garip
garip
garip

Gereksiz Gerekli / Furkan Yıldırım

reklam
01 Temmuz 2019 3

Hayatımız, fabrikasından az önce imal edilmiş bir kurşun kalemin hayatı kadar meçhul. Kim bilir kimlere ne yazacak o kalem. Belki bir şaire şiir, belki de bir intihar mektubunda hayattan ölmeyi isteyecek anılarını, anlatıcıdan sayfaya dökecek bir aktarıcı. Neden var olduğunu sorgulayacak mı? Emin değilim.
Hepimizin yaşamasında bir amaç var mı gerçekten? Dünyaya vasıfsızlık kontenjanından gelen insan müsveddeleri ne arıyor burada?

Peki kurşun kalemdeki ağaç mıdır kömüre aşık olan? Yoksa içindeki kömürü tahtaya yapıştırdıkları madde mi aşık kalemin sapında ki silgiye? Ne fark eder ki et ayrılır mı kemikten? Diyelim ki ayrıldı, insanlığın kusurluluğuna yapılan kusursuz saldırılara gerek var mı? Ne diyordum en son, he evet kalem…

Bir zaman sonra nerede kullanılacağına dair en ufak bir fikri olmayan kalem, bir kalıbın içinde gideceği yere doğru yola çıkarken başlıyor sinyali; Kim benimle neler yazacak…

Üretim aşamasındaki üreticisini çok izlerdi. Sürekli yazılar yazar, şiir edasıyla okurdu. En büyük tutkusuydu bir şiiri deftere aktarmak. En sonunda yolculuk bitti ve yeni geçici evine yani satılmasının gerçekleşeceği yere gelmişti. Etraftaki eski kitap kokusu ve tozlu raflar bir sahaf dükkanını andırıyordu. Gerçi orası da zaten bir sahaftı. Ömrünün büyük bir bölümünü kitaplara adamış bir adamla karşılaştı orada. ‘Acaba ilerideki sahibim de böyle biri mi?’ diye iç geçirdi, olmasını o kadar çok istiyordu ki. Atilla Dede kutudaki bütün kalemleri tek tek raflarına yerleştiriyordu. Bizim kalem olanları heyecanla izliyordu. Sıra kendisine gelince heyecanını daha fazla bastıramadı ve yere düştü. Atilla Dede diğer kalemlerin dizilimini bitirdikten sonra yere düşen kalemi alıp sanki duyacağından eminmiş gibi kaleme fısıldadı; ‘Senin kaderin burası yoldaşım’ dedi ve masadaki defterin arasına bıraktı. İlk defa kalemden başka bir şeyle iç içeydi. Artık kaderinin burada yetişip hayatının burada son bulacağına inanmıştı…

Falanca yerde falanca saatte aynı zaman diliminde…

Kafasındaki yazıları birleştiremiyordu yine. Bu nasıl bir yazarki böyle, ampulü uzun zamandır patlak olan odada masa lambasıyla yazı yazmaya çalışıyordu, sadece çalışıyordu isteksiz ve umursamaz bir şekilde. Havalardan kış, saatlerden gece yarısı, ev ise haddinden fazla soğuktu. Fyodor Dostoyevski’yi mi anlamayı deniyordu, empati ve sempati yaparak mı yazacaktı bir şeyleri. Oysaki hissedebilseydi kelimelerdeki duyguları gerek kalmazdı Rus edebiyatında yaşamaya. Kelimelere düşman olan bu yazarın yazılacak cümlelere umudu yoktu belli ki.

Tekrar masanın yanındaki sandalyesine oturup bir şeyler karaladı. Defterdeki yırtık sayfalar, defterin acısını dile getirmeye yetiyordu. Karalamalardan verim alamayan yazar bozması, kalemi iki elinin arasında sertçe kırdı! Nasıl bir vicdan yoksunluğudur bu. Hiç acımadan nasıl kıyar, ona orda yardım etmek için bulunan aktarıcıya. Hiçbir şey olmamış gibi evindeki son kalemi kırdıktan sonra stres sigarasını yakıp dışarıya doğru yürüdü. Masadaki defter biraz rahatlamış olsa da kalemin kırıldığını gördükten sonra acıya boğuldu. Kalem defterden bir istek olarak önceki sahibinin yazdığı birkaç satır yazıyı aktarmak istedi. Belki de son isteğiydi, ölmeden önce.

‘’Düşüncelerimi özgürleştirmek için çabalıyorum. Hapsolmuş düşünceler, hiçbir işe yaramazlar çünkü. Ben çabaladıkça yargıç müebbet veriyor. Oda sanki düşünmeyi biliyormuş gibi. Düşüncesizliğiyle ünlü düşünce mühendisi…

Ne kadar da tuhaf değil mi? Uğruna savaştığın her şey için bir gün vazgeçiyorsun pardon ‘geçiriliyorsun’. Bazen hayat bazen ise insanlar yoruyor seni. Pes etmemeyi öğretiyorlar, pes ettire ettire..

Defter, kalemin üzerinden düşüşüne şahit olurken hıçkırıklara boğulmuştu. Belki de tek dostuydu. Yazar artık evin yolunu tutmuştu. Giderken kalem almayı ihmal etmişti ki sokağındaki sahafa girdi. Atilla Dede sandalyesinde oturmuş yeni öyküsü üzerinde denemeler yazıyordu ki yazar bozmasının içeri girdiğini gördü. Hiç hazzetmese de kalktı ayağa. Çakma yazar masanın üzerindeki kalemi gözüne kestirip aldı ve bir hışımla dışarı çıktı. Atilla Dede peşinden koşmak istese de yapacak bir şeyi yoktu. Kader dedi kendi kendine. Kaderinde kendi kaderini değiştirmek varsa değişir diyerekten yeni bir kalem aldı eline yazmaya devam etti.

Yazar, eve girer girmez elindeki kalemi defterinin üzerine koydu. Diğer katlettiği kalemi çöp kovasına atarken masa lambasının ışığını açıyor ve her geçen gün bir öncekini aratarak devam ediyor. O esnada tanışıp kaynaşan aynı dertten muzdarip olan defterle kalem arasında bir aşk başlıyor. Birbirlerine olan aşkları yan yana acı çekmekten başka bir şey yaptırmıyor onlara.

Falanca yerde falanca saatte filanca zaman diliminde.

Yazmaya mecali ve isteği olmayan yazar yine içeri giriyor. Kalem ne yapsın isteksizce yazılan kelimelerle doldurulacak aşık bir defter nefretten başka ne hissedebilir ki anlatıcısına.

Failinin meçhul olmadığı bir cinayet araştırılıyor ampulü patlak odada. Maktul; Kalem, bağlı olduğu kurum; edebiyatçı kalemler derneği üyesi. Olay yerinden arkadaşlar kalemin cesedine ulaşmaya çalışırken yakınlarıyla irtibata geçmeye çalışılıyor.. Olamaz! Kalem, sevgilisi biricik aşkı olan defterin üzerinde parçalanmış halde bulunuyor. Yazar bozması ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha gösteriyor. Defter acıdan bitap düşüp bayılmış. Olay biraz daha incelendiğinde defterden amaçsızca, sırf kötülük olsun diye yırtılmış sayfalar bulunuyor. Kalem ister miydi uğruna hayatını adadığı defteri böyle görmeyi, dayanır mıydı?

Yazarın olayı umursamadığı çok aşikâr. Odadan içeriye giriyor ıslık çala çala. Keyfi yerinde gibi birazda kafası güzel. Tekrar oturdu sandalyeye yazası varmış belli ki. Dokundu hissiz bir şekilde deftere, cebindeki tükenmez kalemle. Defter kin kusmak üzere, yazmaya çalıştı yazar. Defter mürekkebi kabul etmedi sayfalarına. Kalem anladı hadiseyi ve patladı yazarın eline, yitirdi mürekkebini. İsyan etti yazar hem kaleme hem deftere.

Dosya suçüstü yapılıp aydınlatılmıştı. Katil; insan müsveddesi, yazar bozması. Cezası ise bir ömür yazamamak. Yazamayan yazar yaysız bir ok, susuz bir deniz gibidir. Gerçi defter ile kalem arasındaki aşkı anlamayan yazara, teslim edilen her düşünce kendi özgürlüğüne kavuşmalıdır.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
yedi atmışbeş

Düşüncelerimiz kadar özgürüz furkan bey ellerine sağlık

Avatar
Başak Gürbüz

Kurgun çok güzel olmuş. Önceki yazını da okudum. Gerçekten çok başarılı. 👏🏻

Avatar
Bilal Habeş Yıldırım

Mükemmel olmuş abi . Düşünme şekli zaten inanılmaz . Tek kelime ile efffsaaannneee

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.