FANUS: ANKARA / Serkan Yılmazkurt

Nedendir bilinmez, hep İstanbul’la karşılaştırılır Ankara. Her zaman da yenik çıkar bu karşılaştırmalardan; denizi olmadığından, eğlencesi eksik olduğundan, erken uyuduğundan, daha küçük olduğundan, vs. Bana göre iki kent farklı liglerdedir. Mukayese edilmeleri de saçmadır bu yüzden.

Ankara gri ve soğuktur. Tipik bir başkent kasvetine sahiptir. Hiçbir zaman çok eğlenceli ya da çok cazibeli değildir. Fakat bu sevimsiz bir kent olduğu anlamına gelmez. Ankara’yı sevebilmek için orada doğmak ve büyümek gerekir.

Ankara’yı hep bir fanusa benzetmişimdir. Çocuklarını en şefkatli ebeveynler gibi besleyen, büyüten, eğiten bir fanus. Fakat bir yere kadar yapabilir bunu… Bir süre sonra o fanusun sınırlarına ulaştığınızı, artık daha fazla ilerleyemeyeceğinizi fark edersiniz. Bu yüzden de çoğu genç –­özellikle daha fazla eğlence veya daha engin iş imkânı arayanlar– öğrenim hayatının sona ermesiyle başta İstanbul olmak üzere başka kentlere ya da ülkelere kaçmakta bulur çözümü. Bazıları ise kalır, fanusun sınırlarında devam eder yaşamına.

Ankara bir şekilde diğer kentlere kıyasla daha derin düşünmeye iter evlatlarını. Bu yüzden ülkeden çıkan sanatçıların büyük bir kısmı Ankaralıdır. Müzisyenler, edebiyatçılar, ressamlar… Bu olgunun temel sebebi henüz çözülmemiş olmakla birlikte, benim yanıtım Ankara’nın kasvetidir. O griliktir Başkent’in evlatlarını daha farklı düşünmeye, daha farkında yaşamaya iten.

Öte yandan, maalesef, Ankara yetiştirdiği evlatlarını kaybetmeye mahkûmdur. Çünkü evlatlarını iyi bir şekilde yetiştirmek, tek başına yeterli değildir. Zamanla insanların kendi alanlarındaki yaratıcılıklarını, doğal yeteneklerini profesyonel boyutta sürdürebilmesi gerekir. Başka bir deyişle bir kentin, kendi insanlarına tatmin edici iş imkânları sunabilmesi gerekir. İşte bu konuda sınıfta kalır Ankara. Bir Ankaralı olarak kendi şehrinizde iş hayatına atılma konusunda kararlıysanız, hayatınızın geri kalanı boyunca tüm sanatsal yeteneklerinizin yalnızca “hobi” olarak devam edeceğini de peşinen kabul etmiş olursunuz.

Bunu kabul etmeyen nice yetenekli genç kurtuluşu İstanbul’da arar. Özellikle Ankara gibi bir fanusta yetişenler için “yedi tepeli şehir” dışarıdan çok parlak görünür. Fakat tecrübe edildiğinde fark edilen, İstanbul’da bambaşka fizik kurallarının geçerli olduğudur. Bazı bünyeler zaman içinde bu fizik kurallarına adapte olurken, bazıları olamaz. Dolayısıyla sanatsal kariyer için İstanbul’a gitmek başlı başına bir kumardır ve her kumarda olduğu gibi kazanma olasılığı düşük, fakat cezbedicidir.

Kumarı kazanmaya ant içerek İstanbul’a göç eden gençler kendi alanlarında çok yetenekli ve başarılı olsalar bile, bu başarıları maalesef çok uzun ömürlü olmamaktadır. Bunun piyasa koşullarının zalimliği, gece hayatı/eğlenceye duyulan açlık veya parasızlık gibi farklı sebepleri olabilir. Ancak konu uzun ömürlü başarı ise, temel sebep yaratıcı ruhun ölmesidir. Yukarıda belirttiğim gibi; Ankara’nın evlatlarını daha farklı düşünmeye, daha farkında yaşamaya iten O’nun griliği, kasvetidir. Başkent’in evlatları başka kentlere göç edince zaman içerisinde yitirirler yaratıcılıklarını; çünkü kaçmaya çalıştıkları şeydir aslında onların yaratıcı ruhlarını besleyen.

Günün birinde Ankara’nın yetiştirdiği “derin” evlatlarını kaybetmeyecek, sanatçısının karnını doyurabilecek kadar güçlü bir kent olması ve fanusun bir daha birleşmemek üzere kırılması umuduyla…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.