Elmalı Turta / Yasemin Yücetürk

Feride tülü aralamış, dışarıya bakarken gülümsüyordu. Rüzgâr, ağaçların dallarıyla pencereler arasında bir ritim tutturmuştu. Dalgalar ise öfkelerini mendirekteki kayalardan çıkartıyordu. Açıktaki tekneler çoktan dümenlerini limana döndürmüşler, o ilk yağmur damlası düşmeden, güvende olma telaşındalardı. Kimse bu havada denizin ortasında olmak istemezdi. Ufuk çizgisinde çakan şimşekler, gün ortasında kararan havayı bir anlık da olsa aydınlatıyordu. Kara bulutlar aceleyle bir araya gelmeye çalışıyor, birazdan başlayacak yağmur için hazırlık yapıyordu. Tatlı bir telaş vardı havada. Patlayacak gümbürtüyle birlikte, göğsünün üstünde baskı yapan ağırlıktan kurtulacaktı.

Ali öğlen arayıp akşam yemeğine misafirleri olacağını söylemişti. Tatlı olarak da elmalı turta yapmasını istemişti. Genelde ne yemek pişireceğine karışmazdı. Bu sefer özel olarak bir şey istemesi Feride’nin tuhafına gitti. Kimin geleceği konusunda tek kelime etmemiş, Feride de sormamıştı. Soru sormak hiç âdeti değildi. Sorsa da bir cevap alamazdı ki. Her şeyin en iyisini, en doğrusunu kocası bilirdi. Merak etmeyi de, konuşmayı da uzun zaman önce bırakmıştı. Feride söylenenleri yapardı sadece. Mutfaktan gelen kesik kesik bip sesi turtanın piştiğinin habercisiydi. Perdeyi düzeltip mutfağa gitti. Perdeden yayılan deterjan kokusu evi saran pişmiş elmaların kokusuna karıştı. Yemeklerin tadına bakıp altlarını kapattı. Çeyizlik yemek takımlarını büfenin alt gözünden çıkarıp, tozlarını aldı. Mor çiçek desenleri ilk günkü gibi canlıydı. Solmasın diye her seferinde elinde yıkardı. Tek tek kurular yerine kaldırırdı. On yılda toplasan ancak on kere kullanılmışlardı. Şangırtı ile Feride sıçradı. Sildiği tabak elinden kayıp yere düşmüştü. Parmağı ile damağını kaldırıp, yutkundu. “Nazar var sizin üzerinizde, hem de öyle bir nazar ki huzurunuzu bozacak sizin,” demişti önceki gün gittiği falcı kadın. Böyle boş işlerle uğraştığını Ali duysa kıyameti kopartırdı. “Kendiliğinden çıkmaz bu, çıkana kadar bir şeyler kırılıp dökülecek sakın korkma,” diye devam etmişti. Yağmur damlaları tıp tıp cama vurmaya başlamıştı. Bulutlar birazdan tüm yükünü yeryüzüne bırakıp rahatlayacaktı. Nazar da çıkmaya başlamıştı. Feride derin bir nefes aldı.

Peçetelere kelebek şeklini verip, çatal bıçakları da doğru yerlerine yerleştirdikten sonra, sofra akşam için hazırdı. Televizyonun kumandasını alıp kanepeye uzandığında, yorgunluğunun farkına vardı. Her kanalda birbirinin aynısı olan programlardan birinde durdu. Otuz beş yaşlarında, derin göğüs dekolteli, dip boyası gelmiş kadın müstakbel kocası ile ilgili beklentilerini nefes almadan sıralıyordu. “ Evi olsun mutlaka, bir de iyi bir geliri. Evlendikten sonra çalışmayı düşünmüyorum. Diş macununu ortadan sıkmasın, ütüsünü kendisi yapsın, laf aramızda ütü yapmaktan nefret ederim. Güler yüzlü olsun, kadınlığımı hissettirsin bana. Ha bir de çocuğu varsa onu bırakıp gelsin. Başkasının çocuğunu sevemem ben.” Kadının, istekleri arkasında dik duruşu ve bunu hiç çekinmeden dile getirmesi Feride’nin hoşuna gitmişti. Bütün bunları tek bir adamda bulabileceğine inanması ise onun ne kadar kararlı biri olduğunun kanıtıydı. Bazı şeyleri hak etmek için istemesini de bilmek gerekirdi. Feride yıllar önce hayattan bir şey istemeyi de bırakmıştı. Her şey iyi, hoş, güzeldi de ‘adamın çocuğunu sevemem’ demesi biraz bencilce geldi. “En nihayetinde sevdiği adamın çocuğu. Bırakıp gelsin de ne demek. Evcil hayvan mı bu bırakılsın öylece. Kaldı ki vicdanı olan biri onlara bile bunu yapamaz.”

Feride kapının sesi ile yerinden fırladı. Anahtarı olduğu halde kullanmazdı Ali. Karısının onu her zaman kapıda karşılayıp, güler yüzü ile “Hoş geldin,” demesini isterdi. Böyle görmüştü babasından. Feride kapıyı aralayıp da Ali’yi ve yanında getirdiği misafirini görünce bir şimşek çaktı. Apartmanın ışığı söndü, tekrar yandı. Hâlâ oradaydılar. Yükü gittikçe ağırlaşan bulutlar, kulakları sağır eden bir gümbürtü ile çarpıştılar. Bahçedeki ağaca yıldırım düştü. Yağmur giderek hızlanıyordu. Uzaklarda bir yerlerde toprak suyun yardımı ile yer değiştirdi. Limana dönmeyi başaramayıp alabora olan bir balıkçı teknesindeki iki kişi dalgaların arasında kayboldu. Feride önce Ali’in yüzüne, sonra da saçlarının ucundan sular süzülen çocuğun yüzüne baktı. Hiçbir şey göremedi. Başları önlerine eğik Feride’nin kapıyı sonuna kadar açıp gülerek “Hoş geldiniz ,” demesini bekliyorlardı. Feride sadece kendisinin duyabileceği titrek bir sesle, “Hoş geldin,” dedi. Ali, misafir dediği kişinin sadece yemek için gelmediğinin kanıtını portmantonun yanına bıraktı. Feride’nin gözleri büyük kırmızı bavula takılı kaldı. “Gel bakalım buraya küçük hanım. Seni Feride teyzen ile tanıştırayım. Feride bak bu güzel bayanın adı Aliye. Aliye bundan sonra bizimle kalacak.”

Ali bütün bu cümleleri art arda kurarken hiç nefes almadı. Nefes almış olsaydı ezberini karıştırırdı. Bütün gün ayna karşısında bu anı prova etmişti. Feride, kapının kenarında başı önüne eğik duran davetli ama aslında davetsiz misafirini süzüyordu. Az önce Ali’nin söylediklerinin ne kadarını duymuştu, ya da ne kadarını hayal etmişti kestiremiyordu. Tek bildiği ağzından çıkması gereken soru cümlelerinin boğazında takılmış, hangimiz önce çıksın kavgası yaptığıydı. “Kim bu kız? Nereden geldi? Ne demek bizde kalacak? Şaka mı bu? Annesi yok mu? Bana sordun mu? Ne zaman gidecek?” Nefes alamıyordu.

Onlar banyoya giderken, Feride de çorba tenceresini almak üzere mutfağa gitti. Başı döndü. Ellerini tezgâha dayayıp, gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı. Soru cümlelerini tek tek yuttu. Salona geri döndüğünde Ali ve Aliye’yi masada yan yana oturur buldu. On yaşında ya vardı ya yoktu. Gözleri deniz, saçları buğday rengindeydi. Bukleleri omuzlarına değiyordu. Çenesinde küçük bir gamzesi vardı. Yüzündeki belli belirsiz hüzün dudağının kenarına ilişmişti. O da burada olmaktan pek memnun gibi gelmedi Feride’ye . Ağlamaktan kızarmış gözlerini ovuştururken Ali kızın elini tuttu.

“Hadi ama ağlama artık. Az önce konuştuk bunları. Annen biraz uzaklara gitti. Ama gelecek merak etme sakın. Bu sürede Feride teyzen ve ben seninle ilgileneceğiz. Adının geçtiği son cümleden sonra Feride, elinde tuttuğu çorba kâsesini yere düşürdü. “ Nazar , yine nazar ….” diye mırıldandı. “Feride canım iyi misin? Bir şey mi dedin?” “Ha? Yoo… İyiyim.” “Emin misin? Çok solgun gözüküyorsun da.” “Yok bir şey sana öyle gelmiştir.” “Bırak dokunma kırılanlara, elini keseceksin. Yemekten sonra toplarız beraber. Nasıl geçti günün?” “İyi, sıradan bir gün işte.” “Benim ki de sıradandı. Gereksiz bir sürü toplantıya katıldım. Hava bugün niye bozdu bu kadar anlamadım. Yaz gelemedi bir türlü. İki yeni müşteri ziyaretine gittim. Bu yaz tatil için Bozcaada’ya mı gitsek? Ahmetler gitmiş geçen sene, çok beğenmişler. Satış müdürünün, “Hadi arkadaşlar, daha fazla satış bekliyorum sizlerden,” konulu tacizine maruz kaldım. Güney sahillerinden sıkıldım artık. İşten de bunaldım. Uzun bir tatil yapalım bu sene. Satış raporlarını da beğenmedi müdür. Feride, dinliyor musun beni?” “Ha? Evet evet tabi ki”        Onlar kendi aralarında konuşurken, Aliye de kaşığını çorba kâsesinde gezdiriyordu. Bir kaşık bile içmemişti. İkisi birden başlarını önce sesin geldiği yöne sonra da birbirlerine doğru çevirdiler. Ali’nin gök mavisi, Feride’nin bal rengi gözleri daha fazla birbirlerinden kaçamayıp, kenetlendi o anda. Masadaki kelebeklere kimse dokunmadı. Tabaklarında kalan yemeklerin yağları dondu. Yemedikleri pirinç taneleri kadar çocuklarının olacağını söyleyen olmadı. Sofrada oturdukları süre boyunca dünyada sayısız kız çocuğu doğru. Feride, elmalı turtayı sofraya getirdiğinde, Ali sessizliği bozdu. “Aliye bak, Feride Teyzen senin en sevdiğin tatlıyı yapmış.” Artık gök gürlemiyordu. Dalgaların öfkesi dinmişti. Rüzgâr tatlı bir melodiye geçmişti. Bulutlar taşıdıkları siyah ağırlıktan kurtulup tekrar beyaza dönmüştü. Sabah suya doymuş toprak kokusu ile uyanacaklar, pencerelerine konan kuşlarla selamlaşacaklardı. Aliye’nin en sevdiği tatlı elmalı turtaydı. Feride teyzesi Aliye’nin en sevdiği tatlıyı bilmişti.

1 Yorum Elmalı Turta / Yasemin Yücetürk

  1. Yasemin süper yazmışsın yine. Aliye kim? Çok merak uyandırıcı. Okuyucunun yorumuna bırakman çok zekice. Hikayeyibeynimize kazımışsın resmen.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.