Gözlüklü Köpek / Meral Şahin

 

İş çıkışı en son görmek istediğim kişiyle karşılaşmaktan nefret ediyorum. Her zaman dibimde, karşımda biter. Her seferinde de süslenip püslenip gezmeye gidiyordur. Konuşurken gözlerinin içi güler, fıkır fıkır geçip gider yanımdan. Çalışıyorum diye üzülür Nazlı. Üzülürken de bakışlarıyla küçümser, sözleriyle ezer geçer. İçimin daralmasını, gözlerimin sulanmasını kalın camlı gözlüklerim bile saklayamaz. Benim bu halimi gören Nazlı’nın, denizlerden mavi gözleri daha da bir parlak bakar. Kızarım kendime, iki kelime laf söyleyip karşılığını veremiyorum diye.

Eve gelip aynanın karşısına geçince acıdım halime. Nazlı çok sevilerek, el bebek gül bebek büyüdü. Nasıl da belli.  Bense yıllarca üvey babamın sevgisizliğiyle büyüdüm. Sevgisini de istemezdim ya annemi dövmeseydi. Annemin bu adama neden katlandığını anlamazdım. Göbekli, kel, sakalı bıyığı birbirine girmiş, çirkin bir adamdı. Üstelik ter ve içkiden leş gibi de kokardı. Genelde sarhoş gelirdi eve. Annem onu memnun etmek için elinden geleni yapardı. Ama o, yine bir bahane bulurdu vurup kırmak için. En sonunda geceyi bana ettiği hakaretlerle bitirirdi. Sanki gözlük takmayı ben istermişim gibi, bana “Gözlüklü Köpek” derdi. Bu yüzden üvey babam geldikten sonra ortalıkta görünmezdim. Yatağımın içine yumulur, yorganın altında sessiz sessiz ağlardım. Gözlerimi pijamamın koluna siler, bütün bunların bitmesi için sayı sayardım.

Saymayı babam öğretmişti. Sayarken korkularımla baş etmeyi de.  Çok küçüktüm,  bir düğüne gitmiştik. Düğünde silah atıyorlardı. Silah seslerinden korktuğumu gören babam, “Gözlerimizi kapatalım, silah sesleri bitinceye kadar sayalım,” dedi. O zamandan beri,  gözlerimi kapatıp saymak bana iyi gelir. Babamın beni omzuna alıp gezdirdiği, sırtına bindirip atçılık oynadığımız günlerle avunurum.

Babam olsaydı bizi korurdu.  Yine birbirinin aynı geçen gecelerden birinin sabahında baba demeye yakıştıramadığım adam banyoya girecekti. Ondan önce davranıp banyonun önüne sabun döktüm. Sabunu iyice yaydım. Kolunu bacağını kırsın da canı yansın,  canı yansın da anlasın istedim. Banyoya girerken ayağı kaydı, kafasını fena vurdu yere. On gün yoğun bakımda yattı. Beyin kanamasından öldü. Hesabım tutmadı ama hiç de üzülmedim.  Hak ettiğini bulduğuna sevindim, katil suratlı ayının.

O günden sonra annem sessizliğe büründü.  Zaten pasif bir kişiydi ve birinin koruyup kollamasına ihtiyaç duyardı. Balkona koyduğu sardunya saksılarıyla geçirdi zamanını. Rengarenk çiçeklerle bulmaya çalıştı, dayak yerken yitirdiği aklını. Gerçekten üzülüp üzülmediğini hiç anlayamadım.

Eve ekmek getirenimiz kalmayınca bir fabrikada iş buldum. Çalışmaya başladım. O gün bugündür annemle birlikte kıt kanaat yaşayıp gidiyoruz. Evlenmeyi hiç düşünmedim. Zaten pek arkadaşım da olmadı. Eğlence de olsa gürültüyü pek sevmedim. Yıllarca özlemini çektiğim sessizliğimle baş başa yaşayıp gidiyoruz.

Hayat böyle devam ederken herhangi bir gün iş çıkışı, Nazlı’yla karşılaştık. Hiç değişmeyen konuşmamızı yaptık. Mavi gözlerine, konuşurken elleriyle oynadığı saçlarına, ojeli tırnaklarına, bir bebek kadar duru yüzüne son kez baktım. Sonra eve geldim. Balkondan Nazlı’yı izledim. Balkonun altından geçerken bizim saksılardan biri düştü kafasına. Saksının düşmesine yardım ettim. Yardım ettiğimi de gören olmadı.

 

 

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2KiOTxu

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.