ümraniye escortkadıköy escortataşehir escortizmir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Gölgemle Dans / Berk Ful

01 Mayıs 2019 0

Çizik izleri. Ruhumdaki, tenimdeki, kelimelerdeki çizik izleri. Yürüdükçe ayaklarıma batan paslı bir bıçak, kendime sarıldıkça tenime batan kanlı bir hançer. Ağzımı her açtığımda dudaklarımı kanatan mahmuzdan sözcükler. Gecenin tenine bir dövme gibi kazınmış dolunay.

Sevmek bir nakış gibi işlenir sözcüklere benim lügatimde, bir iğne oyası gibi, bir el yazması gibi değerli sevgin bende. Senin nefesinden çıkan buğu, bir padişah fermanı gibiydi bende. Sonra kan kokmaya başladı nefesin, belki bir piton kadar zehirli olduklarından belki de dikenli sarmaşıklar gibi dolanıp kalbimi deldiklerinden.

Issız, ışıksız bir sokakta üzerimde eski bir hırkayla yürüyorum. Hırka yerlerde sürükleniyor. Hırkanın uçlarındaki acılar sürüklenmiyor, dokunup geçmiyor, değdiği yerde asfaltı alt edip deliyor. Aynı duygular, farklı zamanlar, başka hayatlar ve ayrı kişilerle kusursuzca tasarlanmış bir oyun sanki bu dünya, kötülüklerle, acılarla dolu bir dünya.

Kazandıkça bu oyunu, kaybediyorsun her şeyini. Gençliğini kaybediyorsun önce, elde etmek istediğin şeye kavuşmak için yaptıklarınla kendine olan saygını kaybediyorsun. Kurallara uyamazsın bu dünyada, uymaya çalışırsan ya sefil olursun ya gafil. Kuralsız yaşarsan kazanırsın, kazanmak için her şeyini feda ettikten sonra.

Zifiri karanlık bir odadayım. Gölgem ve ben odanın en karanlık köşelerinden birbirimize bakıyoruz. Tavanda yüzeyi parlayan keskin bir bıçak. İnce bir ipin ucunda sallanıyor. Odayı bıçağın parıltısı aydınlatıyor. Üzerine hayalet bir bulut çökünce gölgemle yüzleşmek istercesine kafamı yana çeviriyorum, o çoktan bıçağa doğru yürümeye başlamış bile. Ölüm buzlu su kadar soğuk. Tenim ürperiyor. Bıçağı göremesem de yakalamak için elimi atıyorum. Karanlığı yakalıyorum. Ellerim kanıyor, tepki bile veremiyorum. Acıdan ölesim geliyor. Alışmış acıya bedenim, ruhum kör bir bıçakla delik deşik edilmiş. Gölgem, yüzünde pis bir gülümsemeyle bıçağın sapından çekiyor elini ve elimin kesiği, bileğimdeki iki çizikle kardeş oluyor. Elimden akan kana bakıyorum anlamsızca. Gölgem, elimi sarmak için kendi avcunun içine koyuyor, ya da ben öyle sanıyorum. Diğer eliyle cebinden çıkardığı tuzları bastırıyor derin kesiklerle parçalanmış avucuma. Gözyaşlarım süzülüyor yanaklarımdan, çığlıklar beynimden dudaklarıma kadar geliyor ama nefesimde kayboluyor. Sessiz çığlıklarım, nefese dönüşüyor, hayat veriyor bana acılar. Tuz tanecikleri yerde umudu çağrıştıran beyaz bir çember oluşturuyor. İçi ellerimden süzülen kanla dolan çember, bana tiksinerek bakıyor. Canımı iyice yaktığından emin olan gölge, kendi gölgem, cebine koyduğu bıçağı çıkarıyor; büyük bir kinle, “Bu acıların sorumlusu kendinden başkası değil.” der gibi bakıp kalbime saplıyor. Hırsını alabilmek, biriktirdiği öfkesini boşaltmak, benimle birlikte çektiği acıları dindirebilmek için tekrar tekrar sokup çıkartıyor bıçağı. Ardından, bıçağı odanın diğer tarafına fırlatıyor ve gözünün ucuyla yere düşüşümü izliyor. Gözlerimi kapatmadan önce “Hak ettin!” diyor. Bıçağın parıltısı kanlı ellerini aydınlatıyor. “Hak ettim.” diyorum.

  Gözlerimi açtığımda dün geceden, kandan ve bıçaktan eser kalmıyor. Sokağa çıkıyorum. Issız, ışıksız, bomboş bir sokakta loş bir ruhla yürüyorum. Sırtımdaki hırkayı yolun ortasında çıkarıyorum. Ruhumdaki acıları çıkartıyormuşum gibi. Elimden yavaşça kayıyor. Yere düşer düşmez bir rüzgar havalandırıyor onu, yüzüme sayısız tokatlar çarparak, “Her defasına nasıl kanarsın?” diyerek.

“Biri en yakın arkadaşım diğeri sevgilim.” diyorum.

“İkisi de çöp. Acılarını kalbinden sök artık. Ruhundaki acıların hepsi kök. Kökleri kopartıp ikisinin üzerine dök. Hadi çök!” diyerek bir tokat daha çarpıyor rüzgar. Kafiye zinciri sırtıma iniyor, çöküyorum olduğum yere. Kızgın bir zincir gibi kafiyeleriyle dağladığı sırtımı yine rüzgâr serinletiyor. Kafiyeler, boynuma dolanan bir zincir gibi boğuyor beni, katil oluyorlar.

Olduğum yerde, başımı avuçlarımın içine alarak rüzgârın dinmesini bekliyorum. Dinmiyor. Yumrukları tüm hoyratlığı ile sırtıma iniyor. Sessizim, karşılık vermiyorum. Sessizliğim sakinliğinden ya da alışkanlığımdan değil; hiç kimsenin bir cinayeti yüksek sesle planlamadığından. Kendi cinayetimi kendim işleyeceğim, hem de iz bırakmadan.

İzler. Çizik izleri, kesik izleri, yara izleri, kan izleri; izler! İzlerden oluşan bir koloni bedenimi talan eden. Acıların yağmaladığı bir kalp bendeki.

En yakın arkadaşım Şahika ve sevdiğim adam Nihat. Aldatılma, acı… Aslında en temel sorun karşımızdakine kendimizi çok çabuk açmamız değil mi? Kendi işaret parmağımızla, bizi yaralayabilecekleri yerleri onlara göstermemiz. Keşkeler ve pişmanlıklarla dolu bir aşkı nasıl kendime mesken edindim? İki sene, koskoca iki sene. Bir anlık görüntüyle beynimde kaos yaratan iki sene. Gelinlik ve kefen. Biri yeniden doğuşu diğeri ölümü temsil ettiği için mi beyazdır?

Soğuk bile işlemiyor bedenime. Avuçlarımda, kollarımdaki jilet artığı kesikler. Birini Şahika, diğerini Nihat için saplamıştım damarlarıma. İzlere baktıkça “Bir daha hata yapmamalıyım.” diye düşünecektim. Olmadı.  Şimdi tamamlayacağım o gün eksik bıraktığımı. Jilet gibi geçeceğim hayatımın içinden, hem de yolun ortasında.

Fotoğraf:https://www.kisa.link/LLmk



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR