Gece Islık Çalmıştı Gözlerinde / Ali Yedigöz

Gece ıslık çalmıştı gözlerinde. Ay nasıl da gülümsüyordu öyle. Hilaldi. Karşı dağın üzerindeydi. Parmaklarımı uzatıp okşamak istedim. Birazdan kaçacaktı biliyorum. Narin bir kız gibiydi. Nasıl da aşkla bakıyordu. Gözleri yosun yeşili olmalıydı. Parmakları incecik. Ellerimi uzatsam, uzatır mıydı? Yoksa uzaklaşıp gider miydi sonsuza dek? Piyanosunun tuşlarına dokunurdu belki. Geceyi anlatan notalar yayılırdı evrene. Bir aşk şarkısı dinlemek isterdim onun büyülü sesinden. Gözleri gözlerime akardı bir yıldız gibi belki de. Sabaha kadar uyumazdım onun o bakışlarında. Bir şiir yazardım düşlerimin gölgesinde. O, belki de beğenmezdi yazdıklarımı. Ya da okumaya utanırdım, gizli not defterimden. Bütün yazdıklarım deli saçması değil miydi sanki? Yırtıp attığım çöp tenekesine…

Bu köpekler neden havlıyordu? Geceye ağlayan ben miydim? Yorgun düşmüştü yüreğim. Gökyüzünü kucaklamak istemiştim oysa. Yıldızlarla dans etmek, bir kuğu kıvraklığıyla… Aşk sözcükleri fısıldamak istemiştim, gitmeseydi.

Gecenin şiiri yazılır mıydı kanayan sözcüklerle?

Hep kaybeden ben miydim bu evrende?

Ödülsüz, okunmayan bir adamdım işte. Terk edilen, ıssız istasyonlarda…

Bombalar yağıyordu yüreğime her gece. Yırtılıyordu tenim, çığlık atıyordum, kimse duymuyordu sesimi. İçimde ne volkanlar kaynıyordu, kimsenin bilmediği. Sessizce bakıyordum gökyüzüne. Yıldızları saymaya çalışıyordum aptalca. Gözüm dalıp gidiyordu uzaklara…

Sen yoktun, kimse okumuyordu yazdıklarımı. Değersiz bir varlık gibiydi bedenim. Oysa ne düşlerim vardı hayata dair. Ne umutlarım vardı, güneşe dokunan…

Gitmek istiyordum artık bu kentten. Binip bir trene ıssız bir bozkır kasabasına gitmek belki de. Günler, geceler, aylar boyunca yazmak çığlığımı. Köpeklerle dertleşmek, kedilere masal anlatmak, ayağı çıplak çocuklarla oyunlar oynamak…

Bir öğretmen olmak isterdim, küçük bir bahçesi olan zeytinler dikebileceğim bir köy okulunda. Her sabah çocuklarımın başını sevgiyle okşar, tek tek ilgilenirdim onlarla. “Günaydın çocuklar, nasılsınız?” Ayşe, Ali, Naciye, Kemal… Nasıl da güzel bakıyorlardı öyle! Ödevlerini yapmasalar da olurdu, bahçede ağaçların gölgesinde yapardık derslerimizi. Oyunlaştırırdık matematik dersini, korkmazlardı çocuklar bu dersten ömür boyu. Hayat Bilgisi, en güzel ders olurdu, “Köyümüzü Tanıyalım” ünitesi… Köyümüzü tanırdık çocuklarla el ele… Süt sağar, ağaç dikerdik… Koyunları otlatırdık tepede. Çocuklar bana öğretirlerdi hayatı, yüksünmezdim. Resimler çizerdik, doğa resimleri. Boyalı kalemlerini ben hediye ederdim, resim defterlerini de… Top oynardık doyasıya. Beden eğitimi derslerinde Matematik işlemezdik şehirdeki gibi. Testlerle kafayı bozmazdık deli gibi. Oyun çağı çocuklarıydı bunlar, yaparak yaşayarak öğrenmeliydik her şeyi. Hayattan konuşmalıydık mesela, günlük sorunlardan, doğadan, güneş sisteminden… Şarkılar söylemeli, halaylar çekmeliydik mutlu bir şekilde. Tiyatro oyunları sahnelemeliydik, kendimiz yazıp. Köy meydanında oynasak fena mı olurdu yani? Kızlar ne güzel yaparlardı rollerini. Anneler nasıl da gururlanırlardı çocuklarıyla kim bilir!

Kentin sıcağından, trafiğinden, egzoz dumanından, yapış yapış terinden, tozundan, gürültüsünden, anlayışsızlığından kaçarak yakın bir yaylaya atmıştım kendimi. Sessizlik istiyordum. Çok sayıda roman, öykü, şiir kitapları ve edebiyat dergileri almıştım yanıma. Dev çınar ağacının serin gölgesinde okuyup yazacaktım. Yürüyüşler yapacaktım akşamüstleri. Kekik toplayacaktım dağların yamaçlarında. Soğuk su gözlerinde rakımı yudumlayacak, geceleri yıldızlara ve dolunaya bakıp aşk ve özgürlük şiirleri yazacaktım.

Sonra buruşturup atacaktım bütün yazdıklarımı, dipsiz bir kuyuya…

Oysa şimdi deniz kıyısındayım, avuçlarımda kum tanecikleri. Denizi dinliyorum, dalga seslerini. Martılara bakıyorum, hemen az ötemde kıyıdalar benim gibi. Özgür değilim, biliyorum, ya onlar? Fotoğraflarını çekiyorum, uçuyorlar. Kumsalda uyuyan köpeğe bakıyorum. Nasıl da masum öyle… Kargalar ve güvercinler de var kıyıda. Bir adam denize oltasını atmış, bekliyor öylece. Sessizliği dinliyor, geçim derdini unutmuş. Ömründe hiç Orhan Veli’nin şiirlerini okumuş mudur acaba, deniz ve yosun kokan mısralarını? Ya şu kadınlar, süslü mü süslü, konken partilerinden bahseden kadınlar… Şairin, “Aşk Resmi Geçidi,” şiirini okumuşlar mıdır bir kez olsun?

“Ben okudum da ne oldu sanki?” diyorum kendime. İşsiz bir gazeteciyim aylardır. Üstelik sen yoksun, şiirlerim geceye ağlıyor. Cebim delik, sarhoşum yağmurlarda. Kıyıda umudu arıyorum, mavinin tonlarında…

“İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.” diyor Marquez. Aşk mektupları okuyorum bugünlerde, yazamasam da. Gözlerin beliriyor düşlerimde her gece, sevişiyorum. Dudaklarının şehvetinde kayboluyorum. Sana mektuplar yazsam okur muydun, kanayan sözcüklerimle? Bir kez olsun anlamaya çalışır mıydın beni? Cevap yazar mıydın arada bir olsa da?

Şimdi yenik düştük teknolojiye. Bağımlısı olduk sosyal medyanın. Kısa mesajlar var artık elimizde, duygusuz, heyecansız, soluk… Günlerce heyecanla beklerdik oysa aşk mektuplarını. Sözcükler gizem saçardı gecelerimize. Uykularımız kaçardı aşk için…

Gece, ay tutulması yaşanmıştı gözlerinde. Piyanosunun tuşlarında şiirler uçuşuyordu Fazıl Say’ın, bir Serenat… Attila İlhan’dan bir şiir okuyordum, “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular…” Ve Marquez’in öykülerinde kendimi arıyordum, o gizemli öykülerinde. “Maria Dos Prazeres.” Ne güzel bir öyküydü öyle. İnsan aşktan vazgeçmemeliydi, biliyorum, yaşı ne olursa olsun, ölümü değil aşkı düşünmeliydi. Aşk şiirleri okumalıydı güzel, işçi kadınlara. “Güzel kadınları severim/ İşçi kadınları da severim/ Güzel işçi kadınları/ Daha çok severim.” dememiş miydi Orhan Veli?

Bu gece gözlerine yazmalıydım şiirlerimi. Yosun yeşili gözlerine…

4 Yorum Gece Islık Çalmıştı Gözlerinde / Ali Yedigöz

  1. “Gece, ay tutulması yaşanmıştı gözlerinde. Piyanosunun tuşlarında şiirler uçuşuyordu Fazıl Say’ın, bir Serenat… Attila İlhan’dan bir şiir okuyordum, “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular…” Ve Marquez’in öykülerinde kendimi arıyordum, o gizemli öykülerinde. “Maria Dos Prazeres.” Ne güzel bir öyküydü öyle. İnsan aşktan vazgeçmemeliydi, biliyorum, yaşı ne olursa olsun, ölümü değil aşkı düşünmeliydi. Aşk şiirleri okumalıydı güzel, işçi kadınlara. “Güzel kadınları severim/ İşçi kadınları da severim/ Güzel işçi kadınları/ Daha çok severim.” dememiş miydi Orhan Veli?”
    Umutlu sonları severim.Bir de uzatılmalı eller aya, o geri çevirmez kendine uzanan elleri.
    Emeğinize sağlık.

    • O sıcacık, güzel yorumunuz için çok teşekkürler Münire hanım. Umut hep var olacaktır içimizde ve sözcülerimizde…Sevgi ve selamlar…

  2. Gerçekten çok güzel anlatıyor Ali hocam ay, aşk ve denizi ve de geceyi… Emeğine sağlık Ali hocam.

    • Çok teşekkürler sevgili Ömer hocam. Güzel yorum ve düşüncelerin için teşekkürler. Sevgi ve selâmlar…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*