Düş Pavyon / Cavit Arslan

“Bu gece güzel olacak!” Uzun zamandır böyle hissetmemiştim. İçimi güzel bir his sarmaladı. Kahpe dünyanın en pislik zamanlarını ve ortamlarını yaşıyorum. Böyle olsun istemezdim! Ama böyleyim. Akşam olmak üzere.  Yatağımdan çıktığımda öğle olmuştu. İş zamanı geldi. Dükkâna girerken “Düş Pavyon” yazısını aydınlatan renkli ışıklar açılmamıştı. Kapıdaki resimlerde ismimi Neşe olarak okudum, yılların Hicran’ı olarak.

Masalarda muhabbet satan bir kadınım. Fakir bir ailenin fakir kızı olarak büyüdüm. Yokluğun bile yok olduğu bir yaşamdan kurtulmak için tanımadığım ve istemediğim bir adamla evlendirildim. İki yıllık evliliğimin anlamsızlığını fark ettiğimde yirmisindeydim. İnternette tanıştığım Mert ile, gömdüğüm hayallerin yeşerdiğini hissettim. İnternetten çıkıp yaşamıma dahil oldu. Otuzlu yaşlarında, yakışıklı, kendine güvenen, maddi durumu yerinde bir adamdı.

Bana “Hadi gel!” dediğinde yüreğim, sorgulamadan peşinden gitmek istedi. Bedenim yüreğimi takip etti. Evden ayrılırken yanıma hiçbir eşyamı almadım. Çantama sadece düşlerimi doldurdum. Kimsenin yaşamadığı bir düşü yaşamak istiyordum. Ama adam sandığım, düşlerimi doldurduğum çantamı alıp gitti. Yalnızdım ve sığınacak bir limanım yoktu. Kurtlar sofrasına düşmüş bir kuzuydum. Düşlerim bir pavyonda son buldu.

Kimilerince pavyon, düşlerin yaşandığı bir yerdi. Ama buraya ait olan her insan bilir, burası düşlerin bittiği yerdir. Gelen müşterilere daha çok içki içirmek ve yeni müşteriler getirmek için bir mezeydim. Gelen müşteriler ise dışarıda çoktan düşlerini tüketmişti. Yaşamın güzelliklerini kaybettiklerinde son durakları burası olurdu.

Çeşit çeşit müşteri vardı. Kimi sadece içer, içerken yanında sessizce oturmamı isterdi. Kimisi ise çok geveze olurdu ve susmak bilmezdi. Kimi ise içimde düşecek yer arardı. Bakalım bu gece hangi çeşit müşterinin masasında olacağım?

Cadde kapısından girip bodrum kattaki hazırlık odalarına geçtim. Buradaki küçük odalardan birinde akşama hazırlığına başladım. Rengi solmuş duvara asılı aynanın çevresindeki lambaların ışığında makyajımla tüm gerçekliğimi sakladım. Hazırlığımı bitirip salona açılan perdeyi aralardım.

Perdenin arkasındaki merdivene köprü süsü verilmiş. Köprüden salona geçtim. Salonun köşesinde müşterilerin bizi seçtiği masamıza geçerken ağzıma bir sakız attım. İlk yıllarımda elimde olmadan somurturdum. Patron “Müşteriler rahatsız oluyor.” dediğinde bir ablamız cebinden çıkardığı sakızı uzattı. “Şöyle geniş geniş çiğne sakızı! Seni gülüyor sanırlar,” dedi. Ben de öğünden beri köprüden her geçişimde ağzıma bir sakız atıp geniş geniş çiğneyerek etrafa neşe saçarım.

Köprünün arkasındaki odalar gibi, yüzümün de ruhumun da boyası eskimiş, rengi solmuştu. Ama köprüden geçtikten sonra suratımda renkli ışıkların aydınlattığı sahte bir mutluluk belirir, hicranımı içimde neşemi dışımda yaşarım. Masaya, diğer kadınların yanına oturduğumda garsonun işareti ile müşterimin masasına geçtim. Sahte ve abartılı bir selamlaşma ile masaya oturduğumda garsona “Her zamankinden,” dedim.

Bu müşteri fazla konuşmayanlardandı. Diğer masaları kolaçan etmeye başladığımda gözlerime inanamadım. Düşlerimi doldurduğum çantamı çalan Mert karşı köşedeki masaya doğru yöneldi. Yanında şık giyimli bir adam vardı. Eski halinden eser yoktu. Yirmi yıl önceye göre çok şey değişmiş olmalıydı. Şimdi sahibinin yanından ayrılmayan bir köpek gibi masadaki adamın ağzına bakıyordu. Demek onun da düşleri bitmiş, buraya düşmüştü.

Garsonu çağırıp Mert’in yanındaki adama bir içki ve selamımı yolladım. Köpeklerle değil sahipleriyle muhatap oluyordum. İlk bakıştan sonra Mert bir daha masama bakamadı. Gece boyunca kafası masadan kalkmadı. Çaldığı düşlerim onda kalmamıştı. Düşlerimin kurtulmasına çok sevindim.

1 Yorum Düş Pavyon / Cavit Arslan

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.