ümraniye escortkadıköy escortataşehir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Fincan / Erinç Büyükaşık

01 Şubat 2019 0

-Televizyonu açmayalım. Ekrandaki zırvalıklara gözüm takılır takılmaz sanki bu koku artıyor. Başka zırvalıklar yetmiyormuş gibi ekrandaki soytarılara da tahammül etmek zorunda değiliz sonuçta.

Çakmağın alevinde kızın yumuşak, solgun yüzüne baktı. Bu kadını seviyorum işte, kuyruğunu dik tutmayı bırak da yediğin bokla hesaplaş. Neymiş, matematik birinin cebini dolduruyorsa hırsızlık olurmuş. Akademide onca yıl anlattıkları gülünç geldi bir an. Derslikte anlattıklarımın aklımda kalmasına sevineyim mi bilemedim yine. Beni kıstırdı geçmişim belli ki. Durmaksızın konuşmayı adet edinen ben sus pus olmayı öğrendi sonunda. Ayşe’yle konuşmalarımız arasında es’ler yoruyor kızı. Bırak bu erdemli, onurlu insan oyunlarını. İş aramaya başladın sonunda. Hem de aşağılık muhasebe bürolarının peşinde koşar oldu. Dün gece Ayşe’ye dokunduğunda teni buz gibiydi. Öpünce ısınır belki demişti içinden. Dekanın bir imzası yetmişti doçentliğini yitirmek için. Odanı topla dediler, yönetim tehlikeli buluyormuş beni anlaşılan. Ayşe paçayı kurtardı çok şükür. Mimlendin çoktan bu çukurda. Kapana kısalıverdin. Bu kadın dünya denen dışkı yığının üzerine düşen saf bir güneş ışığı gibi. Sağlıksız beslenmekten bağırsaklarımın da içine ettim. Bu kadar içince ödül veriyorlar sanki. Dün özenle kurmuştu sofrayı. Rakı dediğin mezesiz olmaz deyip mezeleri de getirmişti eve gelirken. Sancılandı karnım, bulantı tuttu gene.  

-Bu bulantıların hayra alamet değil. Bir doktora görünsen artık.

-Kokuyu duymuyor musun? Her yerde… Tüm kenti kuşatmış sanki.

Çökük yüzü, kamburlaşmış gövdesiyle çay bardağına yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle uzandı. Bir türlü kurtulamadığı bunaltısını gördü bardağın dibinde. İhtiyarlık ruhun da bitkinleşmesi demekmiş, insanın yeni bir içgüdüsü çıkarmış ortaya, ürkse de ölümü kabullenmek… Büyük büyük laflar ederdim amfide o çocuklara. Okul bitince muhasebeci olup, şirket defterlerini tutacaksınız. Büyük hayalleri bırakın diyememişti ya onlara. Bilim birilerinin silahı olmamalı, aklı özgürleştirmeli. Gördün işte bilimi, seni işsiz bırakıp kapı dışarı attılar okulundan. Gözü kitaplıktaki doktora tezine takıldı. “İktisat Biliminin Sefaleti Üzerine Tezler”. Ne zamandır hayat belirtisinden uzak olduğunu kavradı. Ne olacak demişti kendisine. Özgürce yazarım artık, hiç üstüne düşmediğim öykülerimi de bitiririm. Kafa izni say bunu. Uzun sürdü bu kafa izni. Devingenliğini yitirmişti gövdesi. Akıbetini kahve fincanlarında arayan  niceleri gibi fincanın içindeki şekillere anlamlar yüklemeye başlamıştı son günlerde. Kahve falına falan da inanmazdı aslında. Uyduruyorlar işte, telvede gelecek görmekmiş. Peh, hadi canım sen de. Telvedeki işaretlerden anlamlar üretir olmuştu bu kadar boş zamanı olunca. Bu ay besbelli tünelin sonundaki ışık. Hanidir beklediğin haber belki de. Be aklı evvel, ellisinde o kibirli aydın halinle dımdızlak ortadasın işte. Ayşe dışında arayan soran da yok. Ahmet…Daha yeni asistanlığı onaylanmıştı.. Dayanamıyorum demişti artık. Beş para etmez adamlardan iş dileniyorum ne zamandır. Senden farkım yok oğlum demiştim ona. Eş dosttan eleman arayan firmaları öğrenmem gerek yine. Tüküreyim bu işin içine.

Kahve telvesindeki izleri anlardı da çay bardağına yerleşmiş sıkıntı nereden çıkmıştı?  Gecenin karanlığını sevmediğini kavradı. Hele de erkenden çöken akşamda sokağın ıssızlığının daha da korkunç bir hâl aldığını düşünür olmuştu. İçindeki ses yine çok konuşuyordu. Akşamüzeri yayılan ağır, baygın kokunun sokaktan geldiğini düşünüyordu kaç gündür. Pencere açıkken davetsiz bir misafir gibi girmişti eve koku.

-Çöp kokusu olmalı. Mendebur hayvanlar çöp bidonlarını devirmiş yine. Temizlik işçilerinin greve gideceği tuttu bu boğucu sıcakta.

-Nasıl katlanıyorsun bu kokuya? Kaç gündür uyuyamıyorum üstelik. Nefesim tıkanıyor çoğu kez. Kâbusa dönen o yarım yamalak uykumda da soluk almaya çalışıp da tıkanıyor ve yığılıyorum yere. Hep aynı rüya üstelik.

-Uyanıkken de kâbus içindesin sanki. Ruh gibi dolanıyorsun kaç gündür. Yanına geldiğime de pişman ettin bu bezginliğinle. Çok büyütüyorsun bu kokuyu. Koca şehir çoktan alıştı çöp dağlarına.

-Belki de ama benim için mümkün değil bu.

Bulaşıklar mutfak tezgâhında birikmişti birkaç gündür. Günlerdir kılını kıpırdatası yok. Ürküyorum her dakika. Her şeyden ve herkesten. Sanırım benim de kâbusum bu, dedi sözcükleri vurgulayarak.  Boşluk içindeyken yeni boşluklara koşar adım ilerlediğini düşündü. Kitaplar raflarında tozlanarak bekliyor onu. İki odalı mütevazı evde müzik sesine bile tahammülü yoktu. Ayşe’nin radyoyu açmasına müsaade etmedi kendisinden beklemediği çevik hareketle. İş başvurusu yapması gerekiyordu ama hiçbirine eposta gönderesi yok. Bu yaşta emekliliği yeğlerken iş derdine düştün işte. Emekli Akademisyen Ali Bey emekli maaşıyla hayatını çekip çevirebilirdi, üniversite senatosunun takdiriyle kapı dışarı… Sıçayım talihime. Kadere inanmaya başlamıştı bu yaştan sonra. Duman altı salonda atıl, işe yaramaz bir gövdeye döndüm. Kolunu, ayaklarını zorunlu olmadıkça kaldırası yoktu sanki. Hayat böyle de sürer, açlık derdi ve faturalar olmasa… Oblomovluk da gerek hayatta, şu faturalar, kira ve aç kalma riski olmasa denemeye değer, dedi içinden. Tembelliğe Övgü’yü başucu kitabı sayardı zaten. Maalesef Avrupa Birliği normlarında seyretmiyor hayatım, diye eğlendi kendisiyle.

-Koku boğuyor beni. Pencereyi açsam ayrı dert, açmasam ayrı. Mutfak tezgâhındaki kahve fincanı geldi aklına. Telvesine dair henüz bir şey söylememişti Ayşe.  Falına bakılmamasının iç kırgınlığını yaşadı. Sitemle baktı kızın yüzüne.

-Ahmet’i biliyorsun. Dışarı çöplükse önce kendi kuytunu temizlemekle başlamalısın, derdi.

-Temizleyebildi mi peki? Kendisinden başka temizleyebildiği bir şey oldu mu?

Alaycı soruya ne diyeceğini bilemedi Ayşe. Ahmet, kuytusunu sevenlerdendi. Ötekilerin gürültülerinden hep korkanlardandı. Uysal bir bilim insanıydı üstelik, geleceği de vardı bölümde. Çocuğun tez danışmanı olmam başına bela oldu aslında. Örnek aldığı hocası boku yiyince ona da kalanını yemek düştü. Şehirdeki çöp dağları geldi Ali’nin aklına.  Şehirde kimse rüya görmüyordu aslında. Herkesin uyanıkken yaşadığı olağan kâbuslar sadece… Ellisinde işinden olmuş, odasında yazıp çizme düşleriyle el ayaktan çekilmiş bu adam salonda kâğıttan bir çöp yığını yaratmıştı bir süre sonra. Odaklanamıyorum hiçbirine. Kimseye bir şeyler anlatmam gerektiğini düşünmez oldum. Yazmayı da bıraktım işte. Yazdıklarım zihnimin kusmukları sadece ve yayımlanmasını istemiyorum hiçbirinin. Ayşe’nin bir iki dergiye yazılarımı gönderme önerisini iyi ki reddettim. Vasat, üçkâğıtçı yayıncılar, dergi çevreleriyle olmaz işim. Millet iki yazımı okuyunca başım göğe ermeyecek sonuçta. Ayşe’nin sakınmasız yaklaşımı daha da hadsiz, saldırgan yaptı beni sanki. Bunca yıl ardından sahici bir yıkım da yaşıyor insan. Yorgun bir adamım işte. Elli üç mü oldum geçen ay, zorla doğum günümü de kutlamıştın. İstemeye istemeye doğum günü pastasını da söndürtmüştün bana. Yaşlanınca hem huysuz hem yorgun oluyor bunaklar. Bunadım da sahi.. Kederlenmeyi anlarım da bunu huy haline getirmeni onaylamıyorum, demiştin bana. Sen Ahmet gibi değilsin, hayata bağlayan bir şeyler var bir şekilde seni. Sen miydin o, kim bilir bir anlam aramaya kalksaydım seni bir değer sayardım muhakkak. Serbest piyasanın artı değerine benzemezdin üstelik. İçine edeyim iktisatçılığımın. Neyin anlamı var ki artık?  Kıza duygularımı bile ucuzlatıyor düşüncelerim. Anlam aramamam da öldürmüyor beni ya. Öldürmeyen güçlendirirmiş güya. Ahmet’in anlamlarla hep derdi vardı zaten. Anlamlarına yenildi en sonunda.

Biliyorsun kısa bir süre önce sana dolma yapmıştım. Kendi elceğizimle hazırlamıştım harcını üstelik. Biberlerin saplarını gövdesinden ayırıp içine harcını koyarken şarkı da mırıldanıyordum. Şimdi kıçımı kaldırıp makarna suyunu kaynatmaya bile gücüm yok sanki.

-Kendi kâğıt çöplerim olmalı. Zihnimi çöplüğe dönüştürmemek için sözcükleri kusmaktan başka çarem yok işte. O nedenle uyarayım seni baştan. Sakın atma bu kâğıtları. Onların bu evdeki yeri burası.  

-Peki, seninle savaşmayacağım. Şimdi aklıma geldi de masum kalmak istiyorum, demişti ölmeden önce Ahmet.  İntiharını hiç anlamadılar.

-Ah Ahmet ah, hep masumiyet yanılgısına düştü. Kirliyiz ulan, siktir edilesi hayatlarımız var hepimizin. Kimsenin dışkısı daha temiz değil üstelik. O da ölürken tepe üstü kendi bokunun üstüne düştü anlayacağın. Fakültedeki hayatından sonra sudan çıkmış balığa dönen diğerleri gibi.

Ayşe severdi öyle ulu orta küfür savurmasını dost sohbetlerinde Ali’nin. Ölüme karşı bu kayıtsızlığını anlayamıyordu bir türlü. Ahmet’in ölümünü kabullenemiyordu bir taraftan belli ki. Ondan söz edilince bir sigara daha tüttürmüştü. Ayşe acıyan bakışlarla izledi onu. Sanki kendisini bitirmeye, tüketmeye gönüllüydü bu haliyle bu adam. İyice yaşlanmış, çöküvermişti birkaç haftada. Sigarasız, birasız yapamaz olmuştu.

-Bir kahve daha mı içsek?

-Geceden beri içtin. Biraz ayılsan iyi olacak.

-Tezgâhtaki kahve fincanlarını yıkarsan olur.

Kahve fincanının telvesi geldi aklına.

-O telvede bir ay, bir de at belirmişti. Yorumlamadan mı yıkayacaksın fincanı?

Camekândaki yansımasında bitkin, çökük yüzüyle karşılaştı. Kirli, kırçıl sakalına bir son duygusu yerleşmişti. Yansımada Ahmet’in beyaza kesmiş yüzü belirdi: Boğuldum, nefes alamıyorum artık, dedi yüz. Göz göze geldiler. Ölüm haberini alınca dizlerim çözülmüştü ilkin. Lavabonun başında nasıl da kalakalmıştım. Gözaltlarım çökmüştü iyice. Fakültedeki odanda kitaplarının arasından usulca bakışın geldi aklıma. Coğrafyayı suçlamayı bırakın hocam, umut hep vardır. Ben dayanamadım ama bari siz dayanın. İçim bulandı. Ayşe seslendi mutfaktan. Camı açıp ılık güz nefesini içime çekmeliyim. Ne zamandır içimden geçmemişti bu. İçimden yineliyordum. Umut hep vardır, umut hep vardır, umut.. Ayşe şaşkınlıkla baktı kapının eşiğinden bana.

-Sen ne mırıldanıyorsun kuzum.

Bir vasiyet gibiydi sanki bu cümleler. Gözlerinde bir aydınlık türedi sanki o an. Sevecenlikle baktı kıza.

-Bugün daha güzel bakıyorsun sanki. Biliyor musun camı açtım. Umut hep vardır. İçime çekmek istedim dışarıdaki havayı.

Koku da kesildi sanki.

Erinç Büyükaşık
Erinç Büyükaşık

Diğer Yazıları



BENZER KONULAR
YORUM YAZ