GÖNDERİLMEYENLER-2- / Neslihan Tamyaman

10 Nisan

Dün fotoğraflarına baktım. Sonunculara… Ne kadar mutlusun sen bu ara; iyi geldi o kadın sana, besledi seni… Hiç öyle kahkahalar görmemiştim mesela dudaklarından dökülen daha önce… Olmuştur mutlaka ama ben görebilirken olmadı hiç. Tuhaf ama bir yanım mutlu biliyor musun adam? Mutlusun diye… Benimle bunca mutlu olasın çok istemiştim. Belli ki seviyorsun; beni sevesin istemiştim… olmadı.

Kimse suçlu değil.

Ben?

Bense her gün daha çok alışıyorum yokluğuna. Zaten hiç olmadın da ben oradan buradan dokunup duruyordum hayatına…

İtirazın yoktu senin de aslında.

Beni değil de benim seni sevme şeklimi seviyordun sen. Daha önce de söylemiştim bunu sana. Biliyorum kendimi adam, güzel severim ben.

Geçenlerde kırmızı mumlar gördüm bir vitrinde sıra sıra dizili, ilk sevişmemiz geldi aklıma… Sözde istemiyordun ama evine davet edip onlarca mumu yakıp bütün salonu donatıp ışıkları söndürmüştün biralarımızı yudumlarken…

Sonra da

“Ben istemedim seninle sevişmeyi….”

Hadi ya!!!!

Bu gerçeği hiç yüzüne vurmadım adam. Bozulma, kırılma diye.

Ama gerçek gerçektir işte…

Gün gibi ortada.

Önemi yoktu ki benim için. Varsındı sen kendi kendini, benim seni zoraki baştan çıkarttığımı düşündürüp kendine, kandırıp durasındı, ben bu sırada seninle sevişmenin hazzını yaşıyordum. Seninle geçen her anın anısı bende saklı. Sarf ettiğin her kelimenin, her dokunuşunun… hepsinin izdüşümü zihnimde kayıtlı…

Öyle de kalacak

Hiç pişman olmadım ben…

11 Nisan

Senden gelen, seni hatırlatan her iz, her çağrışım allak bullak ediyor. Hâlâ… ne kadar sürer ki daha?… biter tabi, illâ ki biter. Hem demiyor mu şarkıda da…

“Neler neler geçmedi ki?”

Özlem pis bir his ama adam biliyor musun? Yapış yapış, rutubetli, rahatsız edici pis bir his. Kötü de kokuyor hem… Küf kokuyor, rutubetle karışık sevimsiz bir küf kokusu.. Özlem arttıkça küflenmişlik de artıyor.. İnsanın iç duvarlarını sinsice kaplayan, için için kemiren o pis küflenmişlik.

Bazen merak etmiyor değilim aslında, kendime sorduğum oluyor. “Acaba hiç… kırk yılda bir de aklından geçirir de özler mi ki?” diye.

Doğruya doğru adam, merak ediyorum gerçekten.

Ama biliyorum aslında gerçeği. Bu soruyu daha kendime sorarken hazır esasen kendime yanıtım kendimden.

-Hayır!.. elbette…

Hayır, özlemiyorsun adam, aklının ucuna bile getirmiyorsun. Sen o kadınla mutlusun. Hiç görmediğimce güldürüyor yüzünü o kadın. İyi geliyor sana, enerji katıyor ruhuna, bedenine..

Belli…

Ne güzel

En azından birimizden birimiz mutlu olmalı öyle değil mi?

Geçiyorum gün gün senden adam. Her geçen gün bir parça daha geçiyorum.

Önceleri kıskanıyordum çok. Neler konuşursun, neler paylaşırsın sevdiğin kadınla, nasıl dokunursun ona, nasıl sevişirsin, nasıl bir tatmin hissettirir bir kadına sen tarafından sevilmek… falan… falan … falan….

Bana ver(e)mediğin ne var ne yoksa ona ver(ebil)diğin her ne varsa… Hepsini kıskanıyordum… Uzun uzun telefon konuşmaları yapardın bazen… Onu bile kıskanırdım, biliyor musun? Çünkü ben ne vakit arasam seni, hızlı hızlı konuşur, kestirmeden kapatmanın yolunu arardın..

Ne salak oluyor âşık insan…

İstenmediğimi bile bile defalarca sarıldığım olmuştu telefona…Mesajlar, şiirler, şarkılar mail box’ında… Acınası haller işte…

Hâlâ yapıyorum ara ara. Bunca yılın alışkanlığı kolayınca atılmıyor bünyeden adam.. bağışla…

Özlemekten vazgeçtiğimde mi geçmiş olacağım sence tam olarak senden?

Öyle sanırım…

Özlediğimiz sürece severiz ya da sevdiğimiz sürece mi özleriz ki?

Bilemedim…

Ve aslında önemi de yok zaten…

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan polemiği kadar anlamsız bunun muhasebesini yapmak.

Neyse ne işte..

Olması gereken, benim acilen iyileşmem…

Evet, acilen…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*