Efendi / Nalan Katı

“Kayar mısınız beyefendi?” dedi sıkış tepiş otobüste ayakta duranlardan bir kadın. Diğerleri gibi canı burnundaydı. Ter kokusuna karışmış nefes kokularına, klimaya karşın açılmış camlar çare olamıyordu. Oturanlar hayatlarından daha memnundu. Çoğu kulaklık takmış müzik dinlerken, neredeyse kalanı, telefonlarıyla ilgileniyorlardı. Tek boş yer Şeref Bey’in cam kenarı yanıydı. Bir sonraki durakta duran otobüsün kapılarının açılmasıyla inmeye ve binmeye çalışan insanlar, inmeye çalışanlara öncelik tanımakla buldu çareyi.

“Beyefendi!” dedi daha yüksek bir sesle kadın.

“İlerleyelim lütfen, arkası boş. Sağlı, sollu ilerleyelim lütfen”

Arkaya yürümek zorunda kalıp boş yeri kaçırmak gerginleştirmişti kadını. Kafasını hafifçe kaldırıp gözlerini, göbeği omuzuna sürtünen kadının gözlerine dikti Şeref Bey. “Yan tarafa kayar mısınız lütfen, oturayım” derken sesini inceltmiş, nazik görünmeye çalışıyordu. Cam kenarı boş yere göz ucuyla baktıktan sonra, bacaklarını koridora çevirip yol vererek, “Buyurun” dedi tok bir sesle Şeref Bey. Bacakları, kadının ayrık bacaklarının arasına sığmıştı. Zayıf, uzun boylu, sakallı elli beş yaşındaydı. Kırklı yaşlarda göstermesini yıllardır yaptığı spora ve sağlığına gösterdiği itinaya borçlu olduğunu biliyordu. Paşa öldüğünden beri yalnız yaşıyordu. İki yıl olmuştu. Evlenmem dediği dönemler evlenmiş, ayrılmazlar denilen dönemler ayrılmış oluşuna “hayattaki en büyük dersim” diyordu. Can yoldaşım dediği köpeği Paşa’nın trafik kazası sonucu ölümüyle eve sivrisinek dahi sokmuyordu. Her cuma mahallenin sakinlerine aldığı mamaları paylaştırırken onlarla konuşur hasret giderirdi. Kadının geçebilmesi için küçülebildiği kadar küçülmüş beklerken, kadının oturmayacağını biliyordu. Koltuktaki ıslaklık kimsenin eli ile kontrol etmek istemeyeceği kadar barizdi. Oturma girişiminde bulunan herkesin hamlesi yarım kalmış, ayakta durmak tercih edilmişti.

-Nerede ineceksiniz siz?

-Hanımefendi oturacaksanız oturun yoksa ilerleyin.

-Yeter artık ya! Gidelim! Alma artık kaptan.

-İlerleyelim sağlı, sollu.

-Kapıyı katacağım, tamam mıyız?

 -Bir dakika kaptan! Hadi arkadaşlar, birer adım daha… Vapur seferleri iptal, işe yetişmeye çalışıyorum. İlerler misiniz?

-Nereye ilerleyelim daha? Bir sonrakini bekleyin ya da taksiye binin.

-Allah, Allah! Bak sen! Sen taksiye bin… Ya da kimse onu diyen, taksi parasını elden ele uzatsın ben binerim taksiye.

-Hadi birer adım daha, kimse kalmasın arkadaşlar.

-Tamam mıyız? Kapatıyorum artık.

Hafif bir lodosun sebep olduğu vapur seferlerinin iptaline yakalananlar otobüse akın etmişti. Kimse muhattabını göremese de, gerginleşen ortamda her kafadan bir ses çıkıyordu.

“Herkes kendini düşünüyor.” dedi Şeref Bey’in arkasında oturan kadın. Gövdesini de koridora döndürmüş olan Şeref Bey’le göz göze geldiler. Gülümseyerek söylemişti, hala gülümsüyordu kadın. “Öyle” dedi yanında oturan yaşlı adam kafasını iki yana sallayarak.

-Tamam kaptan. Kapatabilirsin kapıyı.

Kaldığı yere parmağı sokulu, göğsüne bastırdığı kitaba gözü takılan kadın yaşlı adamı duymazdan gelmişti. Okuma gözlüklerinin üstünden kafasını hafifçe kaldırıp baktığında göbekli kadın yoktu. Bacaklarını düzeltip kitabını okumaya devam etti Şeref Bey. Son durakta inecekti. Hazırlıksız yakalananlardandı. İskeleden otobüs durağına akın edenlerdendi. Kitabın arka kapağını görmüştü kadın. Ne okuduğunu merak etmişti. Tuğla gibi kalındı kitap. Bu genç yaşta okuma gözlüklerinin sebebi başka ne olabilir diye düşünürken, başını kitaba gömmüş, arkası dönük Şeref Bey’e bakıyordu. Kafasını kitaptan kaldırıp camdan dışarı baktı Şeref Bey. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Her zaman tedbirliydi. Yazın bitişiyle havasına güven olmayan şehirde şemsiye taşımaya başlardı.

… Devam edecek…

 

2 Yorum Efendi / Nalan Katı

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.