Ünlü Bir Arkadaş / Fatih Ayan

Kadın, üstten toplanmış uzun sarı saçları, nizami görünen beyaz önlüğü ve katlanmış pantolon paçalarıyla  bir stewardı andırıyordu. Açık mutfak penceresinden süzülen güneş ışığı yüzüne geldiğinden terliyor, iki de bir sağ koluyla yüzünü silmek zorunda kalıyordu. “Keşke hafta sonu da Belinda’yı çağırsam” diye mırıldandı. Bir an aklına yeni bir şey gelmiş gibi köpüklü ellerini kurulayıp pencereye yürüdü, açık olan stor düğmesini, güneşi hizalayana kadar çevirdi. O sırada birinin “anne,” diye seslendiğini duydu. Giles, biraz önce dışarı çıkmak için izin almış bahçede oynuyordu. Perdeyi tekrar kaldırıp bahçeye çıkan mutfak kapısını açtı. Gördüğü manzara karşısında neredeyse gözleri yuvasından fırlayacaktı. Çocuk, tellerle çevrili bahçe duvarının üzerinde duran bir köpeği seviyor, onu olduğu yerden indirmek için taş sütuna tırmanmaya çalışıyordu. Kadın “Giles,” diye bağırdı. Çocuk, annesinin ona doğru hızla geldiğini görünce ona doğru koştu ve elinden tutup bahçe duvarına sürükledi.  “Anne,” dedi. “Yardım eder misin tellere sıkışmış?” Carolina, bahçe duvarına geldiğinde köpeğin çite takılmış olduğunu ve inlediğini gördü. Çocuğun saçlarını okşayıp çaprazlama döşenmiş tellerin arasındaki köpeğe baktı. Yavaş hareketlerle telleri germeyi denedi. Olmadı.

“Çok ciddi bir şey yok. Ön sol ayağı ve karnının altında biraz yırtık var. Beş gün bu merhemi kullanın,” dedi doktor. Veterinerden çıktıktan sonra bir petshopa gidip en azından bir haftalık bakım için köpeğe gerekli olan ürünleri aldılar. Eve dönüş yolunda Carolina, yardımcısı Belinda’ya gelmesi için telefon ettiğinde, Giles, arka koltukta yeni arkadaşına sarılmış uyuyordu.

Her şey yerli yerinde olmuştu. Salonun olduğu kattaki yatak odasıyla banyo arasında bulunan ardiyedeki malzemeler çatı katına taşınmış, boşalan alana da evin yeni bireyi yerleşmişti. Annesi, onu sadece bir hafta misafir edebileceklerini söylemesine karşın, Giles, annesini söylediklerine bir tepki vermiyordu. Akşam olup Belinda gitmek için Carolina’den izin istediğinde, kadın, “Giles odasında mı?” diye sordu. Hizmetçi, “Saatlerdir köpeğin yanında, karanlık odadan hiç çıkmıyor. Çok sevdiği filmi bile izlemedi,” dedi. Yardımcı kadın gittikten sonra, anne Giles’in yanına geldi. Gözlerini arkadaşından ayıramayan çocuğa,

“Tasmasını gördün mü, onun bir sahibi olmalı?” diye sordu. Giles omzunu silkti. Annesine dönüp gözlerini kapatan sarı kıvırcık saçlarını düzeltti ve “Scotty,” dedi. “Nasıl?” dedi annesi. Sesinden şaşkınlığı belli oluyordu. “Scotty,” dedi tekrar çocuk ve tasmayı gösterdi. Kadın eğilip köpeğin boynundaki halkaya baktığında büyük “S” harfini gördü. “Pekii,” dedi anne “Adı Scotty,” olsun.

Beş gün sonra, Giles okulda iken Carolina evin yeni ferdini veterinere götürdü. Köpek tamamıyla iyileşmişti. Kadın, geçen hafta geldiklerinde, köpeğin kendilerinin olmadığını, onu bulduklarını ve sadece iyileşene kadar bakabileceklerini söylemişti. Sonra da onların hayvanı alıp alamayacaklarını sormuştu. Doktor böyle bir hizmetlerinin olmadığını ama genelde köpeği kaybolan ailelerin kliniklerine müracaat ettiklerini, herhangi bir başvuru olursa kadına bildireceklerini söylemişti. Muayenehaneye girdiklerinde, doktor iç taraftaki camlı bölmede bir kediyi tedavi ediyordu. Antrenin sol tarafındaki bekleme odasına girip bir sandalyeye oturdu. Odada iki küçük çocuk televizyonda oynayan filme bakıyordu. Yanlarında, kucağındaki kedi taşıma kabının parmaklıklarıyla oynayan bir adam vardı. Kadın önce adama sonra çocuklara baktı. Sonra da Scotty’nin başını okşayıp onunla ilgilendi. Biraz sonra kulağına gelen bir sese dikkat kesildi. “Scotty” demişti biri. Etrafına baktı. Köpek havladı. Televizyondan gelmişti bu ses. Gözlerini kırpmadan film izleyen çocuklar bu kez köpeğe baktı, “Scotty,” diye haykırdılar. Hayranlıkla izledikleri Uzay Gemisi filminin kahramanı karşılarındaydı. Gördüklerine inanmak için köpeğin yanına gelip tasmasına dokundular. Minik ellerini büyük “S” harfinde gezdirdiler. Evet, bu o idi. “Baba, bak Scotty” diye yanlarındaki adama köpeğin boynundaki halkayı gösterdiler. Kadın, oturduğu yerden kalktı. Hareketlerinden sinirlendiği anlaşılıyordu. Odadan çıkmak üzereyken doktorun ona doğru geldiğini gördü. Antreye çıktığında burun buruna geldiler. Adamın kadını gördüğüne çok sevindiği yüzünden okunuyordu.

“Ben de sizi bekliyordum. Çok sevindim geldiğinize. Köpeğin sahibini bulduk,” dedi adam. Sanki susarsa zaman kaybedecekmiş gibi, ağzından kelimeler birbiri ardına çıkıyordu. Köpeğe baktı. “Çok iyi görünüyor, iyi bakmışsınız.” dedi.  Kadın kendini toparlamaya çalıştı. Sesini kontrol ederek

“Emin misiniz, gerçekten buldunuz mu?” dedi.

“Evet. Bulduğunuz köpek, Scotty Uzay Gemisi filminin yıldızı, Scotty imiş. Geçen hafta bu bölgede çekim yapmışlar, o zaman kaybolmuş,” dedi doktor ve anlatmaya devam etti. Onlar konuşurken çocuklar antreye gelmiş, köpeği seviyorlardı. “Hemen yapım şirketini arayıp haber vereyim,” dedi adam. Kadın onun kolundan tutup

“Lütfen, bir gün daha kalsın bizde, yarın getiririm. Aramayın,” dedi. Adam bir zafer kazanmış edasıyla,

“Olmaz,” dedi. Bu kez kadın yalvarırcasına,

“Yarın, cumartesi, oğlumun doğum günü. Çok üzülecek onu size verirsem. Yarın akşam söz veriyorum getiririm,” dedi. Ama adam çoktan film şirketini aramıştı.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.