sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Eski Dostlar / Tuğçe Cengiz

01 Mart 2017 3

Günümüzde, bir tıkla arkadaş ediniyoruz. Belki de hayatımızda bir kez gördüğümüz kişilerin anasını, dayısını, çocuğunu görüyor, dedesinin hastalığına tanık oluyoruz. Doğum yapıyor, aşık oluyor, tatile çıkıyor… Biz de arkadaşları olarak onu izliyoruz. Arkadaşımız özel yaşamının detaylarını paylaşmaktan memnun, biz izlemekten…Dışarı çıktığımızda es kaza görürsek ya selam veriyor ya da vermiyoruz. “Nasıl olsa akşama yorum bırakırım” mı diyoruz, ne hissediyoruz? “Selin’ciğim, bugün seni gördüm ama çok uzaktaydın. Karşıdan karşıya geçiyordun, gelmedim yanına. Bu arada fotoğrafta ne kadar güzelsin öyle!”

Arkadaşız işte, ‘cim’li ‘canım’lı geçinip gidiyoruz. Sokakta yanımızdan geçen insanlara gülümsediğimizde yanlış anlaşılıyoruz ama ‘arkadaş olarak ekle’ butonuna bastıktan sonra her şey güllük gülistanlık oluyor. Beğenme, beğenmeyip es geçme, eleştirme haklarının hepsi sanal ortamda bize geçiyor. Ben bir türlü alışamadım gitti bu fikre. Durup durup kendi hesaplarımda “Temizlik Şenlikleri” düzenlemem de bundan. Cenazeme gelmeyecek adamın hayatımda işi ne? Eski dostlar kalsın, diğerleri şöyle kenara ayrılsın. Eskiler ayrı. Eski demişken…

“Eskiden böyle miydi ya?”

Eskiyi özlediğini söylerken insan, geleceğini düşündüğünde umutlanıyor. Sezen, “Eskidendi, çok eskiden.” diyor, hüzünleniyoruz. Tekrar aynı günleri yaşama fikri cazip geliyor. Sonra Sertab; “Kendime yeni bir ben lazım.” dediğinde de coşup, hayallere dalıyoruz. Değişimi en başta biz kendimiz için istiyoruz. Ne garip bir ironi.

Zaman ilerledikçe, hiçbirimiz aynı kalmıyoruz. Zevklerimiz değişiyor önce. Dolabımızdaki eski kıyafetler ayıklanıyor. Bildiğimiz renkler ya yetmemeye başlıyor; daha çok ton arayışına giriyoruz ya da fazla geliyor artık o cümbüş. Amacımız ‘daha çok dikkat çekmek’ değil de sadece rahatlık oluveriyor. Eski fotoğraflarımıza bakınca hangimiz ‘ne kadar da gençmişim’ dışında olumlu bir cümle kuruyoruz ki? Önce zevksizliğimizden dem vuruyoruz. Saçımızın şekline gülüyor, üzerimizdeki gömlekle alay ediyoruz. Artık öyle olmadığımız için mutlu oluyoruz. Çünkü her yeni yılda “Yeni bir ben” olma fikri hepimizi heyecanlandırıyor.

Yapımız aynı kalsa da, huylarımız değişiyor günden güne. Israrla “Bu bardağın yeri burası!” dediğimiz günler geride kalıyor. Kendisiyle birlikte yaşamayı öğretiyor hayat. Onunla inatlaşmaktansa, birlikte uyum içinde yaşamayı… Kendi düzenimizi herkesin kabullenmeyeceği gerçeğini, kendimizle savaşırken öğreniyoruz. Bir gün bir bakıyoruz ki bardak kırıldığında, aslında hiç üzülmüyoruz. “Niye idi bütün bu çabam?” deyip geçmişteki ısrarlarımıza şaşırıyoruz.

Eskiden yeni insanlar tanıyalım diye gittiğimiz yerlere uğramıyoruz artık. Yapmacık gülüşler, havadan sudan beklentiler çekmiyor ilgimizi. ‘Elveda’sı daha baştan belli olan ‘merhaba’ları kaldırmıyor kafamız. Tecrübe ettikçe, bir sonraki adımın ne olduğunu biliyoruz. Faturasını ağır ödediğimiz ilişkileri yaşadıkça, ilişki tasarrufu yapmaya karar veriyoruz. Buna kendi içimizde “Olgunlaşma dönemi” demeyi tercih ediyoruz. Halbuki yoruluyoruz.

Yeni ilişkilere yelken açmak; açık denize delik tekneyle çıkmak gibi geliyor bize.

En büyük ironi burada devreye giriyor. Alıştığımız düzeni değiştirme çabamız devam ederken hayatımıza kök salmış ilişkilerle yaşamayı tercih ediyoruz. Biz değişirken, onlar da değişiyor elbette. Eski fotoğraflara bakıp da “Bu ben miyim?” dediğimiz her anda, kolumuzu omuzuna attığımız arkadaşımız da aynı cümleyi kuruyor.

“Beni yıllardır tanıyor” diyerek, sırtımızı güvenle yasladığımız ilişkiler en büyük değişimi geçiriyor aslında.

Hayatımızın en güzel köşesini ayırdığımız eski dostlar, bir gün bir bakıyoruz ki, aynı değiller. Saçma bir şekilde şaşırıyoruz buna. Kendi değişimimizi görmezden gelip, dostumuzun değişimini hayretle izliyoruz. Onun zamanla değişen yüzünü kabullenemediğimizde de hep aynı cümleleri kuruyoruz.

“Sen eskiden böyle değildin. Meğer hiç tanımamışım seni…”

Kendi değişimimizi haklı bulurken, o dostu bir anda tü-kaka ilan ediyoruz.

Halbuki, eski dostluklar da zaman aşımına uğruyor.

Ne var ki dost elemek, dolaptaki eskileri bir başkasına vermek kadar kolay bir şey değil. İçinde yıllarımız, anılarımız, en çok da emeğimiz var, özetlenmiyor ki bir kalemde. E yeni yüzler de ilgimizi çekmiyor artık, bir olgunluk çöküyor ya üstümüze hani. İki duygu arasında sıkışıp kalıyoruz. Ne eskiyle yetiniyoruz ne de yeniye cesaret edebiliyoruz. Geçmişi tüm güzelliğiyle yad edip sadece özlemeye yetiyor gücümüz. Dolayısıyla sadece ‘eski’ olduğu için artık tanıyamaz hale geldiğimiz kişileri yanımızda sürüklüyoruz. Var olan ilişkimizi de yıpratıp, hatır uğruna hatıralarımızdan vazgeçiyoruz. İşte tam bu noktada, kilit bir soru takılıyor aklıma:

Dostun eskisi olur mu?

Yıllardır anılarımızı paylaştığımız, belki ilkokul belki lise yıllarından beri hayatımızda yer alan kişileri düşünelim. Ben şimdi hafızamı zorlayıp biraz daha eski zamanları, ‘dost’ dediklerimle tanıştığım yılları düşünüyorum. Hepsinin ortak bir yanı vardı: O dönemin şartlarında, elimizde olmayan sebeplerden ötürü bir aradaydık. Ortak bir kaderi paylaşan öğrencilerdik, mahalle arkadaşlarıydık, aynı spor kulübündeydik… O zamanlar etrafımda yer alan kalabalığın içinde bu kişileri seçmemin sebepleri vardı. Ya aynı öğretmenden nefret ediyorduk, ya aynı müzik tarzından hoşlanıyorduk, ya da aynı spor dalı çekiyordu ilgimizi. Ortak paydamız, çevremizde olup bitenlerden ibaretti.

Yıllar içinde, en masum anlarımıza şahitlik ettik. O kadar çok eğlendik ki bırakamadık birbirimizi. ‘İlk aşk’lar yaşandı, aynı şarkılarda ağlanıldı, kopyalar çekildi, birlikte yakalanıldı, cezalar birlikte atlatıldı. Ve gün geldi; okul bitti, hayatımıza başka yeni kulüpler girdi, yaşadığımız yer eski mahallemiz oldu. Bir tek dostluğumuz bozulmadı.

Anılar bizi hep canlı tutar zannettik. Büyük bir değişimin içinde sıkı sıkı sakladık birbirimizi. Artık ortak bir çevreyi paylaşmadığımız için de yeninin içinde eskiyi barındırmak için çaba sarf ettik. O yüzden de ne zaman bir araya gelsek, hep geçmişi yâd ettik. Anılarımızı biriktirdiğimiz sene sayısından daha çoğunu, o anıları konuşarak geçirdik. Peki ne oldu sonra, size, bize?

Yenilenmeyen ilişki, sürebilir mi eskilerle?

Beş sene önce tanıştığım, şimdilerde dostum dediğim kişi, yirmi küsur yıldan beri hayatımda tuttuğum birinden daha çok tanıyor beni mesela. Çünkü onu ben aldım hayatıma. Kendim seçtim. Ortak bir çevreye ihtiyaç duymadan, değişim sancılarına takılmadan biriktirdim onunla anılarımı. Müzik zevkini değil, kendi yazdığı sözleri beğendim. İş toplantılarına hiç tanık olmadım ama iş stresini paylaştım. İlk aşkını hiç tanımasam da geçmişin onda bıraktığı izleri sarıp sarmaladım. Böyle böyle dost olunuyormuş, onu anladım.

İster istemez, “Eski” sözlük anlamında neyse, hayatımızda da yerini o şekilde alıyor zamanla. “Değişen, değişim gösteren, yeni karşıtı, geçerli olmayan…”

İşte bu yüzden, — eski ile yeni arasında gidip gelirken — son zamanlarda “eski dostlara” bakıp hep aynı soruyu sordum kendime.

Yıllar önce tanışmasaydın da şimdi, bugün tanışmış olsaydın o “eski dostun”la…

Dost olur muydun yine de?

Avatar
Tuğçe Cengiz

Diğer Yazıları



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Berrin Arı

O sorudan sonra dostları gözden geçilmeli diye düşünsem de dostum olmuşsa bir değeri vardır kararına vardım.Gerçek yaşamdaki dostlar sosyal medyadaki arkadaş listesi gibi bir tıkla silinmemeli.Kocaman meraklı gözler ile bakan güzel kadın hep dostum kalsın benim

Avatar
Gizem B.

Son otuzbeş yaş sorgulamalarım içinde en dikkate aldığım denemelerinden biri oldu bu. Daga önce medium’da okumuştum denemelerini. Öykülerinin tadı bambaşka ama arada burada seni farklı bir ses dalgasından, farklı bir türden duymak da çok güzel. İyi ki senin dostluğuna layık oldum Tuğçe’cim.Senin yazının bir parçası olmak bambaşka bir keyif.

Avatar
Hicran Bekiroğlu

Geçmiş ve yeni arkadaşlıklarını ne güzel irdelemişsin Okuduğum sürece bir kaç yeni ve eski arkadaşlarımı düşünmeden edemedim. İlişkileri sorgulatan bir yazı olmuş. Ve senin gibi taptaze bir dostum olduğu içinde kendimi çok şanslı hissettim. Kalemine sağlık canım

YAZARLAR