garip
garip
garip

Ejder/ Zeynep Pınarbaşı

01 Eylül 2019 0
reklam

Yıl 1980 o zamanlar henüz İstanbul’da bizim binalar gibi yüksek olanları yok. Lüks ve göze çarpan bu binalar oldukça revaçta. Tabii şimdiki İstanbul ile kıyaslarsak o zamanlar bu mevkii dağ başı, kimsecikler yok buralarda. Burası site olarak düzenlenmiş. Bizim binaya benzer en az on tane daha var. Apartman deniliyor bizimkilere ama aslında o zamanların gökdelenleri bu binalar. Ben bu binalardan birinin ana giriş kapısıyım. Cümle kapısı yani gelen giden kim varsa mutlaka bana dokunur. Benim olduğum katta dört tane daha daire var. Yani biz girişin bekçileri beş yoldaş. Asansör kapıları da var ama onlara sonra geleceğim. Benim adım Ejder enine boyuna geniş mi geniş bir kapıyım. Diğer arkadaşların en az üç katı varım. İsmimde buradan geliyor. Bu binalardaki dairlerin teslim edildiği dönemde yöneticimiz Muzaffer Bey’di. Rahmetli oldu. Zaten o zamanlar bile yaşlıydı. Yıllarca çalışmış, kıt kanaat geçinmiş, buradan bir daire almış, emekli bir öğretmendi. Benim gibi bir giriş kapısını görünce hanımına “Ejderha gibi mübarek kocaman kapı koymuşlar hanım” demişti. Yönetici olana kadarda bana hep bu gözle baktı. Bir gün “Ejderha nasılsın?” dedi yanımdan geçerken çok şaşırdım. Nereden bilirdi ki benim de konuştuğumu. Bende yanıtladım ama duydu mu? Bilmiyorum. Hanımı Lütfiye “Ejderha neymiş efendi gavur icatları çıkarma adı Ejder olsun bari” dedi. İşte o gün bugündür benim adım Ejder kaldı. Girer girmez sağ tarafta dört numara, sol tarafta üç numara var. Dört numaranın yanında iki asansör kapısı, üç numaranın yanında çift kapılı yük asansörünün kapısı var. Onlarında yanında iki ve bir numaralar var. Aslında biz giriş katında beş değil dokuz kapıyız. Fakat bu asansör kapıları oldukça kibirli, bizimle hiç konuşmazlar. Parlak, göze çarpan ve herkesin istisnasız dokundukları kapılar bunlar. Bu sebeple kendilerini her zaman üstün görüyorlar. İlk zamanlar yalnızlıktan sohbet ederdik fakat bir gün geldi, sebebi nedir bilemedik. Bizimle sohbeti bıçak gibi kestiler.

İçlerinde en eskisi dört numara benimle birlikte geldi. Onunda adı Yusuf, ev sahibinin annesi takmıştı. Daireler yeni bitmiş, evler teslim edilecek ev sahibi, hanımı ve annesi geldi. Yusuf yeni gelmiş yerine yerleşmiş. Gıcır gıcır parlıyor. Yaşlı nine huysuz söyleniyor. “Ne gereği vardı şimdi bu kapının.” Adam belli ki sinirlenmiş, anasına diş biliyor. Karısı demez mi “Bu paraya neler alınırdı.” Hırsla girip güler yüzle çıkıyorlar. Tüm kızgınlıkları kaybolmuş vaziyette gidiyorlar. Giderken yaşlı nine dokunuyor, seviyor bizim dört numarayı “Yusuf gibi mübarek” diyor. Güzelliğine hayran kalmış.

Diğerlerine biz takıyoruz isimleri. Bir, iki ve üç eskiler gitti yerine yeniler geldi. Bir numara Muzaffer eski yöneticinin adı, kendi gitti adı yaşasın bari dedim. İki numara çok havalı çocuk ona da Mert adını verdim. Üç numara asi, sahibi gibi yeni ama klasik… Bazen bir konuşur şiir gibi, dilinden nağmeler dökülür o sebeple onun adını Nazım koydum.

-Hepinizi tanıdığım için mutluyum. Ejder abi buraya daha önce benim gibi bir paspas yerleşmedi mi?

-Yerleşti Ayşe kız ama hiçbiri senin gibi değildi. “Üzerime basıp geçiyorlar.” diye söylenirlerdi. Hepsi gelir, önce hal hatır sorar, sonra dilsiz olurdu. İlk kez sen bu kadar dayandın. Bizlerin hikayesini merak ettin. Sana uzun uzun anlattım.

-Çok eskisiniz buralarda. Beni alan adam yöneticiymiş. Karısı ile konuşurlarken duydum. “Birçok yenilik yapacağım” dedi.

-Yeni geldi. Ejder abiye takmış durumda. “Bunu sökeceğim” diyor. Camlı otomatik kapı yapacakmış. Kartlı sistem olacakmış. Neyiz ki biz zannedersin residence olduk. Yaşımızı unuttuk burada. Hele ben ve Ejder abi en eskiyiz. Geçen gün geldi ev sahibime “Benim buraya yakışmadığımı” söyledi. “Hatice nine hayatta olsa Yusuf’una laf söyletir miydi?” zaten torunu Zehra ablamda söyletmedi. “Tabii siz seçin alın yenisini, biz takarız” dedi.

-Aferin Zehra ablaya inceden giydirmiş.

-Evet Muzaffer’cim, sizlerin hiçbirinin adını bilmezler ama Zehra abla bana “Yusuf’um” der. Zaten birçok eşyası eski kıymet bilir bir kadın seviyorum.

-Muzaffer abi senin ev sahibini duydum geçen gün, yönetici bozuntusuna “gideceğim zaten uğraşamam.” Diyordu. Yoksa taşınacak mı o zaman sana ne olacak?

-Bilmem ki Mert bende eski modellerdenim. Satarsa yeni ev sahibi belki beni değiştirir.

-Yok be arkadaşlar üzülmeyin. Kimse izin vermez. Hem kolay mı öyle yeni kapılar ateş pahası, hele bu yöneticinin istedikleri servet değerinde. Benim ev sahibim antikaya meraklı adam benim gibi klasik bir kapıdan vazgeçmez zaten.

-Ehh! o zaman sen şanlısın Nazım.

-Ohhhhh! Mis gibi yasemin koktu yine. Ahh be! Ejder ağabey şu Nesrin hanımı bir de ben görebilseydim.

-Sorma Mert kadın kollarıma her dokunduğunda içim eriyor. Buraya taşındıklarında gencecik bir kızdı, şimdi ellisini geçti ama hala güzel, etkileyici bir kadın. Hep aynı asansöre biner. Her sabah aynı saatte yürüyüşe gider. Her dokunduğunda bana güler. İnsan olmayı bir tek bu kadın yüzünden istedim. Hiç evlenmedi. Muzaffer bey öldüğünden beri annesini yalnız bırakmadı. Lütfiye hanım da ben de çok şanslıyız bu kadın bizi hiç terk etmedi.

-Bindi, gitti. O kibirli kapının olduğu asansöre, onlar ruh emiciler baktıkça sinirim bozuluyor. Konuştuklarımızı da duyuyor, hiç ses çıkarmıyorlar.

-Aldırma sen onlara Yusuf’um yakında bu yönetici onlara da el atar o zaman nasıl çığlıklar atıyorlar hepimiz görürüz.

-Ejder ağabey! O sesler ne? Kalabalık insan sesi var, sen görüyor musun?

-Görüyorum Nazım. Hadsiz yönetici ile tayfası yine araştırma yapıyorlar.

-Ben de gördüm. Muzaffer senin ev sahibi de yanında.

-Ne görüyorsun Yusuf. Duyuluyor mu? Ya delirtmeyin beni. Bu herif beni de söktürecek herhalde.

-Dur be oğlum burada öncelikle ben varım. Ben giderim size bir şey olmaz. Bu herif önce cümle kapısına taktı kafayı. Siz canınızı sıkmayın.

-Ne oldu Ayşe? Neden ağlıyorsun?

-Ben her şeyi biliyorum Ejder ağabey. Bunlar beni aldığı zaman karısıyla konuştular. Anlaştılar Muzaffer ağabeyin olduğu daireyi alacaklar, ofis yapacaklar. Senide camlı otomatik bir kapı ile değiştirecekler. Beni bile geçici almışlar. Bir aydır buradayım size öyle çok alıştım ki nasıl olacak bilemiyorum. Yusuf ağabeye de takmış. Zehra ablayı gerekirse mahkemeye verirmiş. “Salak kadın” bile dedi onun için. Ben buraya gelmeden kimseyi bilmiyordum. Ama şimdi hepinizi tanıdım ve çok üzülüyorum.

-Üzülme sen Ayşe kız ben direnirim. Sökerse bile gitmeden ona gününü gösteririm.

O günden sonra Ejder abi eskisi gibi mutlu olmadı. Her konuşmamızda bana Yusuf’um derdi. Bir daha ondan bunu hiç duymadım. Gitmeden önce sanki bizimle bağlarını koparmak ister gibiydi. Önce soğuk bir şekilde isimlerimizi söyledi sonra bizlere numaralarımızla seslendi. Aramızda ki gönül bağını da söküp attı. Onu sökmek için gelen adamları görünce döktüğü gözyaşlarını biz gördük. İçin için ağlıyordu. Dile kolay nerdeyse kırk yıldır bu apartmanın bekçisi, koruyucusu olmuştu. Yönetici olacak moda diye giydiği kıyafetlerle pejmürde kılıkla dolaşan, dilenci suretli herif, onun sökülmesini izlemek için giderken bana da ters ters bakıp “bekle dört numara senin sıranda gelecek.” dedi. Ben belki birine daha yoldaş olurdum ama Ejder ağabeyin hiç şansı yoktu. Onun artık yeni bir kapı olacak hali kalmamıştı. Zaten son günlerde iyice sorun çıkarmıştı. Gıcır gıcır sesler çıkarıyor, tam kapanmıyordu. Adamlar Ejder’i sökmeye başladı. Nesrin Hanım’da izlemeye gelmişti. En çok onun bakması canını yakıyordu. Karşıda banka oturmuş, elinde sigarası olan biteni bir sinema filmi gibi izliyordu. Ejder bir anda sanki güçlendi. “Hey çocuklar! Nesrin ağlıyor. Biliyorum o da beni seviyor.” dedi. Hepimiz hayretler içinde kaldık. Meğer kadın olan biteni üzüntüsünden izliyormuş. Kılığı kılıksız yönetici Ejder Ağabey’in karşısına geçti. Pis pis sırıtarak “güle güle” diyordu. Adamlar tüm vidaları söktüler. Tam Ejder Ağabey’i sırtlayıp gidecekler, bir anda ellerinden sıyrılıp kaçtı. O yönetici olacak herifin üstüne yığıldı. Adam, Ejder Ağabey’in altında ezildi. Bağırmaya başladı. Hatta birkaç cam parçası adamın ellerine, yüzüne battı. Hepimiz mutluluk çığlıkları atmaya başladık. Adamlar Ejder ağabeyi kaldırmaya çalışıyordu. O anda Nesrin Hanım sigarasını söndürürken, yöneticinin kapının altından kurtulmasını bekleyip ona doğru ilerledi. Ambulans çağırmışlardı. Gelmesini beklerken olanlar oldu.

Bizleri hiç dinlemedin Tankut Bey, isminde tuhaf zaten. Birçok kişi seni sevemedi. Efendiliğine kanıp seni yönetici yaptılar. Sen kimsenin hatırlarına saygı duymadın. Çaresizliğine aldırmadın. Bu apartmanlar bir tarih taşıyor. Bu kapıların, camların, merdivenlerin hepsinin ruhu var. Hatta duymasını bilirsen seninle bile konuşurlar. Bu kapı babamın ruhuyla doğdu. Bu bizim Ejdarhamızdı. Sonunda seni de yuttu. Ne güzel yaptı. Bu olanlar adamların dikkatsizliği değil. Senin kibrin, kendini beğenmişliğin, halden anlamaz oluşundur. Şimdi bu kapı yenilenecek yerine takılacak. Ejder senin ruhunu yemeden sen onu yeniden bize teslim edeceksin. Bir daha da buranın eski ruhuna dokunmayacaksın. Tamir ettireceksin. Güzelleştireceksin. Ruhları bizi terk etmeyen hiçbir şeyin yerini değiştirmeyeceksin. Bizim olan bizimle kalacak.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR