ümraniye escortkadıköy escortataşehir escortsikiş izlebrazzers izleporno izle

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Ertuğrul Kaya / Albert / Kızıl Gezegenin Aydınlık Yüzü

01 Haziran 2019 2

İstasyonun doğusundaki küçük hücresinden Satürn’ü izliyordu. Epeydir Dünya’yı izlemek istemiyordu. İzlemek bir yana, gözlerini kaçırıyordu. Teleskobu masanın üzerindeydi. Defalarca baktığı Satürn’ün halkalarını neredeyse ezbere biliyordu. Bu gezegen ona garip bir şekilde huzur veriyordu. Oysa, pekala biliyordu ki, Satürn, Mars’tan daha sıkıcı bir yerdi. Yaşamak içinse hiç elverişli değildi.

Uzayı çocukluğundan beri severdi. Büyükbabasının Güney Carolina’daki çiftliğinde yaz akşamları küçük teleskobuyla komşu gezegenleri ve iri parlak noktalar gibi görünen uyduları seyrederdi. Uzaklara baktıkça Dünya sıkıcı bir yer olmuştu. Şimdi burada, Mars’ta olduğu halde uzaya olan merakı yerli yerindeydi. Ancak bir zamanlar Dünya’yı sıkıcı bulduğu gibi şimdi de Mars’ı çekilmez buluyordu. Gözleri Samanyolu’nun derinliklerindeydi. Mars’ın bu kadar çabuk sıradanlaşacağını tahmin etmemişti. Onca seminerler, uyum sınavları, elemeler, hepsi geride kalmıştı ve  sonunda buradaydı. O kızıla çalan cansız toprak, kayalar, tepeler, kumullar… İlk zamanlar mavi gün batımından etkilendiği doğruydu. Dünya’dan gözlerini ayıramadığı anlar da çok olmuştu. Dünya’yı özlüyor denemezdi. Her şeyi göze alarak bu projeye dahil olmuştu. Hatta hiç dönmemeyi bile. Son beş yılda Mars’takilerden Dünya’ya dönenlerin sayısı artmıştı. Yetkililer Mars’ı cazip gösteren reklam filmleriyle insanları Mars’a çekmeye çabalıyordu. Gelenler daha çok, hevesli üniversite öğrencileri idi. Onlar da çok çabuk sıkılıyorlardı. İlk aşamadan sonra çeşitli adaptasyon sorunlarını bahane ederek Dünya’ya, kampüslerine geri dönüyorlardı. Dünya dışında bir yerlerde ölmenin farklılığına inanmış yaşlı çiftler, hükümetlerine yüklü vergiler ödeyip Mars’a geliyorlardı. Daha şimdiden küçük bir mezarlık oluşmuştu.

Mars’ta mutlu olanlar da vardı. Dünya’da iken odalarından çıkmayan, bilgisayar ekranlarından Dünya’yı takip edenler burada da pekala bunu sürdürebiliyorlardı. Gelişmiş internet ağı ile dünyadakilerle iletişim çok kolaydı.

Albert, başını Satürn’den çevirdi. Kitaplığındaki küçük albümü eline aldı. Hücresinde kendisiyle ilgili dijital olmayan tek belge, bu küçük resim albümüydü. Ailesiyle ve köpeğiyle çekilmiş resimlere baktı. Çocukluğunun arayan, sorgulayan gözlerine uzun uzun baktı. Bir zamanlar hayalini kurduğu, Mars’ta olmak fikrinin nasıl büyük bir heyecana sebep olduğunu anımsadı. Yüzlerce kitap, makale okumuş, konferanslar izlemiş, dersler almıştı. Uzayla ilgili her yeni bilgiyi anında edinmişti… İnsanoğlunun Dünya dışındaki ilk kalıcı yerleşme alanı Mars. Evet, bu başarılmıştı. Üstelik çok da kolay olmuştu. Kolonilerin yaşam alanları sorunsuz inişlerle çok hızlı bir şekilde kurulmuştu. Hücreler yüzyıllarca dayanacak sağlamlıktaydı. Hücrelerin içindeki oksijen seviyesi Dünya’da olduğundan daha sağlıklıydı. Arazide araştırmalar sırasında giydikleri dış giysiler her geçen yıl daha da fonksiyonel hale geliyordu. Üyeler ellerini çıplakmış gibi ustalıkla kullanabiliyorlardı. Hükümetler istedikleri verileri geçen beş yılda tamamlamışlardı. Mars’ın iç yapısı, atmosfer yapısı, maden rezervi, neredeyse her şey biliniyordu. Fakat hiç kimse bu görevin bitmiş olduğunu söyleyemiyordu. Proje bir turizm ve prestij aracı haline dönüşmüştü. Gelişmemiş ülkeler hala Mars’a ilgi duyuyordu. Öncü hükümetlerde turistik Mars gezileri artık cazibesini kaybetmişti. Sosyal medyalarda Mars fotoğrafı paylaşmak itici bulunuyordu.

Mars’ın farklı şehirlerinde toplam 10.000 kişi yaşıyordu. Uzay Araştırmaları Başkanları, öncü hükümet başkanları zaman zaman bu şehirleri ziyaret edip “ne kadar yüce bir görev için burada bulunduklarını, bundan sonraki görevlerde uzayın daha ötesine gideceklerin burada bulunanlar arasından seçileceğini” söylüyorlardı. Bunun ne kadar süreceğini ise kimse tama olarak bilmiyordu. Üstün başarı gösterenler, suça bulaşmamış olanlar Güneş sisteminin diğer gezegenlerinin yörüngesindeki uzay istasyonlarında görevlendiriliyorlardı.

Albert, iyi dereceli bir üyeydi. Onun tek istediği en yakın yıldız Centauri’ye yapılacak efsanevi seferi görebilmekti. Şu an buradaki tüm görevleri, Dünya’daki enstitülerde çalışanların yaptığından farksızdı. Sponsor devletler Mars’taki madenlerin derinliğini çok fazla bulmuştu. Maliyetlerinin karşılanamayacağını, ve nakliyenin çok uzun süreceğini bahane ederek maden ocaklarını kapattırdılar. Kısacası Mars’ta Dünya’dakilerin işine yarayacak hiçbir şey yoktu.

Albert, albümü kapattı. Başa döndüğünü hissetti. Centauri, üç güneşli bu sistem onu uzaya bağlayan en ulaşılabilir hedefti. Sadece Albert için değil tüm insanlık için öyleydi. Yaklaşık 4 ışık yılı ötedeki en yakın komşumuz. Dünya’yı geride bıraktığında bu en yakın komşumuza daha da yaklaşacağına dair çocukça bir sevinç duymuştu. Şimdiyse hiçbir şeyin değişmediğini hissediyordu. Üniversitedeki bir hocasının sözünü hatırladı: “Zihin, gençler zihin. Tüm yolculuklarınız onunla.” Ne demek istediğini anlaması uzun sürmemişti. Şimdiyse bunu tüm ruhuyla yaşıyordu. Gidilen yerler değildi elbet hedefler. Hep daha ötesi olan doğurgan hedefler vardı.

Dairesel pencereden dışarıya baktı. Güneşli bir sol(gün)dü. Uzay elbisesini giydi. Mars saatini taktı. Dünya’ya göre oldukça uzun süren mevsimlerin baharındaydılar. Arazi aracını çalıştırdı. Hükümetin gözden çıkardığı maden ocağına doğru yol aldı. Gözden kaçan veriler üzerine, hala bağlı olduğu Boston’daki üniversitesinde yayınlanmasını umduğu bir makale üzerinde çalışıyordu. Tüm gün molozları inceliyor, fotoğraflar çekiyor, ölçümler yapıyordu. Birazdan bir kütleyi patlatacaktı. Bunun sicili için ne gibi zararları olabileceğini biliyordu ama molozlardan daha fazla veri toplayamıyordu. Bu saatlerde onun dışında pek kimse görevine gitmiyordu. Aslına bakılırsa üyeler artık araziye neredeyse hiç çıkmıyorlar, kendilerinden istenilen raporları hücrelerinden düzenliyorlardı.

Albert’in öte yıldızlara olan hayalini canlı tutacak tek şey, çoğuna göre anlamsız olan bu çalışmalarıydı. Patlama saatini ayarladı. Aracıyla çukurdan çıktı. Patlamayı izleyebileceği bir mesafede durdu. Bu soluk renkli çukurdan yükselip etrafa yayılan kızıl toz dumanı ile içindeki durağan hisler yeniden hareketlendi.

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LSvE

Ertuğrul Kaya
Ertuğrul Kaya

Diğer Yazıları

Yazar, Mersin doğumludur. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek öğrenimi boyunca kültür-edebiyat ve tiyatro topluluklarındaki arkadaşlarıyla birlikte üniversite bünyesinde çıkardıkları “Genç Yorum” ve “İz” adlı kültür-edebiyat dergilerinde editörlük ve genel yayın yönetmenliği yapmış, ilk şiir, öykü ve gezi yazılarını bu dergilerde yayımlamıştır.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Anonim

Tebrikler, güzel kurgu.
Mars’a gitmiş kadar olduk. 👍

YAZARLAR