Fırça / Münire Çalışkan Tuğ

Uyandığında neredeyse öğle olmuştu. Hemen çıkmadı yataktan, telefonunu aldı, bir süre onunla oyalandı. Bugün kimse onun keyfini kaçıramazdı. İşinden bir hafta izin almıştı. Tadını çıkarmalıydı.

  Kalktı, yüzünü yıkadı, mutfağa geçti, çay suyunu koydu. Balkona çıkıp alış veriş sepetini alttaki büfeye sarkıttı.”Bir ekmek, bir gazete” dedi. İpi çekti,  ekmek ve gazeteyi aldı, sepeti yerine koydu.

 Çayını demledi, sahanda yumurta yaptı, kahvaltılıklar çıkardı, bir çay doldurup oturdu. Eli gazeteye uzandı. O da ne, gözlerine inanamadı. Titremeye başladı, eli bardağa takıldı, çay üstüne döküldü.

” Ünlü iş adamı Okan Çelik, evinin banyosunda ölü bulundu, cenazesi yarın…” Devamını getiremedi. Gazete elinden kayıp düştü. Haberin yanına konulan vesikalık fotoğraftaki gözler çakıldı beynine. Ürktü gözlerden. Gözler keskin bir bıçak gibi her yanına saplanıyor, bedenini delik deşik ediyordu.

  Gazeteyi almak için eğildi, gözleri karardı, başı döndü. Masa, duvarlar, mutfak tezgâhı, ayakucunda duran gazetedeki fotoğraf dönüyordu. Gözlerini kapattı, açtı. Bu sefer çemberin her noktasında o vardı. Yere çömelmiş, ağzını kocaman açmış, gözleri kapalı, paytak bir ördek gibi hem zıplıyor, hem dönüyordu. Çember bir genişleyip bir daralıyor; dipsiz bir kuyuya benzeyen kocaman ağız, sanki Zeynep’i yutup karanlığa gömmek istiyordu.

  Midesi bulandı, öğürdü, kusmak istedi, kusamadı.  Kusabilse beyninde ve midesinde ne varsa çıkacak, yılların kâbusundan kurtulacaktı.

 Beyni uğulduyor, uğultular arsında çığlıklar duyuyordu.

  -Korkuyorum, Zeynep abla.

Ses, uğultular arasında çınlayıp kayboluyordu.

  – Korkuyorum, bana yardım et, korkuyoruuuummmm.

Uğultular artıyor, kendi sesi Oya’nın sesine karışıyordu.

 – Aslı abla, Oya’yı babası… Devamı yoktu cümlenin, zaten hiç olmamıştı.

  Sesler, uğultu, çığlıklar, korku…

    Zeynep gözlerini açtığında bayıldığını anladı. Gazetenin üstüne düşmüştü, gözler kendisine değdi değecekti. Gazeteyi korkuyla uzaklaştırdı kendinden. Yavaşça kalktı. Duvarlara tutunarak banyoya gitti, yüzünü yıkadı. Banyo kapısının koluna uzandığında, birden korkuyla kendini banyoya kilitledi. Başı yine dönmeye başlamıştı.

 ” Ya kapının dışındaysa, beni yakalarsa!”  Eğilip anahtar deliğinden baktı. Kapının dibinde onu görür gibi oldu. Korku yine koşar adım geldi, yüreğinin kapısını kırıp içine oturdu. Ayakları yavaş yavaş kaydı, kapının dibine çöktü. Aklı yerinden uçup çatı katındaki odada, Oya’yla  geçirdikleri günlere gitti..

On üç-on dört yaşlarındaydı. Ortaokula gidiyordu. Komşuları Aslı Hanım ve Okan Bey iş yemeklerine ve toplantılara gidecekleri zaman, kızları Oya’nın yanına Zeynep’i çağırırlardı. Oya uysal bir çocuktu, hiç üzmezdi Zeynep ablasını. O gecelerde Oyaların evinde kalır, çatı katındaki odada yatardı. Aslı ablası Zeynep’i çok sever, kendi kızından ayırmazdı. Sabahları Zeynep evine giderken, reçeller, sucuklar, salamlardan bir paket yapar, eline tutuşturur, cebine de biraz para koyar ” Harçlık edersin.” derdi. Kardeşleri salamı ilk defa Aslı abla sayesinde tatmışlardı.

Okan Bey’i hiç sevmez, hep kaçardı ondan. Bir sabah, Oya’yı Zeynep’in kucağından alırken elini göğsüne sürtmüş, o kötü dokunuşu hissetmişti Zeynep.

    İş yemeğine gittikleri bir gece yine çok geç dönmüşlerdi.  Sabah Zeynep kalkmış evine gitmek için aşağıya inmişti. Oya hala uyuyordu. Birden karşısında Okan Bey’i gördü. Aslı ablası yoktu. Oya’nın uyuyup uyanmadığını sordu.  “Sen sabahları daha da güzel oluyorsun.” dedi Okan Bey. Yılışmaya, sırıtmaya başladı. Bir taraftan da ürkütmemeye çalışıyordu.  Okan Bey’in bakışları,  göğüslerinde, yüzünde ve gözlerinde geziniyordu.

Zeynep, Oya’yla uyudukları odaya kaçmak istemiş, kaçamamıştı. Titriyordu, midesi bulandı, banyoya koştu. Girer girmez el çabukluğuyla kapıyı kilitledi içerden. Okan Bey kapıda yalvarıyordu. ” Haydi aç kapıyı, korkma, bir şey yapmayacağım, tamam, özür dilerim, eşeklik ettim. Aç kapıyı.”  Zeynep duyduğu sese güvenmiyor, aldatmaca olduğunu seziyordu. Bağırsa kim duyacak, onu kim kurtaracaktı. Tir tir titriyordu. Bir süre öylece beklediler. Okan Bey yine yalvarmaya başlamıştı.

Birden Zeynep’in kafasında bir şimşek çakmış, sesindeki korkuyu saklayarak:

” Açacağım; ama bir şartım var, yere çömelecek, ağzını sonuna kadar açıp gözlerini kapayacaksın. Yoksa Aslı ablam gelinceye kadar çıkmam buradan, gelince de…”

 Okan Bey:

” Tamam, yapıyorum dediklerini, aç kapıyı”  

 Zeynep anahtar deliğinden bakmış, Okan Bey’in çömelerek, ağzını açtığını ve gözlerini kapattığını görmüş, kapıyı el çabukluğu ile açıp, elinde tuttuğu tuvalet fırçasını Okan Bey’in kocaman ağzına tıkmıştı. Neye uğradığını anlayamayan Okan Bey öğürüp her tarafa kusarken Zeynep dış kapıyı açıp kaçmıştı.

Zeynep, yavaşça doğruldu. Anahtar deliğinden tekrar baktı. Kimse yoktu. Kapıyı açıp mutfağa gitti, gazeteyi alıp haberi okudu.

 ” İş adamı Okan Çelik’in kızı Oya Çelik, geçirdiği psikolojik rahatsızlık nedeniyle aylardır kimseyle konuşmuyor, evden dışarı çıkmıyordu. Götürmedikleri doktor kalmamıştı. Bütün servetini harcamaya hazır olan Okan Çelik kızının günden güne eridiğini görmeye dayanamayarak evlerinin banyosunda kendini vurdu.”

 Zeynep, ” Acısına dayanamamış, sanki sen yaşatmadın o acıları kızına, bilmiyor muyum sanıyorsun, ortaya çıkmasından korktun, alçak. Keşke yardım edebilseydim Oya’ya, gözümü karartıp anlatabilseydim Aslı ablaya olanları.” diye söylendi acı içinde.

   Kafasındaki sesler susmuyordu. Yıkanırsa kendini dünyanın tüm pisliklerinden arındırabileceğini düşündü. Duştan sonra giyindi. Aslı ablasının ve Oya’nın yanında olmalıydı. Bir taksi çağırdı. Adresi verdi.

 

3 Yorum Fırça / Münire Çalışkan Tuğ

  1. Çok can alıcı bir hikaye..resmen film şeridi gibi yaşadım sanki ellerine yüreğine saglik😍😍😍😍

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.