garip
garip
garip

Geçmişin Kapıları/ Lale Emiroğlu

reklam
01 Eylül 2019 1

Ihlamur ağaçlarının gölgesindeki banka oturdu. Sörfçüler, yelkenciler, optimist yapan çocuklar… Ne kadar güzel. Bir çocuğu olsaydı kesin yelkenci yapardı ama yoktu bir çocuğu. Adaların sisler altındaki muhteşem görüntüsü rahatsız etti Murat’ı. Ada’ya gittiği ilk günün hatırasından geriye aşk, vicdan azabı, tarifsiz bir huzursuzluk kaldı Murat’a. Aşkın verdiği baş döndürücü mutluluğu da unutmayalım. Bira istedi canı. Günün bitmeye yüz tuttuğu, akşamüstü kızıllığının denize yansıdığı şu anda bir bira… Kalkmak istemedi oturduğu yerden. Uzaktan sesini duyduğu simitçi çocuğa seslendi:

-Bir simit versene.

Fransa’dan babasını bulmak, babasından geçmişin hesabını sormak üzere İstanbul’a geleli tam on yıl oldu. Kırk yıllık yaşamına bedel on yıl. Ada’da babasının evinin kapısını çalışı… Bazı anlar nasıl da insanın hayatını değiştiriyor. O kapıda ilk ve son aşkını bulması… Babası ve aşkı aynı kapının ardında …Bu bir kader miydi, bu bir intikam mıydı yoksa aşkın pervasızlığı mıydı? Vicdanı hiçbir zaman izin vermedi Murat’ın bu soruya kesin cevaplar bulmasına.

Berrin kapıyı açtığında Murat, gözlerini ayıramamıştı Berrin’den. O an karar verdi, bu kadın onun olmalıydı. Adadaki evin kapısını açan buğulu bakışların, ela gözlerin sahibinin babasının on yıllık karısı olduğunu bilemezdi. Bilseydi de vazgeçmeyeceğinden emindi. O an kapıldığı büyünün etkisini hep üzerinde taşıdı Murat.

Çimenlerde oturan gençler çakmağını istediler. Buz gibi bira içiyorlardı. Canı çok çekti. Çakmağı verirken bir bira isteseydi ne olurdu sanki?

Aya Yorgi’de güneşi batırırken Berrin’le…Babası yanında bir arkadaşıyla…Elindeki bira şişeleri birden düştü babasının. Şangırrrr…Sese doğru döndü Murat. Babasıyla göz göze gelişi…Hiçbir şey demeden gitti o gün babası. Gidiş o gidiş… Babası ne hissetmişti acaba Berrin’le onu öpüşürken gördüğünde? Nefret mi etmişti Berrin’ den, Murat’tan ? Aslında çok da merak etmedi o zamanlar. Nedense son zamanlarda aklını kurcalamaya başladı bu sorular.

Yanından bisikletle bir çocuk geçti. Çocuğun babasının eli bisikletin selesinde…Olmayan çocuğunu hayal etti yanından geçen bisikletli çocuğun görüntüsünde. İyi bir baba olur muydu? Berrin’in alınan rahmi…Berrinle bir çocukları olabilseydi…Babası da Berrin’den bir çocuğu olsun istemiş miydi? Babası onu istemiş miydi?

Bunaldı birdenbire kalktı oturduğu banktan. Deniz kenarına doğru yürüdü. Çocukluğunda babasıyla yaptığı gibi taş sektirmeye başladı denizde. On , on iki… Babasının öğrettiği gibi…Annesiyle babası hep el ele yürürlerdi sahilde. Murat babasının omuzlarında… Babasıyla güzel anıları da vardı demek. Annesiyle güzel anıları var mıydı? Babasız ve psikolojisi tamamen bozuk iki kadınla büyümenin ağırlığı altında boğulan güzel anılar…
Annesi, nefret edemediği ama hep sırtında bir yük olan annesi… Babasının yediği herzenin yükünü daima Murat’a yükleyen annesi… Babası gibi, adam olmaz bu. Babası ne ki…Annesinden duyduğu sıradan sözlerdi. Dedesinden kalan servetle Fransa’da çok lüks bir bakım evine yerleştirdiği annesi… On yıldır yüzünü bile görmediği annesi…Bir türlü mutlu olamayan, yaşadıklarının kendisi için utanç değil acı olduğunu anlayamayan annesi… Kardeşini affetmiş görünen ama kocasını asla affedemeyen zavallı annesi… Kocasıyla kardeşi kendi yatağında… Fütursuzca sevişirlerken… Annesi, kocasının koynundan çıkardığı kardeşini ve Murat’ı kaptığı gibi bir ay içerisinde Fransa’da aldı soluğu. Annesi de teyzesi de doğdukları ülkeye göç ettiler böylece.

Güneşi batırdı Murat. Kızıllık yerini akşam karanlığına bıraktı. Eve doğru yürümeye başladı farkında olmadan. Sigara paketine el attı, baktı içi boş. Küfretti. Babasından duymuştu bu küfrü ilk. Vara yoğa küfrederdi babası. Kesin Berrin’le o da nasibini almıştı bu katı açılmamış küfürlerden. Bir buruk gülümseme yayıldı yüzüne.

Annesinin, teyzesini de yanında götürmesini anlayamadı bir türlü. Belki de kocasıyla onları yan yana bırakmak istemedi. İlişkileri bu noktaya gelene kadar aklı neredeydi annesinin? Babası o kadar çapkın ve çekici bir adamdı ki…Teyzesi de az değildi tabii…

Annesi, sürekli nefret kustu kardeşine. Bu çocuk senin yüzünden babasız büyüyor. Sen var ya sen… Teyzesinin her gün işittiği sıradan sözlerdi. İki kadından da aralarındaki bu anlamsız ilişkiden de uzak durmaya çalıştı. Teyzesi çaresiz… Geçmişini temizlemenin yolunu içtiği avuç avuç ilaçlarda aradı. Olmadı. Ablası ne yaşamasına ne ölmesine izin verdi. Fransa’daki evin mutfağında…İşten gelmişti Murat. Teyzesi yerde kanlar içinde…Teyzesinden nefret etti hep ama o gün değil. Babasından nefret etti o gün.
Sigara alabileceği bir yer bakındı etrafta. Ne çok içen vardı şu mereti. Genç yaşlı herkesin elinde. Murat Berrin’den sonra başladı sigara içmeye. Belki mutluluktan belki kederden…

Doktorlar “gözetim altında” tuttular teyzesini. Annesi herkese böyle söyledi. Bu da büyük bir utanç kaynağıydı tabii ki. Bu utancın yanına vicdan azabını da ekledi. Kadıncağız iki büyük utancı ve bir büyük vicdan azabını taşıyamayarak unutmaya başladı her şeyi. Unutmak en iyisiydi ama unutulamayanlar…

Düşünceler, anılar, hesaplaşmalar…Geçmişin kapattığını düşündüğü kapıları bir bir açıldı Murat’ın zihninde. Babası ölmeden önce Murat’ı aradılar hastaneden. Babanız hastanemizde…Çok zamanı yok. Sizden başka yakını…Dııtttttt. Telefonu da vicdanını da kapattı küt diye. Mezarının nerede olduğunu bile merak etmedi. Şimdi niyeydi midesindeki bu kramp?
Babasından kalan mirası ise kendine hak gördü. Hakkıydı elbette. Babası çalışarak mı kazandı ? Ona da ailesinden…Midesi bulandı.

Tekel bayiine doğru yürüdü. Bir paket sigara ve iki bira aldı. Eve gidip her şeyi unutmak istedi. Olmadı. Ihlamur ağacının altındaki banka oturdu tekrar. Berrin’i çok sevdiğini tekrarladı kendine. Berrin de onu sevdi, hep sevdi. Herkes bir bedel ödedi değil mi? Ya Berrinle Murat?
Kahkahalar atan bir çocuğun elinden tutan anne babanın yüzlerindeki mutluluk… Murat’ın ve Berrin’in ödediği bedel …Ağır gelen bir yüzleşme… Evine doğru yürürken gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Evin kapısını açan Berrin’i kucaklarken geçmişin kapılarının artık hiç kapanmayacağının farkındaydı.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Nermin Yiğit

Olvido… Unutuş… Hatırlama… “Mutlak unutma yoktur”lar… Bilinç, bilinçaltı, bilinçdışı… Freud tanısaydı severdi beni. Gözlerinizden süzülmeye hazırlanan yaşlar… İlerleyen yaşlar… Ne çok şey…

Murat yaptığı seçimle kimi cezalandırdı? Sıkıntılı bir ilişki içinde olduğu annesini mi? Öç almak istediği babasını mı? Affedemediği teyzesini mi? Varlığı bile suç nedeni haline getirilen kendisini mi? Murat aşkı korurken hangi değerleri harcadı? Sadece çocuksuzluk mu cezası? Yazarın söylediklerinin ötesinde öykünün söylemek istediği ne çok şey var! Zengin bir öykü… Zengin bir hayal gücü… Zengin bir duygu dünyası… Bize alkışlamak düşer.

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.