Enver’in Hikâyesi / Nazmi Bayrı

Enver’in boynu eğriydi. –Doğuştan mı, hastalıktan mı? Nedenini bilmiyorum.- Bu yüzden, ‘Boynu Eğri Enver ’ diye bilinirdi. Armut gibi başı da, boynu gibi sağdan sola doğru hafif kavisliydi. Düz saçlı, ince burunlu, ufak kara gözlüydü. Bakışları sıcaktı herkese. Konuşurken gülümserdi.

İlkokulu bitirdikten sonra bulduğu her işte çalışmaya başladı. Ailesi yoksuldu, üstelik kendisinden küçük altı kardeşi daha vardı. Doğrunun yanında durur, haksızlığa dayanamazdı…

Aklımda kalan asıl hikâyesi Almasların samanlığında basılması ve ölümüydü.

Almas yüz güzeliydi. Saçları, gözleri… O da Enver gibi adından çok lakabıyla bilinirdi. ‘Kambur Almas.’ Boyu bir metreye yakındı. Sırtındaki üçgen çıkıntı bir ek gibi duruyordu. Bacakları da inceydi. Kimseden destek almadan yavaş yavaş yürürdü. Başı kocamandı. Uzun saçlarını toplamasa yeri süpürürdü.

Enver ile nasıl haberleşmiş, nerede buluşup konuşmuşlardı da iş kendilerinin samanlığında sonuçlanmıştı? Telefonlar da yoktu o zamanlar. Almas, Enver’i kendi samanlıklarına çağırmamış olsa Enver gitmezmiş. –Herkes bu kanıdaydı- Almas’ın annesi Safo görmüş onları. –Artık ne durumda görmüş ise.-  Görür görmez basmış çığlığı. Çığlığı duyan kocası, komşuları, akrabaları ellerine ne geçirmişlerse koşmuşlar samanlığa… Kalabalık kapıdan içeri dalarken, bir tazı gibi yerinden fırlamış Enver; küçücük bir pencereye tırmanmış camı kırıp zor da olsa atmış kendisini dışarıya.

Kar diz boyundaymış. Hızla koşarak açmış arayı. Kalabalık peşindeymiş. Şans bu ya, tam da Enver yola çıktığında köy otobüsü geçiyormuş. Şoför Sarı Hasan, Enver’in epeyce gerisinden gelen eli sopalı kalabalığı görünce anlamış durumu; yavaşlamış, muavini Küçük Erol’a arka kapıdan Enver’i içeri almasını söylemiş. –Eski araçlarda kapılar otomatik değildi.- Açılan kapıdan kendisini içeri atmış Enver. Basmış gaza Sarı Hasan. Komşu köydeki müşterileri almaya gidiyormuş. O köyün girişinde indirmiş Enver’i. Dönüşünde yolunu kesmiş öfkeli kalabalık. İçeri dalıp Enver’i aramışlar. Bulamayınca Sarı Hasan’a diklenmişler. O da, “Karda yavaş yol alıyordum, koşarak kapıyı açıp bindi, hızlı sürmemi söyledi. Elinde bıçak vardı. Ne yapabilirdim ki?” diye kendini savunmuş. – Bir linç girişimine engel olmak istemiş aslında.-

Almas’ın ailesi kasabanın zenginlerindendi. Bu olay herkes tarafından duyulup ortalık gerilince Almas’ı, Enver’e istediler. Ama Enver’in ailesi fakir olduğundan dolayı vermediler Almas’ı.

Almas yaşıyor. Enver öldü. Hem de insanlığını ortaya koyaraktan.

Bir köyde bahçe işinde çalışıyormuş. Bahçenin sahibi ağaçları sulamak için su motorunu çalıştırmış;-   pancar sulama motoruymuş- bir süre sonra da duran motoru kontrol etmek için kuyuya inmiş; yukarıya çıkamamış. Zehirlenmiş gazdan. Yakınında bulunan kızı feryat etmiş, ardından babasını kurtarmak için kuyuya inmiş. Enver biraz uzakta çalışıyormuş… Kızın feryadını duyar duymaz, atmış kazmayı küreği, koşmuş yardıma.–Kuyunun derinliği fazla değilmiş – Çabucak inmiş aşağıya. Adamda ses seda yok, kızda varmış. Almış kızı omzuna, yukarıya çıkmaya başlamış; ancak zehirli gaz onun da dermanını bitirmiş ve tam çıkışa yakın, düşmüş aşağıya…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*