Ferman / Mediha Ünver

 

Etekleri bağ bahçeyle bezeli tepenin doruğuna kurulmuş evceğizin, ahşap kirişleri hariç, dört bir yanı camla kaplı olmasa derme çatma bir kulübe de denebilirdi. Uzaktan seçilmese de bazen rüzgârla aralanan sis perdesinden, alı al, moru mor mevsimsiz çiçeklerin oyalandığı küçük bahçesinin de camdan bir zırhla çevrilmiş olduğu görülür, tüm ayrıksılığına rağmen tepenin baş tacı ettiği bu evin akıl çelen bir ahenkle, neredeyse bir ağacın kök ve dalı gibi birbirine doğal uyumu ise ancak hissedebilirdi.

Etrafında hiçbir ayak izine rastlanmayan bu tuhaf evin, uzun zamandır yarı aralık duran bahçe kapısına uzanan ne bir yol ne de bir patika görünüyordu.

Sık sık çekiç sesiyle sarsılan sırça kulübede gün batımından sonra huzursuz bir kadın siluetinin cam kenarlarını tavaf edip durduğuna, geceleri ise giderek eriyen titrek ışıklar gördüklerine dair, tüm bağ bahçe sakinleri; kuşlar, asmalar, sarmaşıklar… yemin etseler kimsenin başı ağrımazdı. Bir ayrık otu susardı. Sinsi ve öfkeli. Kökleriyle epeydir alttan alta boğduğu eve ulaşmak işten bile değildi artık onun için. Çok değil asmanın masumiyetine sığınmak, sarmaşığın merakına dolanmak yeter de artardı. Zor olmadı onları kandırmak. Çiti aşıp, çiçeklerin hayal kırığı bakışları arasından süzülerek…

Kirişe yapışıp içeriyi gözlemeye başlamalarıyla oda kapısının kapanması bir oldu. Demek yaşayan biri vardı! Salonda, yanında iki sandalye bulunan ahşap masanın üzerinde birkaç kitap, sayfalar dolusu yazının üzerine atılmış kurşun kalem, kahve fincanı hiç ilgilerini çekmedi. Tükenmeye yakın, bitkin bir mum ile kum saatini işaret ederek fısıldaşıp gülüşmeye başladılar.  Sallanan koltuğun üzerine kıvrılmış uyuklayan kedi, sese kulak kabartıp tek gözünü hafifçe aralayarak sert bir bakış fırlatmaya çalışsa da uyku baldan tatlıydı. Tembelliği zevk edinmiş kedicik için tepkisini göstermek hafifçe dalgalanan bir iki kuyruk salınımından başka ne olabilirdi?

İç odadan gelen ayak sesiyle paniğe kapılıp telaşla çatıya doğru tırmandı üç silahşör. Akılları aşağıda kalmıştı elbet. Sarmaşık tuğlalara sıkıca sarıldı. Ona tutunan asma ve ayrık otu hayretli bir sessizlikle aşağı uzandı.

Çıplak ayaklı kadının  usul adımları odada birkaç tur attıktan sonra, bir elinde ekmek, diğerinde şarap bulunan mermer bir heykelin ayakları dibinde son buldu. Düşüncelerinden soyunup iskarpelayı alarak son rötuşlarını yaptığı erkek heykeline, öyle bir aşkla bakıyordu ki bakışlarının değdiği her yer adeta can buluyordu. Gözlerinde uzunca baktığı heykelin yanağında işaret parmağını sevgiyle gezdirerek uzaklaştı.

Davetsiz konuklar heyecanla biraz daha sarktılar aşağı.

Kadın sakin ve yavaştı. Ayak bileklerine uzanan uzun, çiçekli elbisesiyle yürüdükçe buram buram bahar kokusu yayılıyordu etrafa. Bahçeye bile kadının kokusu sinmiş olabilirdi. Yalnız kokusu değil yüzü de bahardı kadının; boynu başak, teni toprak, saçları rüzgâr, yanakları gül, gözleri bulut idi. Belli ki yağmıştı. Toprağa yağmur kokusu sinmiş, gül yaprağına yığılan şebnemin ağırlığı başak boynunu bükmüştü.

Kedinin başını şefkatle okşayıp masaya gitti. Kum saatini çevirip kumun akışını umutsuz bakışlarla bir süre izledikten sonra kollarını pencereye yaslayarak uzun uzun, batan güne daldı. Gün giderken gözlerindeki ışığı da alıp götürmüştü.

Yine ağır, yine usul, narin adımlarla gezinirken cebinden bir ferman çıkardı. Kırık bir gülümseyişle, gözlerini heykelden ayırmaksızın,  derin derin kokladığı fermanı özenle açtı. Okudu, okudu. Yeniden, yeniden okudu. Kapatıp açıp yeniden okudu.  Her okuyuşta boynu iyice bükülüyor,  yüzü ayaz vurmuş güller gibi soluyordu. Tüm gücünü toplayıp son kez yüksek sesle okudu:

“BEKLE!  SANA EKMEK, ŞARAP VE AŞKLA GELECEĞİM.”

Titrek elleriyle mumu yakıp fermanı tutuşturdu. Yanışı mumda başlayıp tende biten fermanı bırakamadı. Yanık et kokusu karıştı bahar kokusuna. Mühürlendi dudakları. Güze dönmüş gözleri sessiz bir ferman okumaktaydı şimdi.

Kadının haline yüreği dayanmayan asma, can havliyle kadına doğru uzarken sarmaşığın merakı evi sarmış, ayrık otu ise çoktan sıvışıp gitmişti. Sinsi ve neşeli.

Kendini biraz toplayınca heykele göz kırpıp kum saatini elinin tersiyle devirerek bahçeye yöneldi kadın.

Aynı usul, aynı yavaş, aynı narin, aynı çıplak adımlarla süzülüp, kuru çiçekler arasından geçti.

Önünde uzanmış duran ayrık otunu ezerek gidip yarı açık duran bahçe kapısını kapadı.

 

 

 

Fotoğraf: https://www.kisa.link/Lg7g

7 Yorum Ferman / Mediha Ünver

  1. Doğayı doğa anayı,gündönümünü anlatan Fantastik bir öykü.
    Akıcı güzel bir dil kullanılmış.
    Emeğinize,yüreğinize sağlık .

  2. Doğayı doğa anayı,gündönümünü anlatan Fantastik bir öykü.
    Akıcı güzel bir dil kullanılmış.
    Emeğinize,yüreğinize sağlık.

  3. İnsan yalınızlığı içinde oluşturduğu kalabalığı, yine kendi gücü ile yener: bu yalınızlığın gücüdür.Bilinç,kalem ve yalınızlık.Oluşan emeğin yapıtıdır.Saygı ile takdirlerimi sunarım.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.