Fantastik Bir Yazar

Zeynep Özdal:

“Yazar burada ne demek istemiş” diye soran soruları okudukça içimde hep bir hayranlık olurdu.

Röportaj:

Nalan Güven

 

Bahar tadını yaşadığımız bir sonbahar gününde ve de Fona- Ateş Lordu’nun Uyanışı’nın okuru ile buluştuğu ilk gün, yazarı Zeynep Özdal ile hoş bir söyleşi yaptık. Öncelikle beni kırmayıp sorularıma samimiyetle verdiği cevaplar için kendisine çok teşekkür ederim.

Fona dosyası yayınevimiz Tulpar’a ulaştığında ilk okuyan kişi olarak da bunu yaşıyor olmak benim için ayrıca anlamlı ve çok değerli. Elimden bırakamayacak kadar beni içine alıp sürükleyen bu romanın hazırlanma aşamasında birlikte olmaktan büyük keyif aldığımı da ilave etmek isterim. Şimdi sözü yazarımız Zeynep Özdal’a bırakıyor ve hem bu güzel söyleşi için hem de bize böyle bir eser kazandırdığı için kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Edebiyat dünyasına yeni katılmış bir yazarsınız, öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1985 İstanbul doğumluyum. Ve tam bir İstanbul aşığıyım. Lisansımı Marmara Üniversitesi’nde tamamladım. Asıl mesleğim olan öğretmenliği yalnızca iki yıl yaptım. Sonrasında finans sektörüne geçtim. Evlendikten sonra hayatımda yeni bir kapı daha açıldı. Artık bir yandan da yazıyorum.

Klasik bir soruyla devam edelim öyleyse, yazmaya nasıl başladınız?

Sanırım okuma-yazma öğrendiğimden beri desem doğru bir cevap vermiş olurum. Hatta öncesinde bile kendimce masallar uydururdum. Ama ciddi ciddi yazmaya sanırım ortaokul yıllarımda başladım. Hani şu paragraf soruları çözmeye başladığımız zamanlarda…  “Yazar burada ne demek istemiş?” diye soran soruları okudukça içimde hep bir hayranlık olurdu. Ve tabii bir solukta okuduğum kitapların ardından şiirler öyküler yazardım. Sanırım en çok da masallar…

Fantastik kurgu ile nasıl tanıştınız?

Aslında bu soruya cevap vermek biraz zor ve bir o kadar da tuhaf. Liseye yeni başlamıştım sanırım. Sınıfımızdaki bir grup çocuk her fırsatta toplanıp FRP dedikleri bir oyun oynarlardı. Aralarına kimseleri almaz, tüm öğle tatillerini kütüphanede fısır fısır bir şeyler konuşarak geçirirlerdi. Tabi bu durum benim gibi meraklılar için fazla ilgi çekiciydi. Biraz araştırdıktan sonra her şey bir bir döküldü önüme. Tolkien’le o zaman tanıştım. Benim için gerçek anlamda fantastik kurgu ile tanışmak Tolkien’le tanıştığım zamandır. Öncesinde okuduklarımın anlam kazanması da sanırım o andan sonra oldu.

Oldukça zor bir alanda yazıyorsunuz, yazarlığa fantastik romanla adım atmaktan çekindiniz mi?

Açıkçası fantastik bir roman yazmanın zorluğu romanı yazdıktan sonra başlıyormuş. Ben de bunu yayıncı arama sürecinde öğrendim. Çünkü elinizdeki ürün ne kadar iyi olursa olsun her zaman risk var. İnsanlara yepyeni bir şey sunuyorsunuz. Üstelik rakipleriniz çok güçlü. Hem edebi açıdan iyi olmalısınız hem yaratıcılık açısından. Çünkü bu alanda genelde pek ortalarda seyredemiyorsunuz. Ya çok beğenilirsiniz ya da hiç beğenilmezsiniz. Bu durum riski daha da arttırıyor. Asıl zor olan sizinle birlikte tüm riskleri göğüsleyebilecek bir yayıncı bulmak.

Ben tüm bunları romanı bitirdikten sonra öğrendim. Bunca zorluğa rağmen kendime dönüp aynı soruyu sorduğumda tek cevap duyuyorum. Önceden de bilseydim yine fantastik bir roman yazardım.

Peki, Fona’dan bahsedin bize biraz. Nasıl başladınız yazmaya?

Fona’yı yazmaya başlamamın garip bir hikayesi var. Eşimle daha nişanlıydık o zamanlar ve İstanbul’un meşhur trafiğinde kaldığımızda onun en keyif aldığı şey benim uydurduğum masalları dinlemekti. Bir gün bana “Neden bir çocuk kitabı yazmıyorsun?” dedi. O güne kadar hep bir şeyler yazmıştım, ama hiç cesaret edememiştim. Ne derlemeye ne birine okutmaya. Fakat o günden sonra bu fikir aklımda biraz daha yer etmeye başladı. Anlattığım onca masaldan biri hepsinden özeldi. Gerçekten uzun uzun yazmak istediğim türden bir hikayesi vardı. Eşimin de cesaretlendirmesiyle kısa bir taslak hazırlamaya karar verdim.

Başta bir çocuk kitabı olmasını düşünmüştüm. Fakat yazacak öyle çok şey varmış ki zamanla hikaye hayal edemediğim kadar derinleşti, büyüdü. Ve işte sonra Fona çıktı.

Fona’nın konusundan kısaca bahseder misiniz bize? Ve FONA’nın anlamından tabiî ki…

Öncelikle şunu söylemeliyim ki Fona- Ateş Lordu’nun Uyanışı serisinin ilk kitabı. Üçleme olarak tasarladıktan sonra yazmaya başladım. Önce biraz Fona’yı tanımak gerekiyor sanırım.

Fona, hikayemizin baş kahramanı. Henüz 19 yaşında bir delikanlı. Persi’nin  Fesna kasabasında yaşıyor. Üzüm bağlarında çalışsa da kalbi hep denizci olmak için çarpan yaramaz bir çocuk. Ayrıca rüyalarında gördüğü bir kıza aşık. Fona’nın macerası denizci olma hayali için yollara düşmesiyle başlıyor. Limanda karşılaştığı gizemli bir kaptanın hayatına girmesiyle her şey değişiyor. Su Diyarı olan Kalinya’ya, büyücülerin, yaratıkların, Su Tanrıları’nın diyarına gidiyor. Hikayenin asıl başladığı yer de işte orası.

Fona’nın anlamına gelirsek, aslında onun da kitapta geçen diğer isimler gibi özellikle bir anlamı yok. Fakat benim için hepsinden özel.  Çünkü masalı diğerlerinden daha değerli yapan kişiyle alakalı.  Kardeşimin kaptan olması ve denizlerle ilgili yaptığımız sohbetlerden sonra çıkmıştı ortaya bu masal. Ben de ondan ilham alarak adına yakın bir şey olsun istedim. Başlarda denizci olmak isteyen isimsiz bir çocuk vardı sadece ve sonra ortaya Fona gibi bir isim çıktı.

Fona’nın anlamından bahsetmişken kitapta konuşulan “Levce” den bahsetmemek olmaz. Sanırım Fona’yı diğer fantastik romanlardan ayıran en önemli özellik içinde yapay bir dilin var olması. Levce’yi nasıl tasarladınız?

Levce aslında kendi kendini ortaya çıkardı. Başlarda böyle bir dil yaratma amacım yoktu. Fakat Tolkien’in eserlerine ve özellikle içinde kullandığı yapay dillere olan hayranlığım aklımda, “Acaba yapabilir miyim?” sorusunu uyandırdı. Ve bu sorunun üzerine gittim. Fazlasıyla araştırma yaptım. Özellikle dil yapıları üzerine. Gramerini hazırlama süreci benim için en zor aşamaydı. Romanı yazmaktan bile zordu diyebilirim. Tahminen birkaç ayımı sadece buna ayırdım. Kitaba tek bir kelime yazmadan tüm zamanımı dili oluşturmak için harcadım. Ama sonunda elde ettiğim mutluluk tarif edilemezdi. Şimdi sadece yeni kelimeler ekliyorum. O da işin en keyifli kısmı…

Biraz da karakterlerinizden ve Kalinya’dan bahsedelim. Sizin için favori olan bir kahraman var mı?

Kalinya, benim hayallerimin ülkesi diyebilirim. Su Tanrıları Soprafisler’in yarattığı büyülü bir dünya. Kendine has dili, bitki örtüsü, iklimi var. Su halkı dediğimiz Levronlar’ın yaşadığı diyar.

Romandaki karakterlere gelirsek, hepsini tek tek anlatmak oldukça zor. İyiler ve kötüler diye ayırırsam da onlara haksızlık etmiş olurum. Çünkü hepsinin iyi ve kötü yanları var elbette. Favori kahramanım ise Fona dememi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Ben en çok Advo De Mukor’u sevdim.

Fona’nın hikayesini seri yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Yazmaya başladığımda… Dediğim gibi söylenecek o kadar çok şey, anlatılacak o kadar çok gizem vardı ki tek kitapta asla bitiremezdim. İlk kitap için taslak hazırladığımda seri olması gerektiğine karar verdim. Uygun şekilde böldükten sonra yazmaya başladım.

Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?

Kalinya’nın büyülü dünyasının tadını çıkarmalarını. Macera devam edecek…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*