitap içerisinde yer alan “Türk” kelimesi ve bu kelimeyi temsil eden iki kişiden bahsetmesi de etkileyici gelmişti. 

-“Küçük Prens Atölyesi” ile çocuklara ve yetişkinlere seminerler veriyor, etkinlikler düzenliyorsunuz. Özellikle çocuklardan nasıl geri bildirimler alıyorsunuz? 

Çocuklar ile yaptığım atölyelerin başlangıcını kitap içerisinde geçen bir numaralı görsel ile yapıyorum. Bu çalışma ile onların hayal dünyasını görmek harika bir deneyim oluyor. Genel olarak çocuklar Küçük Prens’i kitabı ile değil de doğum günü teması ya da objelerdeki sarı saçlı çocuk olarak biliyorlar. Fakat bazen felsefesini özümsemiş ve kitabı bir defadan fazla okumuş çocuklar da gelebiliyor. Böyle çocuklar ile karşılaştığım zaman uzun süredir görmediğim bir arkadaşımı görmüş gibi oluyorum. 

İlerleyen günler içinde çocuklardan, velilerden ve öğretmenlerden bana gelen geri bildirimler olumlu yönde oluyor. Mesela bazı atölyeler sonrasında koleksiyon yapmaya başlayan, küçük prens ile ilgili çalışmalar yapan çocuklar/veliler/öğretmenler beni sosyal medyalarında paylaştıkları görsellere etiketliyor ya da elektronik posta ile fotoğraflarını paylaşıyorlar. İşte o anlar benim için paha biçilemez.

-Çocukları bu denli önemseyen biri olarak sizce “çocuk” kimdir desem? Çocuklara kitap okumanın diğer davranışlar gibi gereklilik olduğunu kavratabilmek için ebeveynlere ne gibi tavsiyeleriniz olurdu? 

Bir çocuğun kendini ifade etmek için kullandığı yüzlerce yol vardır. Bu sebepledir ki her çocuk bireysel olarak ele alınmalıdır. ”Çocuğun 100 Dili” ifadesi ile Reggio Emilia Yaklaşımının öncüsü olan Loris Malaguzzi çocuk 100’den ibarettir der. Aslında bakarsanız Küçük Prens’te 100’den ibarettir. Çünkü esas olanı ararken seçtiği yollar, merakı, düşünceleri bize bunu açıkça gösterir. 

Klasik eğitim sistemleri çocukların tek dile sahip olduğunu ve her çocuğun aynı dil ile konuştuğunu varsayar. Bu sebeple de çocuklara belli kalıplar belli zamanlar içinde öğretilmeye çalışılır. Bu anlayışı doğru kabul eden aile de bu sisteme ilk öğrenme ortamı olarak öncülük eder.

Günümüzde çocuklara yönelik yayınlar nitelik açışından oldukça gelişmiş durumdadır. Biz ebeveynler çocuklarımıza onların ihtiyaçları doğrultusunda destek verir, onların tercihlerine saygı gösterir ve rol model olursak zaten kitap okumanın önemi kazandırılmış ve de devamlılığı sağlanmış olur.

Örneğin onların görme hizasında, kolay erişim sağlayabilecekleri kitaplıklar yaparak okuma isteklerini arttırabiliriz. 

Kitap satın alma sürecinde onların isteklerini göz önünde bulundurabiliriz. 

Birlikte okuma yapıyor isek onları anlatım ya da okuma sırasında heyecanlandırabiliriz. İnteraktif bir okuma yapabiliriz. Sorular ile ilgisini, merakını, araştırma isteğini canlı tutabiliriz. 

Mahallemizde bulunan kütüphanelere üye olabilir ve belirli günlerde birlikte ödünç kitap alabiliriz. Hem sorumluluk bilinci aşılar hem de okuma alışkanlığını kitaplar ile dolu bir alanda destekleriz.

-Bu sorular içerisinde sormadığım fakat size sormamı istediğiniz bir soru var mı? Cevabı ne olurdu?

Tabi ki olurdu. Kendime sizin adınıza şöyle bir soru sorabilirdim.

-“Küçük Prens kitabı gibi çocuklara yazıldığını sandığımız fakat her yaşa hitap eden, felsefesini sevdiğiniz başka kitaplar var mı? “

Elbette var. Örneğin Alice Harikalar Diyarında, Sineklerin Tanrısı, Momo, Martı, Küçük Kara Balık, Şeker Portakalı, Peter Pan gibi kitapların Küçük Prens kitabı gibi her yaştan okura hitap ettiğini düşünüyorum. Bu kitaplar felsefeleri ile dünyaya, kendimize farklı gözle bakmamızı sağlar. Ruhumuzu temizler. Çocukluğumuzu bize geri verir. Ayrıca bu kitapların psikolojik olarak ortaya çıkardığı durumları da etkileyici ve ilginç buluyorum. 

Mahmut Yıldırım
Mahmut Yıldırım Diğer Yazıları
11 Mart 1996 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldum. Beni kendinde çifte kavurdu adeta. Bu sene bu tadın cümbüşünde kendimi aramak, bulmak, içimde biriken ne varsa duruşum ve kalemimle boşlukları doldurmak için bu yola gönül verdim. Günler geçiyor birer birer. Bense bu geçen zamanda elimden kalemimi, gönlümden edebiyat ve yazma sevgimi düşürmeyeceğim.
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.