Gölgem/ Cavit Arslan

İçimdeki heyecanı aynaya bakan yüzümde görüyorum. Kırk yaşını geçmiş olmamı siyah gözlerimde görmüyorum. Yaşına göre yakışıklı ve başarılı bir erkek bana bakıyor. Elbise dolabının kapağını açıyorum. Giyeceğim kıyafetin kararsızlığı içindeyim. Yıllardır giydiğim kıyafetler itici geliyor. Elime aldığımı geri bırakıyorum.

O gün yapacaklarıma göre kıyafet seçerim. Fabrikanın müdürü olarak bir toplantıya gideceksem, giydiğim kıyafetle kendim olmaktan çıkarım. Kendine aşırı güvenen, hata yapmaya şans tanımayan bir insan olurum. Ben olmaktan çıkarım. Gölgem ile yer değiştiririm.

Gölge, ışığın dokunduğundan arda kalanı gösterir. Kenarları belirlidir. Ama içi hep siyah. Başka rengi barındırmaz. Sahip olduğu güzellikleri değil sadece sınırlarındaki keskinlikleri gösterir. Gün boyu bedenimin şeklini, rengini saklayan gölgem ile dolaşıyorum. İnsanlar konumuma ve gücüme hürmet ediyor. Çünkü gölgem onlara bunları gösteriyor.

Başlarda bu durum çok hoşuma gitti. Gittiğim mekânlarda büyük bir hürmet gördükçe duygularım okşandı. Kadınların, sahip olduğum konuma hayranlıkla bakmaları gururumu okşuyordu. Çevremdeki hayranlık ve benim gibi olma isteği arttıkça benliğim yok oldu. “Ben”in yerine ortalıkta gölgem dolaşmaya başladı.

Gölgeler sahiplerini taklit eder. Ne zaman, nasıl oldu bilmiyorum. Artık ben gölgemin isteklerini yapar oldum. Olmasından gurur duyduğum gölgem sahibim olmaya başladıkça kendimi göremez oldum. Kullanmak istediğim şimdi beni kullanmaya başladı. Rolü, hayatına hükmetmiş oyuncu gibiyim.

Her gün başka bir kıyafet ve gölgem ile insanlara karışıyorum. Güzeli göstermek isterken gölgem düz ve basit olanı gösteriyor. İnsanlar beni değil, gölgemi görmeye başladıkça yalnızlığımla baş başa kalıyorum.

İçimin daraldığı bir akşam kendimi küçük, şirin bir meyhanede buldum. Masa kuruldu. Yalnızlığımla kadeh tokuşturuyorum. Masadan kalkarken garsonun elindeki tepsiye çarptım. Tepsi, içindekilerle arka masada oturan kadının üzerine döküldü.

Kalabalık olmayan, sakin meyhane başıma yıkıldı. Kadının bağırıp çağırmasını karşılamaya hazırlandım. Nasıl özür dileyeceğimi düşünmeye başladım.

“Çok özür dilerim! İstemeden oldu! Hay Allah!” özürleri ile yerlere döktüklerimi toplamaya çalışırken, kadının ayağa kalkmasıyla kafalarımız da çarpıştı. Artık müdürlüğüm yerlerde sürünüyordu. Kadının kükremesi yerine çok içten:
“Önemli değil! Olur böyle şeyler.” sözü beklentilerimin dışındaydı.

Karşımda benim şaşkınlığıma güler yüzle bakan bir yüz gördüm. Kendimi nasıl affettirebileceğimi sorduğumda gülen yüzü daha bir ışıldadı. Kendimi onun karşısında çok sakar, çok şaşkın hissediyordum. O ise ağırbaşlı, sakin, kendine güvenen tavırları ile karşımda yükseliyordu.

Masamda bir kadeh içmeye davet ettim. Birkaç saat boyunca hatalarımı, sakarlıklarımı anlattım. Anlattıkça yüküm hafifledi. Gölgemin koyuluğunun açılmaya başladığını hissettim. En son ayrılırken, gözlerimin kömür gibi siyah ve çok güzel olduğunu söyledi.

Daha önce kimse gözlerimin renginin siyah olduğunu fark etmemişti. Gözlerimin renginin de gölgemden dolayı siyah olduğunu sanmışlardı. Şimdi gerçek beni görebilen birisi ile konuşuyordum. Ertesi gün için sözleştik.

Aynanın karşısındayım, hâlâ ne giyeceğime karar veremedim. Giydiğim kıyafetlerdeki gölgeme baktıkça içim sıkıldı. Ben de dolabımın kapağını kapattım. Karşısına tüm çıplaklığımla çıkma cesareti bütün bedenim kapladı. Hem kaybedecek neyim vardı ki? Zamanında terk ettiğim kendim ve elimde bir demet çiçekle özlemimin yolunu tuttum.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.