Dost Aranıyor / Melis Köse

Melis Köse, 8 yaşında

Bir dostun, gerçek bir dostun anlamı nasıl anlatılabilir ki?

Kimileri buna koşulsuz sevgi diyebilir. Kimileri de bunaltıcı, yapmacık kelimelerini kullanabilir belki. İşin aslı dostluk öyle bambaşka bir şeydir ki, çok az kişi bu eşsiz duyguyu tam anlamıyla tarif edebilir. Dargınlıkların, yükselen seslerin, çaresizlik göz yaşlarının arasından kendine yol bulabilen bir “değer’’ olduğunu söylemek bile yetersiz kalır. Çünkü kalbin derinliklerine sızan sizi ele geçiren o güçlü duygu, bundan çok daha fazlasıdır.

O dostunun gözlerine baktığı daha ilk an ikisi de küçüktü ama dünya onların dostluklarından doğan güce ilk kez şahit olacak kadar yeniydi. Yıllar sonra aynı yerde, o aynı günkü kokuyla, aynı saatte, tıpkı o günkü gibi birbirlerine döktükleri kelimeler hala aynı sıcaklığı, aynı duyguları anlatıyordu. Dostuna baktı ve ona ışıl ışıl parlayan gözlerle içinden gelen kelimeleri bulunmak istediği yerde dökmenin mutluluğuyla üç saniyeye sığdırdı.’’Çok güzel bir gün değil mi?’’Sadece bu muydu anlatmak istediği yoksa o daracık zamana sığdıramayacaklarından mı korkuyordu? Aslında hiçbir önemi yoktu birbirlerini kelimelerin yetersiz kalmasına izin vermeden anlayabiliyorlardı. ‘’Evet. ‘’ dedi.  ‘’Bu anı hatırlıyor musun?  Arabanın sesini duymak benim için yeterliydi, kumdan yaptığım pastalar seni karşılamaya yetmez diye düşündüğüm anda kalsaydım keşke hep.’’ ‘’Ben de arabanın her zamankinden daha yavaş gittiğini düşündüğüm anda… ‘’ İkisi de çok iyi biliyorlardı ki umutla beklemek, olacağını düşünmek, olmuş ve bitmiş her şeyden daha iyiydi. Ayrıldılar. Çok uzun zaman geçmeden bulaşabilme dilekleriyle ve birbirlerini her gün düşüneceklerine söz vererek…

O şimdi onunla her dakika kahkahalar atan boş yere gülüşmelere son vermeyenlerle birlikte. Arka sıradaki burnu havada öğrenci ‘’Sen ne sanıyorsun hep yanında olanlar mı hep senledir gerçekten yoksa arada sırada olanlar mı?’’ Bu cümle onu çok derinlere götürse de ‘’Benim ne sandığımı merak ettiğini bilmiyordum.’’ ‘’Merak etmiyorum gerçeği öğrenmek senin de hakkın bunu unutma!’’ , ‘’Gerçek senin doğru bildiğin mi yoksa öyle zannettiğin mi?’’ ,‘’Seninle uğraşılmaz! Ben senin yerinde olsam buradaki şakayı hiçbir şeye değişmem.’’

Hiçbir şey öyle olmadı. O şimdi hastanenin penceresinden dostluğun yalnızlık kelimesini kapatan şey olduğundan emin olup olmadığını düşünüyordu. Kapı çalıyordu sessizce ve durmaksızın düşüncelerinin gerçek olmasını istedi. Kapı açıldı. O kısacık koridor ona hiç bu kadar uzun gelmiş miydi daha önce? ‘’Ben geldim.’’dedi. ‘’Dostun’’Evet yalnız kalmayacağını biliyordu.’’Ben de seni bekliyordum.’’ dedi. ‘’Hadi ama yapma gelmeyeceğimi düşündün.’’ ‘’Hayır, geleceğini biliyordum, tıpkı hep yaptığın gibi beni yalnız bırakmayacağını.’’ ‘’Bunu düşünmene sevindim.’’ ‘’Biliyordum.’’ ‘’Neyi’’ ‘’Bana aynen şöyle demişti; Buradaki şakayı hiçbir şeye değişmem.’’ ‘’Kim?’’ ‘’Boş ver uzun hikâye sonra anlatırım. Çünkü o şimdi düşüncelerinin onu hapsetmesine izin verdiğinden pişmanlığı yaşıyor. Gerçek dost kara günde belli olur. Zaten mutlu olduğunda yanında olanlarla dostunu ayırt edebilseydin -ki bu çok zor olurdu- ayırt ettiklerin sana güvensizliği son ana kadar tattırabilirdi. İyi ki varsın.’’ “Sen de öyle. Ama şimdi o ne yapıyor? O diyorum çünkü kim bilmiyorum.’’ “O şimdi eminim ki yalnızlığı zirvelere kadar tatmanın acısını çekiyor. Kazadan önce bana dediklerini her hatırladığında beynine bir ok saplanıyor ve hatta onun için gerçek dostluk nedir öğretecek bir dost aranıyor. Hâlbuki aramak bulmaya yetseydi dost uzak durulması gerekenlerin başında yer alırdı. Ama ben bu dünyadaki dostluğu en iyi yaşayan kişiyim çünkü…’’

Çünkü şöyleydi, yıllardan 10 Nisan 2003 ve ardından gelen 2004-2005 yılları üç dostluğun filizlerinin atıldığı zaman. Kim anlar dostluğu kim bilir ki dostluğun sızını kim dökmüştü dostluk gözyaşlarını ve o üçünün yeterince verdikleri dostluk savaşı onları bu dünyaya alıştıran en yüce güç olmuştu. Sevgi çünkü sevgiydi onları bağlayan, kardeşlikti ölümüne birbirine kenetleyen ve kimsede olmayan güç onlardaydı mesafeler asla girmedi aralarına çünkü çok iyi biliyorlardı ki birbirlerine olan güvenleri kalplerindeki sevgi gibi o küçük ellerine doğan güneş gibi hala aydınlıktı ve bu dünya yok olana kadar asla sönmeyecekti ve bekli de yok olduktan sonra bile…

Günler hep geçerdi, hem de durmaksızın akan bu zaman dostluğa meydan okurmuşçasına acımasızca akar ve hilekârca davranırdı. Ama dostluğa gerçek dostluğa asla yanaşamayan ihanet bu dünyada bir tek dostluğu yaşlandıramıyordu. Ve o süper üçlü acıyı yenmeyi çoktan öğrenmişti. Sabahları kalkınca hemen kahvaltılarını yapıyor, vakit kaybetmeden birbirleriyle buluşmak için can atıyorlardı. Buluştuklarında birlikte kumculuk oynuyor, fıskiyeyle birbirlerini ıslatıyor, doyasıya eğleniyor her zorluğa rağmen o küçük gülümsemeleriyle dünyayı ısıtıyorlardı. Peki neydi bu? Güç, zorluk neydi; bu küçücük çocukları adice üzen acımasız şey neydi? Her şey çok açıktı keşke zorlukları yıkmakta bu kadar açık ve basit olsaydı.

Neresinden başlanır iliklere kadar donduran soğuktaki yüze tüm gücüyle çarpan rüzgâr gibi engellerin…

Bilemezlerdi ki aslında bir gün ayrılığı tadacaklarını. O da bilemezdi dostlarına bir gün çok uzaklardan telefon açıp ‘’Aynı gökyüzünün altında olmamıza rağmen niye bu kadar uzaktasınız?’’ diyebileceğini. Küçükken her şey çok güzeldi ona göre erken kalkmak bile güzeldi dostlarına hemen kavuşmak. Yorgunluktan soluksuz bir uyku çekmek de güzeldi, ağaçlara tırmanıp ufukları seyretmek de, kanayan dizinin acısını dindiren dostları da… Her şey güzeldi keşke hep kanasaydı dizleri belki o zaman yanında olurdu dostları hep. Peki, niye ayrıldılar sonra iki kişi kaldılar? Çünkü o ailesi yüzünden ayırmıştı yollarını istemeyerek, hatta bilmeden. Bir gün üçü de oturmuştu kapının önünde. Sıcak ve sessiz bir gündü, sonunun ne getireceklerini bilmedikleri acımasız bir zamandı.Kapının yanına bir kamyon yanaştı hızlıca bir şeyler oldu akılının o zamanlar ermediği bir şeyler ve eşyaları kamyona tek tek koyuluyordu. O mutlu da değildi üzgün de çünkü ne yaşadığının farkına varamamıştı daha. Farkına vardığında da artık çok geçti.  İlk  ayrılık böyleydi. Mesafeler engel sayılmasa neden iki kişi kaldılar? Sonra diğer yıldıza ne oldu, karanlığı aydınlatmaya yetecek miydi şimdi iki yıldız? Hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı hiçbir zaman. Diğer yıldız talihsiz bir olay sonucu hayatını kaybetmişti. Asıl ayrılık yaşanmıştı o zaman, anılar kalmıştı geriye; hep tekrar tekrar yaşanmak istenen anılar… Mutluluk bu üçlüye rastlamayı unutmuştu. Zaten sonsuz mutluluk o kadar kolay elde edilseydi insanlık gülümsemeyi unuturdu…              

 

1 Yorum Dost Aranıyor / Melis Köse

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.