Endişeli / Goncagül Yılmaz

Sessiz, tozlu bir yaz sabahı. Beni ellerimden tutup hızla götürüyorlar. Bir suç işlemişimdir diye düşünüyorum. Kalp atışlarım bana sadece kendimi korumam gerektiğini hissettiriyor. Lüks bir araca bindirilirken artık emindim suçlu olduğumdan. Sorgulanıp tutuklanacak mıydım? İyi de yanımdakiler polise benzemiyor. Birileri tarafından kaçırılıyor olabilirdim. Nefes alış verişlerim hızlandı. Peki, onlar neden bu kadar sakinler? Bu yaptıkları bir suç! Eninde sonunda bedelini ödeyecekler. Bir dua bilseydim okurdum. Bir Tanrı’ya nasıl da ihtiyacım var! Belki de bu bir Tanrı’nın cezasıydı ki bu ihtimal hepsinden feci!

Bu yol bitecek gibi değil. Arkama dönüp bakmaya korkuyorum. Sağımda ardımızda kalan bozkırdan ibaret bir yol, solumda uçuruma benzer bir şey görüyorum. Bu aracı kullananın ehliyeti var mıdır? En ufak bir yanlış hareketinde uçuruma yuvarlanabiliriz ki cesetlerimiz bile bulunmaz. Onları bilmem ama benim sevdiklerim cesedimi ne yapacaklar ki? Uçuruma yuvarlanıp cesetlerimizin başka canlılara yem olması belki de tek iyi ihtimal. Yine de çok acıyorum gözümde beliren cesedimin haline. Gözyaşlarımı tutamıyorum. Yanımdakilerden biri yüzüme elinin tersiyle bir tokat savurdu. O kadar güçsüzmüşüm ki bir diğer yanımdakinin koluna savruldum. O da beni hemen dirseğiyle orta kısma doğru itti. Geçen saniyelerde gördüm ki o sırada telefonundan açtığı bir oyunu oynuyordu. Bunlar bu kadar rahat olduklarına göre arkalarında büyük bir güç var. Şehir dışına doğru gitmeye devam ediyoruz. Radyodaki müzik durdu. Hışırtılar ve benim nefesimin sesleri tüm aracı sardı. Aracı kullanan ensesi kalın adam üfleyip püflemeye başladı. Sinirlenip kafama sıksa şuracıkta ölsem, kimsenin ruhu duymaz. Kalp atışlarım hızlandıkça nefesimi iyice kontrol edemez oldum.

Çişim de gelmeye başladı. Bir an cesaret edip “Tuvalet ihtiyacı için duramaz mıyız?” dedim. Bunu söylemek, sesim titrerken ve midem sancılarla doluyken, kolay olmadı. Oysa telaşım boşuna. Cevap bile verilmedi. İçimden mi konuşmuştum? Sesimi duymamış olamazlardı? Biri eliyle ensemi okşamaya başladı. Biri dizlerimden üst bacaklarıma dokunuyor. Bunlar belki de bana tecavüz edip sonra da öldürüp bir köşeye atacaklar.

Bu yol niye bitmiyor? Ne yapacaklarsa artık yapsalar ya! Bacağımdaki ele bakıyorum. Çirkinliği, büyüklüğü ve pişkinliği ağrıma gidiyor. Yanımızdan gelip geçen araçlar bu tuhaflığın farkına varsalar ya! Kimse görmemiş miydi beni? Sonum nasıl olacaktı? Ben ne yapmıştım ki bu insanlara? Gözümden yaşlar akıyor, çenem titriyor. Bana acırlarsa da ağrıma gider ya işte! Belki de acınacak haldeyim.

Sonunda araç durdu. Burası terk edilmiş bir araziye benziyor. İşte öldürüldükten sonra atılacağım yer. Kalbimi bir hüzün sardı. Bu sona bir anda yakalandım. Sürüklenerek indiriliyorum. Altıma üçüncü kez kaçırıyorum. Artık tutamıyorum kendimi, titreyen çenemle haykırıyorum : “Bana bakın! Ben çok zor ağlarım. Çok zordur gözümden yaş akması benim!” Gözlerinin içine bakıyorum birinin. En ufak bir tepki yok. Bunlar canlı bile değil. Çıldıracağım da ne anlamı var? Arkama dönüyorum. Tek araç benim getirildiğim değil. Arazideki tuhaf tipler artıyor. Kaçırılmışlar olarak çok az kişiyiz. Belki onların suçu vardır ama ben neden buradayım?

Artık hüzün, korku, öfke tüm zihnimi ele geçirdi. Buradaki herkesi öldürebilirim. Neden kaçamıyorum? Ellerimde bağ da yok. Nereye kaçacağım ki? Bunlarda silah var mıdır? Kaçmayayım. Belki sadece biraz işkence eder, bırakırlar. Birini önümüze attılar. Dövülüp tecavüz edildiğine eminim. Sıra bende miydi? Bana yanaşıyorlar. Lütfen rüya olsun!

Böyle kolay olmamalı! İyi de neden bu kadar sakin herkes? Ensemden sıkarak götürüyorlar. Belli ki sıra bende. Böyle feci ve kolay mı öleceğim? İçimden, kim olduğunu bilmediğim bir Tanrıya dua ediyorum : ’’Bu bir rüya değilse Tanrı’m, bari cesedimi aç bir kurt, bir sabah bulup da doysun.”

7 Yorum Endişeli / Goncagül Yılmaz

  1. Devamlılığı olucak bir hikaye ruyadan çıkıp gerçekliğe doğru giden akıcı bir dil ..
    Okuyucuyu merakta bırakmak yazarın en sevdiği şey olsa gerek
    Ellerinize sağlık ❤❤

  2. Öykünün karakterinin iç sesi, hemen her gün bize aynı sesleri hatırlatıyor..
    Bir yandan sonunu merakla bekliyor bir yandan öykü içinde kendi içseslerimize uyanıyoruz.
    Akıp giden, kendi dinamiğini keşfetmeye hazır, tacizi-yokoluşu-aç kalan insanı ve hayvanı, yabancılaşmayı doğru tonda ele alan bir emek.
    Emekleriniz varolsun!
    Teşekkür ederiz.

  3. Endişeli Hikayesi Üzerine Notlar

    Fiziki ve tamamlayacı unsurlar üzerine:
    1. Bir başlangıç mekanı olarak; nereden alıp götürüyorlar? Kahramanımızı nereden alıp götürüyorlar, bir mekan yahut bir sahne ya da bir ipucu gerekmekte olabilir.
    2. Alıkonulurken kahramanımızdan beklenen tepki yok. Bir ret diyalogu gelişemez miydi?
    3. Kaçıran şahıslarıdan hangisi telefonda oyun oynuyordu? Rahat hallerinin içinde (eğer ağladığın içinse) tokadı atmayan yanındaki diğer şahıs mı? Çünkü kahramanın ağlaması bile hoşuna gitmeyen diğer şahıs sinirlerine hakim olmayıp tokat amış gözükmektedir. Cümleyi özne’lendirmek akışı rahatlatmayacak mıdır?
    4. Ensesi kalın şoför neden üfleyip pöflemektedir? Kahramanın nefes sesleri ya da nereden geldiğini anlamadığımız hışırtılar yüzünden mi yoksa (atıyorum) yol uzun sürdüğü için mi ya da bu işin içinde olmaktan hoşlanmadığı için mi?
    5. “Bacağımdaki ele bakıyorum. Çirkinliği, büyüklüğü ve pişkinliği ağrımaya gidiyor.”
    Ağrıyan nedir? Kahramanın bacağındaki el mi (cümleler arasındaki bağlantıdan öyle anlaşılıyor) yoksa kahramanın kafasının içi ya da yüreği yahut çaresizliği midir?
    Nesne eksikliğinin giderilmesi akışı rahatlatmayacak mıdır?
    6. Kahramanın altına kaçırdığı ilk ve ikinci kez ne zaman ve nerede gerçekleşmiştir? Arabada mı indirildikten sonra mı? Bu bilgi ve oluşum gizlenmek istenmişse şayet üçüncü altına kaçırma bize ilk ikisinden özel olarak neyi anlatmaktadır?
    7. Tozlu bir yaz sabahında kaçırılan kahramanın son ümidi olan “cesedimi aç bir kurt, bir sabah bulup da doysun.” isteği mevsimsel kayma göstermektedir. Hele ki bozkırda bunun yerine belki de “yılanlar bulsun”daha gerçek bir mekan ve zaman uyumu gösterebilir mi? Kurtlar yaz vaktinde ve böyle yerlerde görünmezler.

    Simgeleme ve giydirme üzerine:
    1. Ortak suçun tutkal etkisiyle faillerin birbirini desteklemesinin apaçık simglenmesi gözler önüne sürülürken kurbanın ve faillerin iletişimsizliği hikayeyi eksik ve terk edilmişlik duygusuyla tehdit etmektedir.
    2. Böylesi bir giydirme içinde düşünsellik yerine duygusal yıpranışlar önplanda tutulmaya daha özen gösterilmişken bu duygusal yıpranmışlıklar daha geniş bir yer tutabilirdi.
    Yalnızca Korku’nun yoğunlukta olduğunu görebiliyoruz. Bu kaçırılmanın herhangi bir kaçırılmadan farkı var olduğunu sezimliyorsak başka duygular da işin içine katılabilir miydi?
    3. Hikayenin odak noktası tespit edilmeye çalışılırken zorlanma meydana gelmekte değil midir?
    Hikayenin her noktası diğer noktalarla aynı değere ya da eşitlikte hikaye içinde dağılmamışlar mıdır? (Bir parça da olsa kaçırılma ve kahramının getirliği mekan hikayede daha geniş bir yer almaktadır.)
    4. Böylesi bir giydirilmede ‘Son’ artık anlaşılıyorsa hangi duygusal yıpranış ya da yargı son ümitten önce meydana gelen kabullenmişliğe yol açmaktadır?
    5. Kümilatif bu ortak soyut suçun somut hale getirilmesine giydirilen mekan, zaman ve kahramanlar üçgeni oldukça başaralı bir görüntü.
    6. Toplama merkezinin oluşturulması mekanik kötülüğün başarılı bir kanıtı durumunda.
    7. Bu bilinçli ve mekanik kötülüğün infazcılarının aynı zamanda ‘o görünmezlerin’ temsilcisi oldukları şaşırtıcı derecede iyi yerleştirilmiş.
    8. İnançsız biri için, tanrı ihtiyacının gidermesi arzulanan kaygıların başyapıtı olarak kavranması oldukça tarihsel bir “Bir tanrı nasıl yaratılır?” sorusunun parçalarından biri olarak psikolojik alan yaratmakta nokta atışı yapmaktadır.

  4. Endişe… Sadece özgür düşünceli insanların tanıdığı bir duygu. Buradan hareketle, ana karakterin, kendisini sürekli suçlu hissetmesi ve hikayenin içsel konuşma (düşünme) biçiminde oluşu, onun bu özelliğini ortaya koymakta önem arz ediyor. Dünyamızda da böyle değil mi? Düşünüyorsan, endişelen! Diğer karakterlerin sakin kalabilmesi de, bu durumun tersi olarak değerlendirilebilir. Düşünülmüşü düşünenler… Yani uygulayıcılar.

    Ana karakterin dış sesini duyduğumuz tek yer, anlatılanların bir gerçeklik olduğu izlenimini veriyor fakat hikayenin geneli daha çok rüya gibi. Soyuttan somuta geçiş söz konusu. Düşünceler de öyle değil mi? Önce fikir gelir sonra icat. Bu açıdan değerlendirildiğinde, kişinin aklından geçirdiklerini, (hikayede okuduğumuz her şeyi) daha sonra fiilen yaşayabilme ihtimaline dair açık bir kapı bırakılmış olduğu ortaya çıkıyor. Ya olursa? İşte endişe…

    Hikâye sade, akıcı ve merak uyandırıcı. Devamından ziyade, aynı karakterin başka durumlar karşısındaki, başka duygularını okumak daha zevkli olacaktır. Yazar belli ki psikolojik kitapları ve hayvanları çok seviyor. Kendisine başarılar dilerim…

  5. Öykünün başlığı ile içeriğin uyumu Harika çok beğendim. Kahramanın alınma nedenini çok merak ettim. Tek solukta okudum. Çok akıcı bir öykü. Devamını bekliyoruz bu güzel eserin.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.