Dudak Okuma Kursu / Eyyüp Yıldırmış

Her yan ıssız ve sessiz. Dünya tenhalaşmış bir ben bir de o; Lapina. Kentlerde toplu yaşamayı icat edenlere rahmet okuduğum günler geride kalmıştı tanıştığımızdan beri. Hoş tam anlamıyla bir tanışma denemez belki buna ama kursta karşılaşmıştık, o öğrenci ben öğretmendim. O saatlerin ileri geri alındığı günlerde, saatini ayarlamadığı için epey erken gelmişti kursa. Kursun ilk günü hiç olamayacak olmuş kapıdan geri dönmüş aşağıdaki salonda oturuyorken görmüştüm onu. Ben de saatlerin gazabına uğramış vaktinden evvel geldiğim için aynı salonda bekliyordum. Yedek anahtarım vardı ama burada beklemeyi tercih etmiştim. Sarışın uzun saçlı, manalı mavi gözlü, kalın dudaklı, güzel bir kız, geldi ötemdeki masaya oturdu. Adını o zamanlar bilmiyordum tabi.

Boynundaki kolyede ve el bileğindeki stilize şekiller dikkatimi çekmiş, neyin resmi olduğunu sorabilmek için yanıp tutuşuyordum. Kalabalıklaşan ortam yaklaşan kurs saati ön hazırlık için erkenden ayrılmam gerekiyordu ben de hesabı ödeyip çıkışa yöneldim.

Onarlı gurup seansları halinde dersler yapılıyordu, ilk gün tanışma ve ders işleyişi hakkında bilgilendirme halinde geçecekti. Olağan ve rutin bir işleyiş anlayacağınız. Herkesin bir önlüğü ve yakalarında kartları olacaktı ayrıca küçük not kağıtları ve kalemler masaların üzerinde önceden hazır, kursiyerleri bekliyordu hepsi.

Saat üçe on kala derslik tamamen doluydu. Üçte derse başladık. Tahtaya yazdığım, adlarına mesleklerine yaşlarına ve daha başka sorularıma ait cevapları önlerindeki kağıtlara geçirip arka sayfaya kendilerini en iyi ifade eden canlıyı çizmelerini istedim.

Tüm kağıtları topladım. Daha sonra gözden geçirmek üzere dosyanın arasına koymak üzereyken yere düşen bir tanesinin üzerindeki resim dikkatimi çekti. Aşağı salonda oturan sarışın kızın kolunda ve boynundaki kolyedeki resimdi bu, Lapina yani balık (bu ifade aynen kağıttaki gibidir). Kızın adını böylece öğrenmiş oluyordum.

            Olağan çizelgeye göre ilk dersi bitirip kurs binasından ayrıldık.

            Tesadüf bana yakın oturuyormuş. Önüm sıra yürürken görüp yanına yaklaştım. Omzuna hafice dokunup beraber yürümemizi teklif ettim. Başını mahcupça öne eğip sağ elini, hadi öyleyse yürüyelim manasında ileri uzatınca beraber yürüdük evine kadar. Bu rastlaşmalar sıklaşmaya, ufak tefek çay kaçamaklarına dönüşmeye başlamıştı. Böyle günlerin birinde, sıcak bir yaz akşamında, bizim binaya yakın pasajı gösterdim. Şurada oturalım mı manasına. Büyük ve kemerli bir kapıdan geçip, eski bir binanın iç avlusuna onun da kuytusunda bir çay ocağına doğru yürüdük.

İki alçak sandalyeye oturduk, küçücük masa, elimi uzatsam parmakları avucumun içinde o kadar samimi bir ortam anlayacağınız. Dudaklarımı oynatmama bile gerek kalmadan aklımdan ne geçerse onu fısıldayabilecek kadar mesafe var aramızda. Duygularımı açıklamak için tam uygun ortamdaydım. Ona sevdiğimi, ilk görüşte ona âşık olduğumu söylemeliydim.

 Masa üstündeki renkli kâğıda bakıp sade sodaları işaret ettim Lapina’ ya. Evet anlamında gülümsedi.

İki sade soda dedim, siparişinizi soran; geniş alınlı, saçsız, kalın gözlük çerçeveli ufak tefek adama, bardakta ve limonlu olsun mümkünse diye ekledim.

Cevap vermeden, anca avuç içi kadar küçük kâğıda sipariş notunu alıp uzaklaştı yanımızdan.

 ‘’ İçinden doğru sevdim seni’ demek istedim Lapina’ ya dedim de. Anlamamıştı. Anlamamış olmanın verdiği tedirginlik yayıldı yüzüne. Anlaşılmamış olmanın verdiği ezikliği yaşadım.

Bardakları gösterdim. Bardağın üstündeki kabarcıkları. Bir süre bardaklara baktı. Bardağın içi de kabarcık doluydu. İçim gibi kıpır kıpır dı bardak. Nasıl buharlaşıp iz bırakıyordu arkalarında. Gözümü gözlerine çevirdim, ‘’ Bakışlarından doğru sevdim de.’’ Dedim aniden. Sesiz sinema oynar gibiydik. Sonra tekrar dudaklarına yönelttim bakışlarımı, “Ağzındaki ıslaklığın buğusundan’’ çıkacak kelimelere kulak verdim, sen de bir şeyler söyle lapina. Ama boşunaydı.

Birden eli çantasına gitti. Kalem ve küçük kağıtları çıkardı. Şunları yazmıştı bana uzattığı kağıtlara; “seni duymadığımı biliyorsun, dudaklarını da okumayı beceremiyorum şimdilik. Konuşamıyorum da.” Dudakları değil ama yazılanları okuyabiliyordu. Haklıydı daha kursa yeni başlamıştı.

Duyuramadıklarımı kağıtlardan okudu, az önceki mısraları yazdım kağıtlardan.

Kalktı yanıma geldi, dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Bakışlarındaki korkunun yerini sevgi almıştı Lapina’ nın.

Ben de seni seviyorum demişti dudakları.

O henüz dudak okumayı öğrenmemişti ama ben okuyabiliyordum.

 

(Mısralar Edip Cansever’e, aittir.)

 Bildiğiniz gibi, Edip Cansever, Türk şair. 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Yukarıda yazılı öyküde geçen mekânda çalıştı mı bilmiyorum fakat, eğer bahsi geçen garson o idiyse ne güzel bir rastlantı olmuş.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.