Düşsel Yolculuk / Sudenur Adıgüzel (17 Yaş)

“Ay, Dünya’nın tek doğal uydusudur.” son cümlemi de yazıp kalemimi masaya bıraktım. Çenemi avucuma yaslayıp açık penceremden dışarıya baktım. Ay tüm güzelliğiyle karanlık geceyi aydınlatıyordu. Ödevimi çantama koyup masa lambasının ışığını kapattım. Odada yalnızca ayın kısık ama göz alıcı ışığı vardı. Penceremin geniş mermerine oturup yazın ılık gecesinin rüzgârının saçlarımı okşamasına izin verdim. Şu an aya çok yakındım. Sanki elimi uzatsam dokunacağım.

Kollarım birden uzamaya başladı. Ellerim aya tutundu ve ben kendimi ayın üzerinde oturur vaziyette buldum. Derin bir nefes aldım. Uzay yasemin gibi kokuyordu. Ellerimden destek alıp ayağa kalktım. Hafifçe zıpladım ve kısa bir süre havada süzüldüm. Eğlence parklarındaki büyük trambolinlerde oynuyormuş gibiydim; ama bu, ondan daha güzeldi. Ayın etrafını dolaştım. Oldukça sade bir yerdi. Kafamı yere eğdiğimde aşağıda bıraktığım izleri gördüm. Bozulmadan öylece duruyorlardı. Aya son kez, üzgün üzgün bakıp kızıl gezegene doğru tüm gücüm ile sıçradım.

Mars’a yaklaştıkça burnuma portakal kokusu gelmeye başladı. Ayaklarım Mars’ın kayalıklarına değdiğinde gözüme ilk çarpan kocaman portakal ağaçları oldu. Boyları çok uzun olan ağaçlar kendimi bir karınca gibi hissetmeme neden oldu. Portakal kokusu her yeri sarmıştı. Acaba bu ağaçları Marslılar mı dikmişti? Peki Marslı diye bir şey var mıydı? Eğer olsaydı beni karşılarlardı, evlerine misafir ederlerdi. Görünürde portakal ağaçları dışında ev bile yoktu. Karşımda duran kocaman dağa baktım. Sanırım bu Olimpos’tu. Ödevimi yaparken öğrenmiştim. Hemen yerdeki tahta merdiveni alıp dağa dayadım. Yavaş yavaş tırmanmaya başladım. Zirveye geldiğimde etrafa baktım. Şimdi de portakal ağaçları birer karınca gibi görünüyordu. Kollarımı bir kuş gibi çırpıp Güneş Sistemi’nin beşinci gezegeni olan Jüpiter’e uçtum.

Ayaklarım yumuşak toprak ile buluştuğunda hemen üzerimdeki montu çıkarıp belime bağladım. Burası o kadar sıcaktı ki adımımı atar atmaz terlemeye başladım. Jüpiter çok büyük bir gezegendi. Belki burada birileri yaşıyordur, umuduyla bağırdım.

“Kimse var mı?”

Sesim yankı yapıp bana döndü. Başka ses duyamayınca yalnız olduğumu anladım. Alnımdaki teri silip kollarımı tekrar çırpmaya başladım.

Satürn’e yaklaştığımda yavaşlayıp halkadaki büyük taşlardan birisinin üzerine kondum. Daha sonra bir başka taşa sıçradım. Sonra bir diğerine. Başım dönene kadar, halkayı taştan taşa sıçrayarak dolaştım. Eğlenmek için tüm taşları kullandım. Sanki kocaman bir plak üzerinde turluyordum. Dönmeyi bıraktığımda midem bulanıyordu. Biraz dinlenip ellerimi çırptım, Uranüs’e sıçradım.

Uranüs’ün halkalarını geçip ayaklarımı yere bastım. Belime bağladığım montumu üzerime giydim. Burası son derece soğuk bir gezegendi. Acaba burada kutup ayısı var mıydı? Ya da smokinli penguenler? Ellerimi cebime sokup yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Karşıma kristal bir mağara çıkana kadar yürüdüm. Gördüklerime inanamıyordum. Hiç düşünmeden mağaranın içine girdim. Bu, şu ana kadar gördüğüm en güzel mağaraydı. Buz kristalleri o kadar güzeldi ki gözlerim kamaştı. Titremem durmuştu, ben şaşkın gözler ile mağaraya bakıyordum. Kolumu uzatıp büyük bir kristale dokundum. Şaşırtıcı. Kristal sıcacıktı. Dışarıdan bakıldığında buz gibi görünse de aslında sıcacıktı. Son kez etrafa bakıp Neptün’e doğru yola çıktım.

Neptün’e vardığımda ilk dikkatimi çeken etraftaki göletler oldu. Daha sonra ise şu ana kadar hiç görmediğim mavi, mor, pembe ve yeşilin tonlarının hâkim olduğu bitkiler. Toprak, diğer gezegenlerin topraklarında daha yumuşaktı. Dünyadaki gibi çimenler vardı yerde; fakat bu çimenler düz değil dalgalıydı. Çimenlerin renkleri açık maviydi. Küçük olan göllerden birinin yanına gittim. Su o kadar şeffaftı ki içindeki her şey görünüyordu. Değişik, kocaman gözlü canlılar, mavi yosunlar, renkli taşlar… Şu ana kadar hiç görmediğim bitkilerin olduğu ormana girdim. Önümü kapatan kocaman pembe yaprağı çektim ve şok olduğum manzara ile karşılaştım. Düz bir arazi mor çiçeklerle kaplıydı. Bu çiçekler tıpkı yasemin gibi kokuyordu. İlerleyip çiçeklerin arasına girdim ve yere uzandım. Demek uzaya yasemin kokusu buradan yayılmıştı. Gözlerimi kapatıp rahatlatıcı kokuyu içime çektim.

” Oğlum, sen hala uyumadın mı?”

Gözlerimi kırpıştırıp daldığım hayalden uyandım. Yavaşça mermerden indim.

“Ben de şimdi yatıyordum anneciğim.”

Yatağa girip ince pikeyi üstüme çektim. Annem yanıma gelip alnıma küçük bir öpücük kondurdu.

“İyi geceler bir tanem.”

“İyi geceler.”

Annem açık olan perdeyi kapatacakken onu durdurdum.

“Bu gece ayın ışığıyla uyumak istiyorum.”

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LbJH

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.