Dil Faşizmine Bir Tokat: Dışarısı Mağara Kaç / Ayfer Karakaş

Ona göre “şiir nedir? “ sorusu “sen kimsin” sorusuyla eşdeğerdir. Yine de şiire dair bir tanımlama yapmak gerekirse “yaşıyor olmanın acısını katlanılır kılan her şey şiirdir.” diyor Hicran Aslan bir konuşmamızda. Onun şiir yazmaktan başka bildiği bir yol yoktur. Şairin içinde tanıklıklarını aktarma isteği vardır. Bu tanıklıklar öyle çoğalır ki içini hizaya sokması gerekir insanın. Hicran Aslan bunu şiirle yapar. Bir nevi içinin ve kimsesizliğinin kalabalığın şiirle düzenler.

Yazdıkları hem yaşadıkları hem de tanıklığa bağlı kurgudan beslenir. Ona göre, “çevresinde olup biten her şey; yaşama dair incelikleri, kurgu bile olsa ulaştığı yer gerçekliktir. “

İlham mı yoksa çalışmak mı sorusunun cevabı onun için “ çalışmak, yaşamı okumak ve her anlamda dinç kalmak için yeni alanlarla ilgilenip deneyimlenen şeyleri yazıya taşımak” tır.

Edip Cansever ‘in kitaplarıyla uyuyan şair; Aslı Erdoğan, Rimbaud, Kafka, Beckett gibi yazar ve şairleri okuyarak onlardan etkilenmiştir.

Yirmili yaşlarda sahnede solistlik, ve kısa bir süre tiyatro eğitimi alan Hicran Aslan, resim öğretmenliğinden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Kürtçe üzerine yapmıştır. Diyarbakır doğumlu şairin Sandık Tozu (deneme), Sesimi Yuttum Önce (şiir), Esmere (şiir) ve son kitabı Dışarısı Mağara Kaç (şiir) olmak üzere dört kitabı bulunmaktadır.

Dışarısı Mağara Kaç, Kaos Çocuk Parkı Yayınları tarafından yayınlanan ve 67 sayfadan oluşan bir kitaptır. Kitap gerek izlem gerek ritim gerekse biçim açısından bütünlük taşıdığı için bölümlere ayrılmamıştır. Bu kitap, dışımızdaki oyuklardan kaçarak içimizdeki mağaralara sığındığımız ve temel sorunsalı “insan” olan, toplumcu ve gerçekçi çizgide işlenmiş, müzikalitesi olan şiirlerden oluşuyor.

Hicran Aslan şiirinin temel meselesi acı dolu bir gövdenin sancımasıdır. Doğduğu ve yaşadığı coğrafyanın da izlerine rastladığımız bu gövde ; şairin kimliğini oluşturan ana unsurlardan birinin de ait olunan toplum ve coğrafyanın tarihsel kimliği olduğu gerçeğini de ortaya koyar. Şiirlerde Doğu’nun izlerine rastlamakla birlikte bütünsel anlamda Doğu’ya sıkışmayan bir dili vardır Hicran Aslan’ın. Evrensel ölçüde tüm insanlığa ait bu dil, yerel boyutuyla da coğrafyasını da kucaklamaktadır. Ayrıca Dışarısı Mağara Kaç kitabının en dikkat çekici özelliklerinden biri de dilin cinsiyetsiz oluşudur. Eril dil- feminen dil tamtamlarının sıkça duyulur olduğu günümüzde bu kitap, dil faşizmine bir tokat niteliğindedir.

Kitaptan “devre arası” ve “mülteci” şiirleri, fotoğrafların sözcüklere dönüşmüş halidir. Kendisi de ressam olmayı ikinci bir kimlik olarak künyesinde taşıyan şair, fotoğrafları imgeler aracılığıyla iyice görünür kılmıştır. Şiirin:

“betonun eti yutması ve

İnancın tenindeki hüzünlü haz

Sıkışan yığınların kalabalık hiçlikleri”

Dizelerine baktığımızda bazı imgeler çok diridir: İnancın teni, hüzünlü haz, kalabalık hiçlik… Kurgusal açıdan rahat bir dille ifade edilen, gerçekliği zorlamayan ve anlamsal dinamiği olan imgeler bunlar.

Sahip olduğu etnik kimliği de bir oya gibi işlemiştir Hicran Aslan şiirine.

“ipek böcekleri en güzel kozayı örsün diye

Hevsel bahçelerinden dut ağaçları kiralayan

Adamın kızıyım ben”

Dizelerinde köklerini Dicle Nehri kıyısından alan bir Kürt kızı karşılar bizi. Özel kişilerden ve öznel anlatımlardan toplumsal gerçekliğe nazik geçişler de yapmıştır şair.

“ki sonraları bir çok Kürt genci gibi

İnşaat işçiliğine mahkum edildi

Çimento, soğuk, nasır, inşaat artığı karışımı

Bir şeye dönüştü elleri” örneğinde olduğu gibi.

Çok Nefesli Konçerto şiirinde yoksul evlerin lirik hüznü ağır basmaktadır. Bu lirizmi “başındaki yemeniyle asmış bedenini” dizesinde yoğun bir şekilde hissediyoruz. Bu şiire eleştirel bir yaklaşım ise her bölüm sonunda yinelenen “çirkin tapınak istemem!” dizesinin, şiirin anlam bütünlüğünün dışında kalmasıdır. Ayrıca Kediden Konçerto şiirinin epigraf bölümünün şiirin içeriğine dair ipucu vermiyor olması ufak bir eleştiridir.

Kediden Konçerto şiiri, duygu yoğunluğunun fazla olduğu şiirlerden biridir. Günlük yaşamla bağdaşan ve yerleşik söyleme uyan ifadeler ağır basmaktadır. Şiirde iki kız çocuğu anlatılmaktadır. “kapılar açık sokaklarda oyun oynanan günler” dizesinde geçmişe dönük bir özlem sezilmektedir. Bu özlem, çocukluğa dairdir. “iki kız çocuğu” imgesinden “kadın” öznesine gelirsek ; kadın, “acemi annenin ilk kızı”, “kedere gömülmüş bir anne”, “masal kadına dönüşen yıllar”, “civcivleri, kedilerden korumayı öğütleyen bir anne” gibi biçimlere dönüşmektedir. “anne” imgesinden hem şairin hem tanıklık ettiği kadınların izlerini görürüz.

Anahtar şiirine baktığımızda erken yaşta işe koşulup çalıştırılan, evlendirilen bir kız çocuğu görürüz. Şairin toplumsal hassasiyetini ön plana çıkaran şiirlerin başında gelir “anahtar” şiiri.

“okuldan alındım

Çocuklara çamaşıra ortalığa

Temizlikçi ev teslim edildi

Güvenilendim

Anahtar hala boynumda

Baldıran renkli nal”

Dizelerinde kadına dair güvenilir olmak, hayatını adamak, kendine yabancılaşmak kavramlarını görürüz.

Tavaf şiiri, iç müziği ruhunda barındıran bir şiirdir. Ses ve sözcük uyumu şiirin bütününe hakimdir. Dil ve şiir işçiliği ağır basan bir şiirdir “tavaf”.

“kirlenmesin diye çabalamaktan

Sevgimizin bittiği eşyalar

Kısacık ölümü vardır hepimizin

Bazı sabahlar”

Dizeleri bir var oluş ikisini de taşımaktadır.

Gürültü şiiri de yine müzikalitesi, ritim duygusu ve ahengi yoğun bir şiirdir.

“birini affetmek

Kendini dik tutmak için harcadığın enerji

Bitirir içinde sararır yapraklar

Biter gözlerinizdeki tüm telaşlar”

Dizelerinde bu ritmi rahatlıkla yakalarız.

Hicran Aslan ve Dışarısı Mağara Kaç’ın yolu açık olsun.

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.