Fark Etmez / Hasan Akkuş

 

Fark etmez, kelimesi benim için büyük bir önem taşıyor. Seçeneklerle karşılaştığım zaman ilk başvurduğum can kurtaran niteliğinde bir kelime kendisi. Tabi ki bu kelimeyi sık sık kullanıyor olmam bir seçimim olmadığı anlamına gelmiyor. Her zaman bir seçimim  vardır elbet. Ama benim yerime genellikle çevrem karar verdiği için -beni yormak istemiyorlar- fikrimi dile getirmiyorum.

Kafeye gittiğimiz zaman -pardon çayhane- hemen arkadaşım “Usta buraya iki çay,” diye seslenir. Çay gelince “Çay istedim, içersin değil mi?” diye sonunda fikrimi sorar. Cevabım, fark etmez, ha çay ha kahve, ne fark eder ki?

Genelde seçim konusunda Urfa’da kimseyi zorda bırakmazlar. Çaycı şekeri kendisi attığı çayı size sunar. Ama ben şekersiz içiyordum, neyse fark etmez. Bugün de böyle olsun demek zorunda kalırsınız.

Uzun yolculukta arka tarafta oturmayı planlarken genelde kendimi orta taraflarda bulurum. “Orta kapının hemen yanında oturacaksın, bir sıkıntı olmaz değil mi?” diye sorduklarında cevabım tabi her zamanki gibi önemli değil fark etmez, oluveriyor.

Hastane için randevu alırken “Doktor seçiminiz var mı?” diye bir soru bana yöneltilince nasıl olsa istediğim doktorun randevu kotası dolduğu için bu soruya da cevabım fark etmez oluyor.

Çay açık mı olsun demli mi ? Yemek acılı mı olsun acısız mı ? Derse mi girelim yoksa eve mi gidelim, gibi iki ve daha fazla seçenekli sorulara cevabım çoğu zaman fark etmez oluyor. Çay demli de olur açık da, hatta içsek de olur içmesek de. Çay bardağı yoksa su bardağı da olur. Fark etmez kelimesi aslında tam olarak bu anlamlara geliyor. Olsa da olur olmasa da.

Gerek bilinçli gerek bilinçsiz olarak kullandığım bu kelime daha küçük yaşlardayken en çok kullandığım kelimelerim arasında baş köşeyi almıştı.

Bayramı büyük bir heyecanla beklerken bayramlıklarımı almak için ebeveynlerimle beraber alışverişe giderdim. Genellikle annemle renk ve beden konusunda ihtilaf yaşardık. Ama bu büyük, bu güzel değil diye ortaya koyduğum fikirlerime karşılık, kanun hükmünde kararname çıkardı. Ne fark eder ki seneye de giyersin. Tabi pek fark etmedi. Annem haklıydı. Bir sonraki yıl da giydim. Anneler her zaman haklıdır.

Daha ilkokuldayken arka sırada oturmak istemiştim. Öğretmenim beni ön sıraya aldı. Benim için yine bir farklılık olmadı seçim hakkım elimde değildi.

Çoğu zaman pazara gittiğimde istediğim ağırlığın daha fazlasıyla eve dönüyorum. “İki kilo domates istemiştin, üç kg tarttım. Bir şey olmaz evde yersiniz,” diyerek satıcı poşeti elime sıkıştırır. Canın sağ olsun ne fark eder ki cevabıyla beraber üç kilo domatesin parasını da öderim. Sonuç olarak domatesler, “fark etmez ne olacak ki” cevabımın kurbanı oluyor ve günlerce buzdolabında küflenene kadar bekliyorlar.

Futbol oynadığımda mevkiimi sorduklarında, her yerde oynarım fark etmez cevabını burada da kullanırım. Dedim ya bu kelime kanıma işlemiş.

Size bir sır vereyim mi ? Bakmayın fark etmez kelimesini balandıra balandıra anlattığıma, bu kelimeyi zorunlu olarak kullanıyorum. Yaşadığım şehirde başka bir alternatifim yok. Belki de yaşadığım ülkede ya da dünyada… Fikrimi almak için sorulan sorulara verdiğim fark etmez cevabıma karşı içimde, pusudaki bir asker gibi  her an harekete geçmeyi bekleyen bir fark eder  yatıyor. Pusudaki bu askerimi, beni, fark etmeze zorlayanlara karşı savaşması için  besliyorum. Fark eder askerimi savaşın en kritik noktasında sahaya süreceğim ve belki yaşadığım şehir, belki de ülkem zorunlu olarak kullanlan fark etmez kelimesine karşı büyük bir zafer kazanacak. Evet bu zaferimizi herkes fark edecek.

Heyecanlı bayram günlerinden bu yana içimde gizlice büyüttüğüm fark eder askerim, dışarı aktarmadığım, içimde sakladığım seçimlerimin şarap gibi değerlenmesine katkı sağlıyor. Onu karşı tarafın fikirlerini önemseyen insanlarla paylaşacağım. Bu yazıyla sırrımı ortaya serdim. Dilimin dahi telaffuz edemediği kelimemi ifşa ettim. Aman! Ne fark eder ki?

 

Fotoğraf: http://bit.ly/2IFblRk

4 Yorum Fark Etmez / Hasan Akkuş

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.