Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık / Kemal Albayrak

“İnsanlar birinci mevkide giderken, edebiyat yük katarına atılırsa dünyanın anası bellenmiş demektir.” Katalonyalı Kitapçı

Yüzyıllık Yalnızlık 1967’de Meksika’ya giden Kolombiya doğumlu Marquez’in tanınmasını sağlayan en önemli eseri. Okur söylentisine göre ülkemizde okunduğu söylenen ama yarım bırakılan zor bir roman. Eserin zorluğu roman kahramanlarının isimlerinin, hayat hikâyelerinin, karakterlerinin birbirine miras olarak bırakılışıyla tekrarlanan döngüden kaynaklanıyor olabilir. Eserin daha iyi anlaşılması,  karakterlerin çözümlenmesi adına romanın başına soy ağacı eklenmiş.

Zamanın hâkimi olan yazar her şeyi bilip gördüğünden, geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı bir arada anlatıyor.  Akıcı bir dile sahip olan romanın kurgusu sağlam. Birbirini tamamlayan olaylar, döngüyü sıkıştırıp sıkıcı hale getirmiyor, aksine sudaki halkalar gibi olayları genişleterek geçmişi ve şimdiyi aydınlatırken geleceğe dair ipuçları veriyor. Romanın usta ve bilge bir yazarın elinden çıktığını kelime dağarcığından, kullanılan deyimlerden, atasözlerinden fark ediyoruz. Farklı dinlerin ve kültürlerin izlerini yabancılaştırmadan romana nakşeden Marquez, bize evrensel bir kültür mirası bırakıyor. Türk Sokağı, cami, gül reçeli, deyimler bize bir Türk yazarı okuduğumuzu hissettiriyor.    Hurafeler, gelenekler, aile bağları, ölüler alemine açılan bilgelikler, fallar,   mistisizm büyülü bir kapı açarken, biz okurlar gerçekten tamamen kopmuyoruz. Çağdaş dünyanın toplum üzerindeki etkisini, sermaye sahiplerini,  askerleri, bürokrasiyi 1984’ü anımsatacak derinlikte karşımızda buluyoruz.  En ağır felsefi kuramları, toplumsal sorunları olağanüstülükler katarak bir miti anlatır gibi anlatıyor. Kutsallığa bürünen kadınlar, halk kahramanına dönüşen devrimciler hayatımızı özetliyor. En hüzünlü anları kara mizaha yakın bir masala dönüştüren Marquez,  gerçeğin katlanılmaz yanını okura tatlı bir dille aktarıyor. Yer yer bilim kurgu haline dönüşen romanda uykusuzluk hastalığından,  dört yıl yağmur yağdırabilen güçlü bir şirketin varlığından ve uzaylılardan bahsediliyor. Erotizmi, cinselliği karakterlerin bir kimliği haline büründürüyor. Ensest ilişkinin yıkıcılığını eserin korku veren dinamiği haline getiriyor. Dini değerleri sorgulayan, kutsal kitaplardan alınma kurgular barındıran kitap, zamanının ötesine geçiyor. Yazar,  savaş – barış, liberalizm- milliyetçilik, aşk – haz, bireyin maceracılığı – toplumsal düzen konularını Buendia ailesi üzerinden ele alırken zamanın yıkıcılığını ruhumuza işliyor.

“Sonra kendi ölümünün nasıl ve ne zaman olacağını öğrenmek için bir daha çıkamayacağını anlamış bulunuyordu. Çünkü elyazmalarında Aureliano Bablonia’nın şifreleri çözdüğü anda, aynalar -ya da seraplar-  kentinin rüzgârlarla savrulup yok olacağı, insanların anılarından silineceği ve yazılanların evrenin başlangıcından sonuna dek bir daha yinelenmeyeceği yazıyordu. Çünkü yüz yıllık yalnızlığa mahkûm edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.”

Marquez’in okurla konuştuğu kahraman Katalonyalı kitapçının sözüyle başlayıp onunla bitirelim:

“İki ayna gibi karşı karşıya gelen bu iki özlem arasında bunalan Katalonyalı, o eşsiz gerçekdışı duygusunu yitirdi ve çocuklara yazdığı mektuplarda hepsinin Macondo’dan ayrılmalarını, dünyaya ve insan yüreğine ilişkin bütün öğretilerini unutmalarını, Horace’ın tepesine sıçmalarını, nerede olurlarsa olsunlar geçmişin bir yalan olduğunu, anıların dönüşü bulunmadığını, geçip giden bir baharın yeniden ele geçirilemeyeceğini, aşkların en çılgınca ve en vazgeçilmez olanının ömrün sonundaki bir anlık gerçek olduğunu akıllarından çıkarmamalarını öğütlemeye başladı.”

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.