Görev / Tutku Taşkınoğlu

GÖREV

Çerko, tek göz gecekondunun, kırık dökük kanepesinde, uykusuz gözlerle tavanı seyrediyordu. Tavandan çok daha uzaklara bakar gibiydi. Endişeliydi, bugün yaşanabilecekleri düşünüyordu. Bakışlarını aşağıya çevirdi. Kanepenin hemen yanına sıralanmış yer yataklarında yatan gençlere baktı. Dün gece ne güldürmüşlerdi onu, ne hayalleri vardı. Oysa geleceği, ayağının dibinde yatan bu gençlerin rüyalarında ve uzaktan izleyen bu yoksul adam hayal kurmayı unutmuştu uzun zamandır. Köyden, savaştan kaçıp buraya kaderiyle savaşmaya geleli on yılı geçmişti. Usulca doğruldu. Sigarasına uzandı. Bir dal aldı ve yaktı. ‘’Bugün nasıl geçecek? Allahım yardım et’’ diye mırıldanarak bir nefes duman aldı. Önünde bir kedi misali kıvrılmış Ali’yi ayağının ucu ile hafifçe iteledi.

‘’Lan oğlum kalkın! Geç kalıyoruz.’’  Ali, şaşkın bir telaşla yattığı yerde doğruldu. Esneyecek vakit bulamadı ve adeta hazır ola geçti.  Çerko, bu hazıroldan tatmin olmamıştı. Tekrar dürttü,

‘’Siz adam olmazsınız lan, sizi adam edemem ben’’ ve söylenmeye devam ederek sırayla ayağının altında yatan dört genç adamı tekmeledi. Bütün gece bugün yapacaklarının üzerinden geçmişlerdi. Her şey hazırdı. ‘’Umarım hazırdır. Bu itlere ne kadar güvenilirse artık’’  dedi kendi kendine. Ayak ve bacaklardan oluşan yolu ite kaka geçip, gecekondunun kapısını açtı. Dışarıya kontrollü bir şekilde göz attı. Her şey yolunda gözüküyordu. İki arsız kedi, uyuklayan bir köpek ve zamansız uyanmış, belli ki anası ile babasını uygunsuz yakaladığı için tekmelenerek yan gecekondudan atılmış, çamurda konserve kutusunu yüzdüren, yalınayak, yarı çıplak ve ıssız bir çocuk dışında kimsecikler yoktu.

‘’Asayiş berkemal, hadi iş başına beyler’’ dedi.  Ali kalkmış dün hazırladıkları çantayı kontrol ediyordu. Memo yatakları toplamaya çalışıyordu. Berzan ve Baran ortada yoktular. Bu küçük ve eşyasız evde her kafasını çevirdiğinde nasıl kaybolmayı başardıklarını düşündü.

‘’Oğlum nerde lan bu itler’’ diye bağırdı. Tüm hıncını almak ister gibi Memo’nun sırtına bir tokat indirdi,  ‘’Bugün yatak toplanır mı lan it oğlu it, acele etmeliyiz‘’  dedi. Bağırtısı ile birlikte Baran ve hemen arkasında Berzan belirdiler.

‘’Neredesiniz oğlum siz?’’ bir tokatta onlara savurdu. Baran başını eğdi, tokat öfkeli bir rüzgar gibi Berzan’ın burnunu sıyırdı.

‘’Kek vurma ya burdayız.’’ d iye cevap verdi Baran.

Berzan burnunu sıvazladı, ‘’Kek, bir sakin ol ya, meraq neke hepimiz ne yapacağımızı biliyoruz’’ dedi ve arkadaşlarına döndü,

‘’Değil mi Heval?’’

Hepsi birden ağız birliği etmişçesine  ‘’he walla ‘’ dedi.

Çerko gençlerin yüzünü süzdü,

‘’Bakın bugün önemli bir gün, böyle bir yürüyüş bir daha kim bilir ne zaman olur.  Koca barış yürüyüşü binlerce kişi olacak. Yüzlerce polis mevzilenecek. Onlar gelmeden bir orada olmalıyız. Çok Hişyarî olmalıyız. Bu bizim son şansımız olabilir. Biraz ciddiye alın diğer işlere benzemez’’ diye uzun bir nutka başladı. Gençler birbirine baktı. Baran, Çerko’nun koluna girip ‘’tamam abi merak etme her şey hazır, hepimiz işimizi biliyoruz. Başaracağız, güven bize ‘’ diyerek onu gecekondunun kapısından dışarı çıkardı. ‘’Gel çocuklar hazırlanırken biz de birer sigara içelim’’ dedi.

Berzan arkadaşlarına tekrar döndü,

‘’Hadi kontrol edelim her şey amade mi?’’

‘’Hazırız’’ dedi Ali, çantaların başına çömeldiler. Malzemeleri birer birer ellerinden geçirdiler. Berzan Memo’ya döndü. ‘’Sırt çantası nerde?’’ diye sordu. Memo oyuncağı elinden alınmak istenen bir çocuk gibi tedirgin bir nida ile ‘’ O burada’’  dedi.  ‘’ ben taşıyacaktım ya ‘’ diye devam etti.

Berzan, ‘’Oğlum sen daha çok küçüksün bırak ben taşırım’’ dedi. Memo gözlerini devirerek şaşkın bakıyordu. ‘’Ama Çerko sen al dedi’’

‘’ E.., sen bilirsin son anda cayma da, taşıyamayacağım diye’’

Toparlanan gençler ve Çerko, gecekondudan çıkıp yokuş aşağı yürümeye başladılar. Birbirleriyle hiç konuşmuyorlardı. Memo en önemli yükü taşıyor edası ile dik ve mağrur yürüyordu. Adımlarına taşların arasından sızarak kendine yol bulmaya çalışan lağım suları da eşlik ediyordu. Suların birikinti yaptığı yerin biraz ilerisinde birkaç polis oturmuş kahvaltı yapıyorlardı.

Çerko, gençlerin önünde durdu, ‘’Sakin olun! Dikkat çekmemeye çalışın’’ dedi. Memo, terli anlını silip, endişe ile sırtındaki çantayı yokladı.

Berzan, Memo’ya dönüp ‘’Heval, Bana ver istersen’’ dedi. Memo, daha da dikleşerek ‘’hayır’’ diye kesin ve net bir cevap verdi.

‘’Sen ortamızda kal’’ dedi Çerko, yürümeye devam ettiler. Genç polisler, karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı. Yanlarından geçen gençleri süzdüler. Yaşça daha büyük olan arkalarından seslendi,

‘’Gençler nereye?’’

Çerko döndü, ‘’ işe gidiyoruz memur bey’’ dedi. Hiç hali yoktu Polis’in, akşam eşi ile kavga etmişti ve bugün bütün gün bu aptal barış yürüyüşünde görevlendirilmişti. Oysa sadece bir trafik polisiydi. Ondan beklenen soru sormasıydı. Sormuştu işte. Cevabı da umursamadı. ‘’Hadi bakalım’’ dedi önündeki simite geri döndü.

Çerkonun arkasında tedirgin bekleyen dört genç aynı anda bir ‘’ohh’’ çekti. Yürümeye devam ettiler. Bir süre sonra büyükçe bir çınar ağacının önüne geldiler. ‘’Burada bekleyeceğiz’’ dedi Çerko. Çantaları çınarın altına yerleştiler. İçinden çıkardıkları çıtalara sırt çantasındaki özenle katlanmış bayrakları takmaya başladılar. Dört genç bayrakları yerleştirirken, Çerko talimatları sıralıyordu. Yürüyüş başlayınca dağılacağız. Hepiniz yanınıza bolca küçük ve büyük boy alın. Unutmayın, küçükler 10 lira, büyükler 20. Çok satacağız çok. Bu yürüyüş çok büyük. Hadi gazamız mübarek olsun.’’

Berzan ekledi. ‘’Unutmayın yürüyüş sonrası yerlere atılanları toplayıp, bir sonraki yürüyüş için saklayacağız, gözünüz açık olsun. Yere tek bayrak düşürmeyin!’’

Devam edecek…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.