ümraniye escortkadıköy escortataşehir escortsikiş izlebrazzers izleporno izle

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

En Azından Buradan Daha İyi Bir Yer Bulana Kadar/ Fırat Demir

01 Şubat 2019 0

  ‘’Anne tut elimi, bırakma anne, düşüyorum bırakma’’ diye sayıklıyordu. Bir uçurumun kenarındaydı rüyasında ve annesi elini tutmuş onu kurtarmaya çalışıyordu fakat başaramamıştı. Tam uçurumdan aşağıya düşerken uyandı  Arif. Küçük elleriyle gözlerini kaşıdı. Hava çok soğuktu ve titriyordu. Uyumadan önce yaktığı ateşin başına geçip ellerini ısıtmaya çalıştı. Şöyle bir baktı etrafına. Kapısı, çatısı, penceresi olmayan yıkık bir gecekondunun içindeydi. Hayır,  gecekondu da değildi burası. Burası hiçbir yerdi, bir arazinin içinde karşılıklı iki duvarı olan büyük bir kaya parçası. Cebinden bir kâğıt parçası çıkardı. İkiye katlanmış kâğıdı elleri titreye titreye açtı. Kâğıtta annesine yazdığı bir şiir vardı.  Bağıra bağıra okumaya başladı. Şiirin son kıtasını gözyaşları eşliğinde okuduktan sonra kağıdı buruşturup yanan ateşin içine attı.

     Hayatta tanıdığı tek kişi olan annesinin ölümünden sonra hayata tutunma mücadelesi vermeye başlayan on yedi yaşında bir çocuktu Arif. Annesine olan hasretini de yazdığı şiirlerle hafifletmeye çalışıyor fakat yazdığı hiçbir şiiri saklamıyordu. Ne yazdıysa hepsi bu ateşin içinde kül olup gidiyordu. Kirli elleriyle gözyaşlarını sildi. Aklında yeni dizeler oluşmaya başlamıştı, bunları da hemen yazmalıydı. Yazmalıydı ama ne işe yarıyordu ki bu yazdıkları? Her yazdığının ömrü bir okuyuş kadardı,  bir gözyaşının yanaklarından süzülme süresiyle eşitti. Yazdığı her şey bu ateşin içinde kaybolup gidiyordu. Neden içi her daraldığında kalem kâğıt arıyordu? Rahatlatıyor muydu? Sorunun cevabını bilmiyordu. Ceplerini yokladı, bir gazete parçası buldu. Kayanın etrafına baktı, yiyeceklerini sakladığı taşın yanına. Beynindeki dizeleri üzerine dökebilecek bir kâğıt parçası aradı ama bulamadı. Her zaman yaptığı şeyi yapmaya karar verdi. Gidip çöplerden kâğıt parçaları toplayacaktı. Yanan ateşi söndürdü, cebindeki yırtık bereyi çıkarıp kafasına taktı, uyuşuk adımlarla bu çökmüş yerden çıktı.

   Pantolonu yırtık, üzerindeki hırkanın kolları çamurlu, yüzü kömür gibi simsiyahtı.  Mavi gözleri o simsiyah yüze gömülmüştü. Sahile varana kadar ne kadar çöp varsa hepsini karıştırdı. Çöpte işe yarar pek çok şey vardı. Günümüz insanları evde kullanmadığı her şeyi çöpe atmıştı. Fakat Arif girdiği çöplüklerde sadece üzerine şiir yazabileceği kâğıt parçaları arıyordu. Hırkasının ve pantolonunun ceplerini kâğıt parçalarıyla doldurduktan sonra yavaş adımlarla ilerleyip denizin karşısındaki banka oturdu. Önce, batmaya başlayan güneşe sonra gözleri kadar masmavi denize baktı. Kalemini ve çöpten topladığı kâğıt parçalarından birisini çıkarıp kağıda dökülmedikçe peşini bırakmayacak kelimeleri yazmaya başladı.

          Ceplerindeki bütün kâğıt parçaları bitene kadar yazdı. Artık elini cebine attığında yazacak bir kâğıt parçası kalmamıştı. Yazdığı kâğıtlara baktı, boş yer bırakıp bırakmadığını inceledi. Kâğıt parçalarını öylesine doldurmuştu ki nokta koyacak yer bile kalmamıştı.  Hava da çoktan kararmıştı, rüzgar çok sert esiyordu. Hemen gidip ateşi yakıp başında oturmalıydı. Öyle de yaptı. Buradan her kalkışında yaptığı gibi önce denizi selamladı sonra bulutları. Elini cebine sokup uyuşuk adımlarla o berbat barınağa doğru yürümeye başladı. Hava çok soğuktu, adımlarını hızlandırıp hemen ateşi yakmak istiyordu. İki taş duvardan oluşan barınağın  önüne geldi; fakat o da ne içeride büyük bir ateş yanıyordu. ‘’Ateşi söndürmemiş miydim ?’’ diye sordu kendi kendine. Emindi, söndürmüştü, birisi mi vardı acaba içerde. Yavaş adımlarla içeriye yürüdü. Duvarda bir gölge görünüyordu, ateşin başında oturan bir adam vardı sanki. Ne olur ne olmaz diye, yerden bir odun aldı. Eğer içerde birisi varsa ve ona zarar vermeye kalkışırsa bu odun parçasıyla ona vurabilirdi. Sessiz adımlarla yürüdü, duvarın kenarına siper olup kafasını içeriye uzattı. Evet, gördüğü doğruydu, bir adam ateş yakmış, ateşin başında oturuyordu. Acaba sokakta kalan başka bir adam mı, diye düşündü. Giyinişe bakılırsa hiç de sokak adamına benzemiyordu. Sırtındaki paltoya sokakta yaşayanların hiçbiri sahip olamazdı. Kimdi bu adam, Arif şimdi ne yapmalıydı? Korkuyordu.

   Elindeki odunu sıkıca kavradı, adama arkadan yaklaşıp vurmaya karar verdi.  ‘’Önce adamı etkisiz hale getireyim, canımı güvene alayım.’’ diye düşündü. Birden içeriye daldı, tam adama vuracağı sırada adam arkasını döndü, göz göze geldiler. Heyecandan ve korkudan ne yapacağını bilmedi Arif. Odunu elinden düşürdü, titremeye başladı. Koktuğunu adama belli etmek istemiyordu fakat titriyordu.  Adam da Arif’ i görünce biraz korkmuştu sanki. O da şaşkındı. Uzun boylu, zayıf ve sakallı adam Arif’e doğru bir iki adım attı. Mavi gözlerine sertçe bakmaya başladı. Sonra Arif’e daha çok yaklaşmak için biraz eğildi, gülümsedi, cebinden bir kâğıt parçası çıkardı Arif’e uzattı:

‘’ Bu kadar güzel şiir yazan bir çocuğun eline bu odun parçası hiç yakışmıyor evlat.’’

  Kâğıtta Arif’in dün gece yazdığı şiirlerden biri vardı. Arif kâğıda şöyle bir baktı, hiçbir şey demeden kâğıdı ateşe attı. Sonrada cebindeki tüm kâğıt parçalarını çıkarıp ateşe fırlattı. Az önce sahilde yazdıkları ve adamın ona uzattığı kâğıttaki şiirler kül olmuştu. Çok şaşıran adam “Ne yapıyorsun sen?” dercesine baktı Arif’e.  Arif’in gözünden yaşlar akmaya başladı, bir yandan da adama: ‘’Kimsin sen, nerden buldun onu, kimsin?’’ diye bağırıyordu.

Adam:

“Sakin ol, bu kâğıdı dün sen düşürdün,  ben de alıp okudum ve şiirini çok beğendim, seni takip etmeye başladım.  Ben bir yazarım evlat, seninle tanışmak istedim. Geldiğimde sen yoktun ben de ateşi yakıp seni beklemeye başladım.

“Peki, ne istiyorsunuz benden?’’ dedi Arif.  

“Öncelikle tanışmak istiyorum. Ben Arif Ergin”  diyerek elini uzattı adam.

Arif adamın elini havada bırakmak istemedi, o da elini sıktı adamın. Fakat şaşkındı:

‘’Ne Arif mi ? ‘’

“Evet Arif. Neden bu kadar şaşırdın genç adam, senin ismin ne?”

“Benim ismim de Arif.”

Adamın yüzüne tatlı bir gülümseme yayıldı :

‘’Adaş olmamıza sevindim genç adam.”

“E, tanıştığımıza göre sıradaki isteğin nedir ?

“Nereden burada kalıyorsun Arif?”

“Annesiz babasız, kimsesiz biri için burası güzel bir yer.”

“Kalacak yerin yok yani.”

“Kalacak başa bir yeri olan burada yaşamayı tercih eder mi sence?”

“Ne biliyim, belki hayat felsefen budur.”  

“Hayat felsefem ha. Evet, hayat okulunda daha birinci sınıfım ve sanırım bu lanet yerde ölerek sınıfta kalacağım.  Eğer o diğer çocukların her sabah gittikleri lanet yerden söz edeceksem lisede bıraktım okulu.”

Az önce eli ayağı titreyen Arif şimdi nasıl oluyor da bu kadar net ve rahat cevaplar verebiliyordu? Belki de bu adamın kendisine zarar vermeyeceğini anlamış, onun rahatlığıyla bu kadar ukala cevaplar veriyordu.

“Arif,  seni evime davet etsem, önce duş alır rahatlarsın, sonra bir çay demler uzun uzun konuşuruz. Hatta ben bekâr bir adamım, istersen evimi seninle paylaşabilirim; en azından buradan daha iyi bir yer bulana kadar. Ne dersin?”

“Hayatımda ilk defa gördüğüm bir insana neden güveneyim. Bence sen de hayatında sadece bir şiirini okuduğun birine bu kadar güvenme.”

Adam telefonu çıkardı, google’a “Arif Ergin” yazıp telefonu uzattı. Her sitede, karşısındaki adamın fotoğrafları,  kitabı hakkında yorumlar ve sayfa sayfa yazılar vardı.

“Bak tüm Türkiye beni tanıyor. Çok güzel şiir yazıyorsun, izin ver, senin de tanımanı sağlayayım.”

“Ben tanınmış biri olmak istemiyorum. Sadece özlediğim şeyleri yazıyorum bu kadar.”

“O zaman ara sıra seni ziyaret etmeme izin ver,  tanınmış biri olmak istemesen de dost olabiliriz seninle.”

Arif cevap vermedi.  Beklediği cevabı alamayan adam usulca çıktı, yürümeye başladı.  Şiddetli bir yağmur başlamıştı. Biraz sonra ateş de sönecekti. Sanki doğa Arif’in bu adamla gitmesini istiyor gibiydi. Arif, adamın peşinden koştu. En azından kendine daha güzel bir yer bulana kadar onun yanında kalabilirdi.

-Arif ağabey, Arif Ağabey!

Arif Ergin arkasını dönüp genç çocuğa baktı.

“En azından buradan daha iyi bir yer bulana kadar…”



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR