FELLUCE ve NAİRE / Hicran Bekiroğlu

Çalıştığım gazete binasının üçüncü katında L masamda oturmuş, boş ekrana bakıyorum. Saat henüz on. Kahvemi yudumlayıp, puslu güneşin ardından yağacak yağmuru düşlüyorum.

 Telefon çalıyor. Yazı işleri müdürüm öğlene kadar yazımın  hazır  olması  gerektiğini söylüyor. Boş ekrana tekrar dikiyorum gözlerimi. Cep telefonumun ekranı Serpil diye yanıp sönmeye başlıyor. Eşim “Serdar öğlen yemeğini birlikte yiyelim mi? “diyor. Kalbimi hala hızlı çarpasına sebep olan bu sese hayır demek mümkün mü? Hele ki bu sesin sahibi yedi aylık hamileyse. “Tabii ki  hayatım “diyorum.

Masamdaki bir günlüğüne gittiğim Felluce fotoğraf arşivini açıyorum. Kulaklarıma fotağraftaki köpüren Fırat nehrinin suyunun sesi yankılanmaya başlıyor. Parmaklarım klavyeye uzanıyor. Lastik tuşlar hareket ediyor..

FELLUCE

Fillerin tepiştiği, çimlerin ezildiği bir ülkedeyim. Saat geceyarısını biraz geçmiş. Felluce’den kaçan sığınmacılarla birlikte Fırat nehrinin kenarında yüzlerce insanın arasında dolaşıyorum. Hangi yönden gelip hangi yöne gideceğini şaşırmış sağa sola dağılmış bedenler. Ay ışığının eşliğinde köpüren, çığlık atan nehrin sesine kesik kesik çocuk ağlama sesleri, inleme sesleri eşlik ediyor. Kolu kopmuş oyuncak bir bebeği sarmalayan kız cocuğu, annesinin dizine sıralanmış kardeşlerinin  arasında kendisine yer buluyor. Amcalar, dedeler  Kandura’ları beyazı yok olmuş kurşuni renge dönmüş eteklerini toplayıp toprağı seyrediyorlar. Kimisi nehir kenarında ruhlarını seritletmeye çabalıyor. Kadınlar başörtülerini ıslatıp çocukların ellerini, yüzleri temizliyor. Kumun, toprağın, çimenin birleştiği yataklarda bedenlerini dinlendirmeye bırakıyorlar.

Sırtımı bir kaya parcasına dayayıp oturuyorum. Günlerdir aç susuz yolculuk yapmış insanlara bakarken özel  bir helikopterle muhabir arkadaşlarımızla buraya gelmem içimi acıtıyor.

Karşımda sönmüş bir yıldızı andıran, çökmüş göz cukurlarından bir çift zümrüt göz görüyorum. Kucağında der dop olmuş bir bez parçasana sıkı sıkı sarılmış. Hayatında ki tek hazineye sarılırcasına. Önünde parçalanmış bir battaniyenin üstünde beş yaşlarında saçları diken diken olmuş, dudakları kurumuş kesik kesik nefes alan bir erkek cocuğu yatıyor. Yanıma yetmişini devirmiş, bir dede elinde bir tas suyla  gelip oturuyor. Sigara paketimden bir tane çıkarıp yakıyorum.Dede sandaletinden fırlamış simsiyah tırnaklarının içindeki kirleri  çıkarmaya çalışıyor. Tektük kalmış dişlerinin arasından tıslayan bir sesle Arapça, karşımızdaki zümrüt gözlere bakarak;

-İflah olmaz  Naire kadın artık hiçbirimiz iflah olamayız diyor.

 Benden cevap beklemeden devam ediyor konuşmasına;

– Halid, bunun kocası çarşıdan eve gelirken bombaların arasında kaldı. Naire ne kadar ağıt yaktıysa da bulamadı iki bebesiyle ve gördüğün tüm bebelerle yollara düştük.

Cebinden kir içinde çıkardığı mendile sarılı bir parça ekmeği suya batırıp yumuşamasını bekliyor. Naire kadının kuçağından, küçücük  henüz toprağın sıcağını soğunu bilmeyen iki mor ayak fırlıyor.  Bebek ağlamaya başlıyor . Başörtüsünü siper edip, memesini, yorgunluk ve çaresizlikle bebeğin ağzına dayıyor.  Kurumuş memelerden süt gelmiyor. Bebek için için ağlayarak gözlerini kapatıyor. Kadın dudakları kıpır kıpır battaniyede yatan çocuğun yüzünde ellerini gezdiriyor. Geceye ışık sacan aya, yıldızlara bakıyor,  dudağının kenarından yaşlar akıyor. Dede suya katık ettiği ekmeğini bitirip, göğsüne inen sakalını iki eliyle çekiştirip düzeltiyor.Bir iki kelam daha edecek gücü buluyor.

-Bu topraklar bereketlidir. Tüm dünyaya yetecek kadar karasu fışkırır da insanoğlu paylaşmak istemez. Suları da bereketlidir amma verdiği gibi de alır. Dün sabah Fırat verdiğinin karşılığını bir bir geri aldı.

Kalemimi defterimi çıkardım. Bir kaç satır karalamışken kalemimin ucu kırıldı. Kulağım Naire’nin iniltisiyle çınladı. Bedeninini önünde yatan cansız bedene can vermek istecesine sarmalıyordu. Yaşlıca bir teyze yanına geldi Naire’yi omuzlarından kaldırdı. Parçalanmış battaniyeyi cansız bedene kafen yapıp köpükler arasına bıraktı. Naire kucağındaki bebeği göğsune dayayıp ileri geri sallanarak dudaklarından anlayamadığım ama nefes almamı zorlaştıran bir ağıt yakmaya başladı. Yaşlı amca yanımda büzülmüş, toprakla bir olmuş bedenini kollarıyla sarmalayıp derin bir uykuya dalmıştı.

Güneş kendini göstermeden sıcağını yatan insanların üzerine göndermeye başlamıştı. Sanırım bir ara içim geçmiş üzerimde bir çift zümrüt göz beni takip ediyor sandım. Uykuyu unutmuş, rüya ile gerceği karıştıran insanlar, iplerle hazırlanmış sallara doğru hayalet gibi  yürüyorlardı. Dedeyi iki kişi sala götürmek için kollarına girip ayağa kaldırdılar. Dede başıyla bana selam verip, nehire doğru ayaklarını sürüyerek gittiler.

Fırat nehrinin köpüklerinin en az olduğu sabahı beklemişlerdi karşı kıyıya çıkmak için. İplerle tutturulmuş kalastan sal akan suyun üzerinde zor duruyordu. En az on kişi salı sabit tutabilmek için mücale ediyordu. Fırat ne içine gireni ne de salın üzerine çıkanı sağ koymuyor akıntısına alıp götürüyordu. Yaşlılar, kucağında çocuklu kadınlar çığlık çığlığa ..

Elimde fotoğraf makinesi Naire kadının olduğu yere koştum. Arka arkaya birkaç fotoğraflarını çektim. Görüntüler renkliden siyah beyaza dönüşüp bulanıklaştı. Bebek  annesin parmağını avcunun içinde tutmuş, dudakları, ayakları morarmışdı. Kadın sırt üstü yatıyordu gözlerini doğan güneşe dikmiş çok sevdiği bir manzarayı  görüyormuş gibi yüz kasları rahatlamış tebessüm ediyordu. Dizlerimin üstüne yığıldım. Gözlerini kapatıp avcunun içindeki yavrusunu bedenin üstüne koydum. Siyah başörtüsünü üstlerine serdim…

Şimşeğin çakması Serpil’in sesi ile  birleşince yerimden sıçrıyorum.

-Serdar çok fena yağmur yağıyor, geciktim biraz.

Yerimden kalkmadan Serpil’in kocaman olmuş karnına sarılıyorum,kokusunu içime çekiyorum, bebeğimizin sesini duymaya çalışıyorum. Yazı yazmayı parmaklarım bırakmıştı ama zihnim hala yazmaya devam ediyordu..

Anne sütünün tadı nasıldır?… Anne göğsü nasıl kokar?…Anneler hangi tanrıya dua eder?

8 Yorum FELLUCE ve NAİRE / Hicran Bekiroğlu

  1. Sanki hikaye değil de bir film izliyormuşum hissi ile okudum.Harika bir hikaye sanırım bunun devamı daha da güzel olacak..emeğine sağlık canım…

  2. Çok içten bir o kadar da hüzünlü bir öykü düşmüş satırlara. Tanıdık bir hikaye ama sizin bu dokunuslarinizla daha bir derinlik kazanmış. Tebrik ediyorum.

  3. Elinize emeginize saglik gerek konu gerekse akicilik cok basarili. Sanirim sayfa sinirlamasi yuzunden yarida kalmis gibi….onlarca sayfa surmesini istedigimiz ama artik sadece hikayelerde kalmasini istedigimiz anlari yasattiniz bize…

    • Sayfa sınırlaması yok, ancak mevzu çok geniş o yüzden devamını bekliyorsunuz haklı olarak. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgiler…

  4. Ya inanılmaz bir enerji var.O kadar akıcı ki tam bir film tadında…Çok beğendim.Devamını istiyorum..Tadı damağımda kaldı.Artık romana geçsek diyorum.Ha birde senaryo lütfen

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.